Amuda Kalkmış Bir Hayata Teğet Geçen Gerçekler

Yolcuyuz… Bir tarafta barikatla kapalı, dikenle döşeli Cennet yolu, diğer tarafta ise etrafı eğlence merkezleriyle sarılı, ağaçları ve çiçekleriyle göze safa veren Cehennem güzergahı… Cennet yoluna girenler yoruluyor, kan ter içerisinde kalıyor, uykusundan fedakarlıkta bulunuyor, malını fukara ile paylaşıyor, kendisi için olduğu gibi başkaları için de çalışıyor; Okuyor, yaşıyor ve muhataplarını uyarıyor. Takati kesilince ya da Cennet yolunda olduğundan dolayı İblis’in çocukları tarafından evi bombalanıp, şehri yıkılınca, Enbiyanın yol kenarına diktiği, “Her yer enkaz olsa da, yalnız bu yolun sonu selamet” tabelasını okuyor, “Evim yıkılsa da, Allah var dert yok.” diyerek teselli oluyor. Direncinin kırıldığı anlarda hevası devreye girip, “sefa yolunda yürü, zevk al dünyadan, yaşamın tadını çıkar!” diyor ona. Arzularını ilah yerine koyanlar [ref]Câsiye: 23[/ref] İblis’in bu yaldızlı cümlelerine kanar ve “Kendime fırsat vermeliyim.” deyip diğer yolu tercih eder. Şehvete mağlup olmayan akıl ise dünya zevkine Ahiret azabını kıyas edip irkilir, toparlanır, kaldığı yerden engebeli yolda “Allah bize yeter” diyerek yürümeye devam eder.

Kadınlık Onurunu Çiğnetme!

Cehennem yolunda yasak da yok, sınırlama da. Bilakis insanın önünde kayıtsız bir hayat var. Faizden, kumardan, esrardan zengin olanlar, alın teriyle kazananlardan daha fazla itibar görür bu yolda. Kapitalizma’nın vurduğu mahallelerde insanlar hamal arabasıyla çocuklarının ekmeğini kazanana değil, lüks bir arabadan inene saygıyla bakar. Kadınlar anne olmalarına, evlerine ve eşlerine karşı sadakatlerine göre değil, erkeklerin alakasını cezbetme hususiyetine göre itibar görür. Bu yüzden bu yola giren bir kadın bir gece birinin arabasında, sonraki gece diğerinin yalısında veya yatında ortaya çıkar. Kimse merhamet edip de ona, “Dur, yapma, kadınlık onurunu çiğnetme!” demez. Bilakis şehvet tacirleri daha yüksek reyting için yaptıklarını kayda geçip, haber yapar, teşvik eder. Böylece kadın ve onun doğurduğu toplum kaybeder, iffet düşmanları –reyting- kazanır.

Şehvet Piyasasında Mücadele

Şehvet borsasında bir adam ne kadar çok kadınla dolaşır, ne kadar ırz ve namus kirletirse o kadar ünlü olur; pek çok yerde haberi çıkar, Cehennem yolunun reklamını yaparak konser salonlarını, stadları doldurur, şehvet piyasasına güç verir.
Cennet yoluna çağıran Alimler de kitap, mecmua, hutbe, vaaz ya da konferansla insanlara, neden şehvet tüccarlarından uzak durmaları gerektiğini, ilahi emirlerin nasıl Dünya ve Ahiret saadetine vesile olacağını anlatır. Cennet yolu, hevadan uzak durmayı, nefse muhalefet etmeyi emreder.
Yazın çalışıp da kışın yiyen köylü ya da arkadaşları sinemada keyif yaparken gece yarılarına kadar imtihana hazırlanan öğrenci gibidir Cennet yolcusu. Bu yüzden bütün Nebiler yol ayrımında durup insanları diken serili Cennet yolunda yürümeye ve önlerine çıkan zorlukları aşmaya davet etti.
Cehennem’in davetçileri ise helal ya da haram olduğuna bakmadan her yerde, her şeyi davaları için kullanır. Sokakta, ekranda, tiyatroda, gazetede İblis adına vazife icra ederler. Tam bir İslam şuuru ve irade ahlakına sahip olmayanlar da Cennet yolunda olduğu zannıyla Cehennem güzergahında İblis’in kuruntularıyla ilerler. Bir magazin ya da yarışma programını izlerken aklı ona, “Burada durma, git.”; nefsi ise “Kal ve keyif al.” der. Aklı, “Bunu izlemen caiz değil”, nefsi ise, “Evet ama yaşın daha çok genç, 40’a gelince seyirden vazgeçersin.” der. 40’a gelince de 50’de “tövbe” edersin, diye kulağına fısıldar. Aklı ona, “Aldanma bu İblis’e! Kulak, göz ve gönül, bunların hepsi mesuldür.”(İsrâ: 36) derken, nefsi, “Şimdi bunları düşünmenin vakti değil” der. Magazin programlarını izledikçe nefsi güler, aklı ise başına geleceklerden dolayı kahrolur; “Yapma! Kulağına, gözüne, gönlüne ihanet etme!” diye yalvarır.

Cehennem Simsarları ve Hasımları

Cehennem simsarları cemiyetin en mübtezel varlıkları, fikre ve sanata da en yabancı olanlarıdır. Yeteneksizliklerini ahlaksız gülüşleri, uryan görüntüleriyle örterler. Sanatsızlıklarını örtmek için açılırlar. Doğrudan hevaya hitap eder, şehveti tahrik eden her şeye mübah derler. Bu yüzden işleri kolaydır onların.

Cennet yolu davetçilerinin ilim, fikir ve hikmet muhtevalı konuşmaları ise çoğu defa amuda kalkmış bir dünyaya teğet geçer. Ne arifi, ne de mütefekkiri duyar Ehl-i Dünya.
Bir kadına nefsi “Açıl”, erkeğe de, “Ona bak” der. Cennet yolunun davetçileri de kadına “Kapan”, erkeğe ise, “Helalinden başkasına bakmayasın [ref]bkz. Nûr: 30[/ref]; yok eğer ihanet eder de bakarsan, senin de helaline bakarlar”, diye onu ikaz eder.

Helaline bakılmasından rahatsızsan, sen de başkasının helaline ya da kızına bakarak kimseye rahatsızlık verme! Hem, baktıkça helalini başka kadınlarla mukayese eder, eşinden de, evinden de uzaklaşırsın. Dönemeyeceğin, dönünce de yıktıklarını onaramayacağın yollara girme!

Nefis bir tüccara, “Parayı repoya yatır. Daha çok kazan, sermayeni ikiye, üçe katla, yeni yatlar satın al” der. Akıl ise, “Bankalar senin paranla kredi verecek, insanların ocaklarını yıkacak, aileleri dağıtacak, yığınla esnafı batıracak, bir de bunların üzerine Huzur-u İlahi’ye Allah ve Rasulüyle savaşan kişi olarak çıkacaksın.” [ref]bkz: Bakara: 279[/ref] der. Nefis ölmeye, akıl olmaya çağırır.
Bir memur, milleti zarara uğratan bir imar değişikliğinden dolayı altı aylık maaşı kadar rüşvet alan arkadaşına bakar, nefsi, “Hadi sen de al! Evini, arabanı değiştir, Bodrum’a tatile git!” der. Aklı ise, “Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin.” [ref]Bakara: 188[/ref] ayetini okur, “Ahiret var, yapma!” der, Allah Rasulü’nün rüşveti alana da verene de olan lanetini hatırlatır
َ لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ – صلى الله عليه وسلم- الرَّاشِىَ وَالْمُرْتَشِى
[ref]Ebû Davûd, Akdiye 4[/ref],
her ikisi de ateştedir
الرَّاشِي وَالْمُرْتَشِي فِي النَّارِ
[ref]Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, H. No: 1400[/ref] buyruğuyla da onu inzâr eder.

Yasaklar nefse ağır gelir. Bu yüzden masiyetten zevk alır, ibadeti ise yük olarak görür. Yükten kurtulunca rahat edeceğini zanneder. Dalar masiyete, ne var ki kendine geldiğinde İblis’in sırtına bin katı daha ağır bir yük yüklediğini hisseder. Fakat gençlik heyecanı ve şehvet galeyanıyla durumu tam olarak idrak edemez. Saati kurar, sabah namaza kalkar, sonraki sabah yine kalkar. Ölene kadar namaz için kalkışları devam eder. Yorulunca İblis yanına yaklaşır ve “Şimdiye kadar kıldın da ne oldu? Kurtuldun mu münkerden, hani namaz insanı münkerden alıkordu?” diyerek hem onunla, hem de mukaddesatıyla alay eder. Mümin susunca, “Demek ki Allah namazlarını kabul etmiyor. O halde neden bedenine yorgunluk veriyorsun.” diye cevabı da kendi verir. Soğuk bir kış gününde akşamdan kurduğunuz saat çalmaya başlayınca nefsiniz, “Biraz daha yat! Vaktin çıkmasına hayli bir zaman var” der. Bir başka ses ise, “Essalat-u Hayrun minennevm/Namaz uykudan daha hayırlıdır, haydi kalk, Rabbinin huzuruna çık” diye ikaz eder. Zordur Cennet yolu, çile ve meşakkatle doludur. Orada yürümekten daha zoru ise, insanları ona çağırmaktır. Bu yüzden Enbiya’nın hasmı çok, ümmeti az olmuştur. Fakat o azlar çoklara galip gelmiştir.

Gençlik Yıllarındaki Günahların Ölüm Anındaki Muhasebesi

Cehennem yoluna girenlerin sefası kış güneşi gibi kısa olur. Sonunda hepsi içinde ebedi kalacakları nâra atılır. Tıpkı her istediğini elde eden, bir gün bir köşkte, sonraki gün bir başkasında kalan, arzu ettiği kadını alan fakat kendisine bir yıl sonra asılacağı bildirilen adam gibidir Cehennem yolcusu. Şehir meydanında kurulu darağacında bir yıl sonra can vereceğini bilen kişi dünyalıklardan zevk alabilir mi? Darağacında birkaç saniyede gerçekleşecek infaz, insana sunulan bütün sefa şekillerini parçalayıp enkaza çeviriyorsa, sonu olmayan Cehennem’deki infazın dehşeti nasıl olur?! İnsanlar bu dehşeti ilk olarak sekeratı mevtte yaşarlar. Son nefeste kimse, ırz ve namusları kirlettiğinden, yetim malı yediğinden ya da milletin hakkını talan ettiğinden dolayı müsterih olmaz. Bilakis bunlar aklına düşününce acı çeker. İnsan ölüm anında işlediği günahları değil, yaptığı iyilikleri hatırlamak ister. Günahlar gençlikte kalır, acıları ise ölüm anında ortaya çıkar ve bir daha da dinmez. Soğuk kış gecelerinde kılınan teheccütlerin ise elemi gider, ecri ve hazzı kalır.

Er Kişi Niyetine

Herkesin bir son anı olacak. Hepimizi musallaya koyacaklar. Eğer ölümü kendimize yakıştırır, cenaze safında iken son halimizi düşünür ya da “Dört tekbirle uyduk hazırda bulunan İmam-ı Azize, er kişi niyetine, Allah-u Ekber” der, müezzine kulak verebilirsek en derin uykudan uyanmış olacağız. 950 yıl Hakk’ı tebliğ eden Hz. Nuh da, Allah’ın en sevgili kulu Hz. Muhammed de ölümü tattı. O halde biz de öleceğiz.

Hazır mıyız?

Yurtdışı seyahatine çıkan kişi vizeyi ya da pasaportu unutunca uçağa alınmaz. “Biraz bekleyin, gidip, getirteyim” dese de uçak durmaz, kalkar gider. Fakat ölüm meleği geldiğinde gidiş işlemlerinizin olup-olmadığına, henüz hazırlanıp-hazırlanmadığınıza bakmayacak. “Gidiyoruz”, dediğinde, “Şimdi hazır değilim, sonra geleyim” deme imkanın da olmayacak.
Bir daha geri dönmemek üzere bir yerden başka bir yere intikal edenler paralarını yolda tüketmezler. İkamet edeceği yer için saklarlar. Dünya da sonu Ahiret olan uzun bir yolculuktur. Yolda tüketmeye değil, Ahiret’te rahat etmek için kazanmaya geldik buraya.
Ne mutlu dünyadan ayrılırken yanında sessiz sedasız verdiği sadakaları, huşu ile kıldığı namazları ve Allah’ın adını yüceltmek için yaptığı cihadı götürenlere.