EL İLANLARI

ve “HAK YOL İSLAM” TABELALARI

Allah Rasulü ﷺ yollara, “Hak Yol İslam” yazan tabelalar asmadı. Tebliğe gazete, mecmua neşrederek ya da el ilanları dağıtarak başlamadı. İnsanlara vasıtalarla değil, doğrudan ulaştı. Gördüğüne, “Allah’tan başka bütün ilahları inkar et, kurtul!” dedi. Mekke sokaklarında Mus’ab b. Umeyr’in, Sa’d b. Vakkas’ın ardında -onlara İslam’ı anlatmak için- kim bilir ne kadar dolaştı? Ne Mekke’de, ne de Medine’de tebliğ eden Peygamber-i Ekber’le ﷺ, muhatapları arasında mesafe vardı. Minberde, mihrapta onlara hep doğrudan konuştu. Bizzat insanların ayağına gitti, evde, pazarda onları İslam’a davet etti. Medine’de İslam Devleti kurulunca sahabe-i kiram Mekke’ye göre biraz nefes aldı, rahatladı. Bedir Muharebesinden sonra okuma yazma bilenlerin oranında ciddi bir artış oldu. Allah Rasulü ﷺ, “Dolaşmaktan, anlatmaktan yoruldum ayetleri deri parçalarına yazıp evlere göndereyim ya da Mescid-i Nebevi’nin duvarlarına yazdırayım, oradan okuyun.” demedi. Mescid-i Nebevî’de anlattı, çarşıda, pazarda ayetlerin hayata tabikinin nasıl olacağını gösterdi. Ümmetiyle iç içe, insanlarla yüz yüze yaşadı. Sahabe, ilmi, kağıttan ya da duvardan değil, “Ahlak-ı Kur’an” olan Peygamber-i Ekber’den ﷺ aldı. Çünkü tabelalar ya da kitaplar yalnızca -o gün itibariyle oranı çok düşük olan- okur-yazar olanlara konuşur. “Yaşayan Kur’an” olan Peygamber ﷺ ise çocuktan yaşlıya, köleden efendiye kadar herkese hem diliyle, hem haliyle Sadece İslam, Yalnız İslam, dedi. Diliyle konuştu, haliyle konuştuklarının nasıl yaşanılacağını gösterdi. Cahiliyyenin soluksuz bıraktığı yüreklere, iffet, izzet, adalet, eman, istikamet aşıladı. Her ifadesi, her ameli onların önce beynine, yüreğine karıştı; sonra sözleri, fikirleri ve amellerinde tecelli etti.
Yalanı, gıybeti, hasedi, ribayı, içkiyi, kumarı yasaklayan; imanı, namazı, orucu, infakı, ihsanı emreden ilahi buyrukları sadece duvarlara yazdırsaydı, onları yalnızca okuma-yazma bilenler okuyacak, hakikat dar bir çevrede kalacak, ümmî olan sahabe varlıkta yokluk yaşayacaktı.
Allah Rasulü ﷺ İslam’ı anlatırken ne zenginden fakire, ne de sağlamdan sakata pay verdi. Herkese insan olarak baktı; zengin ve zeki ayırımı yapmadı. Şeriat’ın sahibi de Ona böyle yapmamasını emretti. İslam’a yol açmak için de olsa müşriklerle konuşmaya devam edip Abdullah İbn Ümmi Mektum’dan yüz çevirmesine Rabbi razı olmadı. Abese Suresi’nin ilk on ayeti bunun için nazil oldu.1 Kimse için, “O da kim oluyor ki ayağına gideyim?!” demedi. İnsanlara yukarıdan bakmadı, dudaklarını bükmedi, kaş-göz işareti yapmadı. Muarızlarına, “Allah beni alemlere rahmet olarak gönderdi, niçin sizinle uğraşayım?” demedi. “Şu kadar ayet-i kerimede adım geçmekte, Allah beni sair enbiyaya tafdil etti, bir defa anlatır, giderim, kimseye tenezzül etmem.” diye cümleler kurmadı.
Bedir’e giderken üç yüz on iki sahabinin elinde yüz deve vardı. Üç kişiye bir deve düşmekteydi. Bu yüzden 160 km’lik yolu develere nöbetleşe binerek katedeceklerdi. Allah Rasulü’yle ﷺ aynı deveye ise Ebû Lübabe ile Ali b. Ebî Talib binecekti. Deveye ilk olarak Efendimiz bindi. Her ikisi de Rasûlullah’ın ﷺ deveden inmemesini ve onların yerine de binmesini arzu ediyorlardı. Kendilerinin binip, Allah Rasulü’nün ﷺ yürümesini içlerine sindiremiyorlardı.
Yaya yürüme sırası Allah Rasulü’ne ﷺ gelince ikisi birden Ona şu teklifi yaptı;
– Yâ Rasûlallah! (Siz inmeyiniz) biz yaya yürüyelim…
Onların bu samîmî teklifine Allah Rasulü ﷺ şu cevâbı verdi:
– Siz yürümekte benden daha güçlü değilsiniz. Ayrıca benim de sizin kadar sevâba ihtiyâcım var!2
Ayetleri yüzbini aşkın sahabenin yüreğine yazan bir Peygamber’in ﷺ Ümmet’i, Kur’an-ı Kerîm’e hizmeti ayetleri yaldızlı kağıtlarda basmak ve mahir hattatlara yüklü meblağlar ödeyerek nefis tablolar halinde duvarlara asmaktan ibaret zannederse elbette Allah’ın Kelamı’yla, sahabe-i kiram gibi muhkem bir irtibat kuramayacaktır. Onbinlerce müessesesi, yüzbinlerce maaşlı hocası olan bu Ümmet’in bugün en büyük sorunu bu değil midir?!
Saadet Asrı, mahir hattatların kaleminden çıkan duvarlardaki levhaları, yüreklerine yazan ve hayatlarında yaşayan bir nesille gelecektir. O geliş için terliyoruz, bekliyoruz…

Dipnotlar:

1 Abese, 1-10.
2 Bkz. Mişkâtu’l-Mesâbih, H. No: 3915.

Önceki Yazı

Sonraki Yazı