AHLAK YOBAZIYLA DİN TÜCCARI AYNI SAFTA

Bir tecavüz vakası mahkemeye intikal ettiğinde hakim, “Ben böyle sefil bir davaya bakmam” derse, sadece vazifesini ihmal etmez aynı zamanda ırz ve namus düşmanlarını da cesaretlendirir. Bu yüzden en sefil adamların, en bayağı davaları dahi mahkemelerde karara bağlanır. Adliye Saraylarının arşivlerinde, yakınları tarafından tecavüze uğrayan şu kadar mağdur insanın davası vardır. Hal böyleyken, biri kalkar da, bu davalara bakan hakimleri, “niçin namussuzlara dair hüküm verdiniz?” diye sorgularsa, o cemiyette yaşayan ırz ve namus düşmanlarının sefalet yolu sonuna kadar açılır.
İmam-ı A’zam(r.a.), otuz yıllık (h. 130-150) ictihad hayatında seksen üç bin meselede fetva vermiştir. Onlardan biri de hürmet-i musahara bağlamında -kendisine intikal eden- kayınvalide ve damatla alakalı husustur. Fetvaya göre, taraflardan birinde, diğerine karşı bir alaka olması muhtemelse, ihtiyaten damat, kayınvalidenin elini öpmemelidir.
Dört yıl önce sorulan bir soru üzerine İmam-ı A’zam’ın fetvasını nakleden bir müslüman hakkında en sefil ifadeleri kullanan Ahlak Yobazları, bu halleriyle tecavüz davasına bakan hakime kin ve nefret kusarak mütecavizleri cesaretlendiren namus yobazlarından farksızdır. Oysa ırz düşmanlarının önünü açan bir haber anlayışıyla mevzuyu çarpıtan malum gazetelerin arşivleri, hadisenin örnekleriyle doludur. Nitekim içlerinden birisi zahmet buyurup da arama motoruna “kayınvalide, damat ilişkisi” yazsaydı ilk sayfada HÜRRİYET Gazetesi’nde Güzin Ablalarının, damadın dilinden hadiseyi bütün rezaleti ve fecaatiyle anlatan yazısıyla karşılaşırdı. Ne var ki hiç bir yerde HÜRRİYET yazarıyla ya da rezaleti bütün detayıyla anlatarak saf zihinleri idlal eden üslubuyla alakalı tek kelimelik bir tenkit göremezsiniz. Çünkü, HÜRRİYET yazarının hadiseyi magazine etmesi, on yaşındaki kız çocuklarını daha fazla reyting kazanmak için ekranlarda teşhir eden KÜFÜR YOBAZLARINA göre normaldir. Mevzu İslam olunca -bu istisnaî ve önleyici hükmün sorusunu insanların midelerini bulandırmamak için hiç zikretmeden- mücerret ifadelerle sadece ilgili fetvayı nakletmeyi “geceye”, “gündüz” diyecek şekilde çarpıtarak veren sefiller güruhu, bu ameliyeleriyle cürmü ya da mücrimi değil, fetvasıyla cürme mani olan Ebu Hanife Hazretleri’ni yargılamış ve Onun şahsında İslam’a saldırmıştır.
İslam’a göre kendileriyle evlenilmesi haram olan kadınlar muvakkat ve müebbed olmak üzere iki başlık altında mütala edilir. Kayınvalidenin, kendisiyle evlenilmesi ebedi haram olan kadınlar bağlamında olduğunu izah noktasında, “Kayınvalide ebediyyen haramdır.” şeklinde sarfedilen bir ifadeyi “kayınvalideyle oturup-konuşmak haramdır” şeklinde anlayacak kadar ECHEL olan bu güruhun, fikir ahlakına sahip bir gazetede “yazar” olarak değil, paspas olarak dahi istihdam edilmesi denaettir.
Allah Rasulü’nün(s.a.v.) sağ elle alakalı hadis-i şerifini çarpıtacak kadar savrulan bu taifenin, Hz. İsa’nın “ilah” olduğunu iddia eden kiliseyle alakalı -manşetten- tek kelimelik bir tenkidi var mıdır?! Hayır! Çünkü bunların varlık sebebi, Ümmet’in gençlerini hakikatten mahrum bırakabilmek için, İslam’ın doğrularını yanlış, yanlış dediklerini de İslam diye pazarlamaktır.
İmam-ı A’zam’dan naklettiğim fetva, pek çok dilde neşredilen fıkıh kitaplarında mevcuttur. Lakin dünyanın hiç bir ülkesinde hiç bir gazeteci tarafından bu şekilde çarpıtılarak İslam’a hakaret mevzuu edilmemiştir. Çünkü, her ideolojinin kendi çapında ahlaki değerleri ve fikir namusu vardır. Kavanozun içindeki balı dışarıdan yalayarak karnını doyuracağını zanneden bir maymun gibi İslam’a söverek BATI’LI olacağını düşünen yobazlar bilsin ki, her durumda ve her şartta İslam’a dair ahkamı ilan ve izah ederken “Ahlak Yobazlarının” ne diyeceğine değil, Allah’ın rızasının nerede olduğuna bakacağız. Yine bilsinler ki, Ahkâm-ı İslamiyye’yi müdafaa edecek bir kalemimiz ve yobazlarla hesaplaşmaya yetecek bir yüreğimiz vardır. Bu yürek, 28 Şubat’ta cuntacıların bacakları arasına saklanarak ezeli ve ebedi hasmı olan Müslümanların kızlarına en iffetsiz isnatlarda bulunan MÜSECCEL DİN, NAMUS ve AHLAK DÜŞMANI SEFİL GAZETECİNİN hokkabazlığını muhatap kabul etmeyecek kadar asildir.
İslam’ın kafirlerle alakalı ahkâmı ehline malumdur. Sultan Fatih Ortadoks Kilisesi’ni basıp, “Bre zındıklar! Duydum ki siz Hz. İsa’ya ilah dermişsiniz? Bundan sonra söylenmeye!” dememiş, sivrisinekle değil, bataklıkla mücadele etmiştir. Bundan hareketle Sultan Fatih’in teslisi onayladığını iddia etmek nasıl bir hokkabazlıksa İslam’ın Mecusilerle alakalı bir hükmünü, tarihin en büyük iftira örneği olacak şekilde çarpıtıp “Hoca, Ensest ilişkiye cevaz veriyor” diye haber yapmak en az o kadar Hokkabazlıktır. Böyle bir iftira ANCAK ROMA’nın kilise kaldırımlarında doğan çocuklarının aklına gelebilir. İslam, Mecusi’nin aile hayatıyla doğrudan alakadar olmaz. Onu imana davet eder: Müslüman olduktan sonra aileyle alakalı ahkâma muhatap olur.
Sefil iftiralarının sahibi KÜFÜR YOBAZLARIYLA mahkemede, onların şehvetlerine göre bir din anlatmak ve magazin programlarında din tacirliği yapmakla meşhur, ne söylediğinden ziyade ne kadar ücret aldığıyla maruf HOCAYLA (!) ise MAHŞERDE hesaplaşacağız.

***

Evet, ELBETTE siz İslam’ın ahkamını kabullenemeyeceksiniz. Çünkü siz, Kırmızı Saçlı Kadın kitabında, en ahlaksız hadiseyi tasvir etmekten imtina etmeyen Orhan Pamuk’a Nobel ödülü verir; İslam’sa bu nev’i ahlaksız tasavvurların hayata tatbik ve tayinine mani olacak hükümleri koyar. Hayatınız geceyse, İslam gündüzdür. Gündüzle gecenin, namusulularla, namussuzların, yürek ülkesinin çocuklarıyla, Kilise çocuklarının mücadelesi Kıyamet’e kadar sürecektir.