Abdülhamid’i Anlamak

Sultan İkinci Abdülhamid Han, dünyamızdan ayrılalı neredeyse bir asır oldu. Onun gidişiyle adeta yetim kalan ümmet, sahipsizlik diyarında serseri kuşlar gibi vur ha vur bir öteye bir beriye sürekli kanat vurdu; yitirdiği kimsesini aradı. Bir ara bulur gibi oldu, fakat sunî Yahudiler (masonlar) gerçek Yahudilerin desteğini arkalarına alarak Abdülhamid devrinde olduğu gibi yine “vatan kurtarma” edebiyatıyla milletin önünü kestiler, en olmaz yalanları ona gerçek diye takdim ettiler. Sadece aktörlerin değiştiği bu kadim oyunda ümmetin yeni mağlubiyetler yaşamaması Sultan Abdülhamid’i ve onun düşmanlarını iyi tanımasıyla mümkün olacaktır.

Bunun içindir ki Üstat Necip Fazıl “Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han” adlı kitabını şu cümle ile noktalar: “ABDÜLHAMİD’İ ANLAMAK HER ŞEYİ ANLAMAK OLACAKTIR.”

Sultan anlaşılınca Büyük Destan’a düşülen ara noktası kalkacak ve yeniden ümmet kimsesine kavuşacaktır.

Sultan’ın anlaşılmasını temin eden şu dua Destan’ın yeniden nereden başlayacağını da göstermektedir:

“Allahım helal etmiyorum! Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere, hakkımı helal etmiyorum! Beni, benim için lif lif yolsalar, cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar, sarayımı yaksalar, hanümanımı, hanedanımı söndürseler, çoluğumu gözümün önünde parçalasalar helal ederdim de Sevgili (sallallahu aleyhi ve sellem)’nin yolunda yürüdüğüm için beni bu hâle getiren ve milletimi ateşe atan insanlara hakkımı helal etmem!

Allah’ım! Mukaddes isimlerine kurban olduğum Allah’ım! Ya Âdil! Bana “Kızıl Sultan” adını takan ve devrilmem için ellerinden geleni yapan Ermenileri, şimdi beni devirenlere parçalatıyorsun! Bu cellatları da, kim bilir, kimlere parçalatacaksın? Fakat yâ Rahman! Adaletinle tecelli edersen hepimiz kül oluruz! Bize acı! Resûlünün, Sevgilinin, Kâinatın Efendisinin nurunu kaydeder gibi olduğu için bu hâle gelen millete, rahmetinle, fazlınla, lütfunla tecelli et!

Yâ Kâdir! Kundaktaki yavruyu gagasına almış, kaçıran leş kuşunu düşürüp çocuğu kurtarmak ancak senin kudretine sığabilir. Leş kuşlarının gagasında kundak çocuğuna dönen milletimi kurtar Allahım!

Ya Mabut!.. Ömrümde tek vakit farz namazı kaçırdığımı hatırlamıyorum! Ama tek vakit namazım olduğunu iddiaya da nefsimde kuvvet bulamıyorum!.. Huzurunda eğileceğime kaskatı kalıyorum ve duada ruh teslim edeceğime yatağımda kıvranıyorum! Sana kulluk gösteremeyen bu kulunu affet Allahım!

Eğer, yılları tespih dizisince süren hükümdarlığımda seni bir kere anabildim, Resûlüne bir an bağlanabildimse, duamı, o bir kere ve bir an yüzü suyu hürmetine kabul et!

Yâ Sübhan! Şu titrek elleri, kıyamet gününde sana “Ümmetim, ümmetim!” diye yalvaracak olan Habibinin eteğinde, şimdi ‘Milletim, milletim!’diye dilenen bu ihtiyarın duasını geri çevirme! Milletimi evvelâ ‘Ba’sü ba’de’l-mevt’siz bir ölümle yok etmeye götüren sahte kurtarıcılar ve sahte kurtuluşlardan kurtar; ve ona bir gün gelecek kurtarıcıları, gerçek kurtuluşu nasip eyle!..

Benim artık bu dünya gözüyle görebileceğim hiçbir saadet ümidim kalmadı. Bari felâketi olsun bana daha fazla gösterme Allah’ım! Ayakta duramaz, haldeyim! Vadem ne gün dolacak Allahım?..”

Önceki Yazı