KUR’ÂN-I KERÎM MÜDÂFAASI

 

Takdim

Kendi kendine tıp kitapları okuyanların insan tedavi ettiği bir memlekette doktor, avamın meal okuyup hüküm verdiği bir yerde de âlim yetişmez. Bir takvim yaprağında okuduğu bilgiye dayanarak, doktorlarla tedavi usulü üzerine tartışan bir hasta ne kadar normalse, ulemâ ile cedelleşen mealciler de o kadar normaldir. Ne var ki, insan hayatının yalnız bir yönüne bakan tıpla alakalı bir hususta mutlaka mütahassıs arayan ehl-i dünya, hayatın bütün şûbelerine müdâhil olan Kur’an-ı Kerîm’i anlama noktasında kendini yeterli görür.
Hz. Muhammed’e Arapça olarak indirilen, rivayet ve yazı yoluyla mütevâtiren bize ulaştırılan, karşıtlarını benzerini getirmekten âciz bırakan, tilavetiyle ibadet edilen, Fatiha sûresi ile başlayıp Nas sûresi ile sona eren, hakkında âlimlerin derin bir dikkatle, cahillerin ise cesaretle konuştuğu Allah Kelâmı’nı Peygamber-i Ekber şu ifadelerle tanımladı: “Sizden önceki ve sonraki nesillerin haberi, aranızdaki meselelerin çözümü O’ndadır. O, hak ile bâtılı ayırt eden kesin bir doğrudur. Komedi değildir. Kim bir zorbadan korkarak O’nu terk ederse Allah O’na öldürücü darbe indirir. Kim O’ndan başka yol gösterici ararsa Allah Teâlâ O’nu saptırır. O, Cenâb-ı Hakk’ın sağlam ipidir. O, zikr-i hakîm, sırat-ı müstakîmdir. İstekler O’nunla masrufunda kalır. Diller O’nunla rekâketten kurtulur. âlimler O’ndan usanmaz. Çokça tekrarı yeniliğine halel getirmez. İnsanı hayrete düşüren yönleri bitip tükenmez. O, öyle bir kitaptır ki cinler O’nu işittiklerinde şöyle demekten kendilerini alıkoyamadılar: ‘Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de O’na inandık.’ Kim O’nunla bir görüşü desteklerse doğru söyler. Kim O’nunla amel ederse mükafatlandırılır. Kim O’nunla hükmederse adil olur. Kim O’na çağırırsa doğru yola ulaştırılmış kabul edilir.”
***
Müfessirler, hak kelâmın sapık yorumlarının önüne geçebilmek için Kur’an-ı Kerîm’in inişi, toplanışı, tertibi, tedvîni, mekkî-medenî ayetleri, nâsihi-mensûhu, muhkemi-müteşâbihi ve bunlar dışındaki meselelerini ‘Ulûm-u Kur’an/Kur’an ilimleri’ kapsamında bir araya getirdiler. “Kur’an İlimleri” tefsîre sabit ölçüler kazandırdı.
Birden çok anlama gelen ayetlerin murâd-ı ilâhî çerçevesinde anlaşılmasını temin etti. “Rivâyet”, “işâret” ve “dirâyet” tarzında telif edilen tefsîrler “Kur’an İlimleri”ni içselleştiren müfessirlerin kaleminden çıktı. “Kur’an İlimleri”, anlama delâleti açık olmayan ayetlerin ideolojik bakış açısıyla tefsîr edilmelerine de engel oldu. Bu yüzden yakın dönem modernist tefsîr hareketleri, düşüncelerinin İslâmîliğini iptal eden “Kur’an İlimleri” ve müdevvinlerini tenkit etmeyi öncelikli vazife telakki etti. Mevcut haliyle “Kur’an İlimleri”nin çağın ihtiyâçlarını karşılayacak şekilde Kur’an-ı Kerîm’in anlaşılmasına mani olduğunu iddia eden modernistler, köklü bir değişimle oluşacak yeni usul ve yöntemlere ihtiyâç olduğu hissini uyandırdılar.
Onlara göre, kudemâdan müfessir ve müctehidler ictihadda bulunmuş, düşüncelerini inşa etmiş ve bir kültür oluşturmuş fakat bunun ötesine geçememişlerdir.
Müslümanları, Kur’an-ı Kerîm’i aydınlanma döneminin ürünü olan bilimsel zihniyet(!) ile yorumlamaya çağıran modernistler, beşeri metinleri anlamada esas alınan yöntemlerle ya da İncil’i tashih amacıyla kullanılan Tarihselcilikle Kur’an’ın anlaşılmasını önererek, beşerî olanın etken, ilahî olanın ise edilgen olduğunu ilan etmektedirler.
Her biri müstakil makalelerden oluşan bu kitap, Allah Azze ve Celle’nin koruyacağını ilan ettiği Kitab’ını müdafaa etmenin yanında, asıl olarak pek çok cepheden yapılan taarruzlara karşı müslümanların imanlarını muhafaza amacı gütmektedir.

لا حول ولا قوة إلا بالله العلي العظيم
هذا رأيي ٬ والرأي يخطىئ ويصيب

İhsan ŞENOCAK
Şubat 2016

Eserimizi Okumak İçin Tıklayınız