İçeriğe geç

BİLAD-I ŞAM DAVASINDA SAFLAR NETLEŞİYOR

İhanet, işgalden daha yıkıcıdır. İşgal, tsunami gibi gelir, vurur, yıkar ve gider. İhanet ise, binanın temellerinde patlatılan bir dinamittir. Merkeze konan tahrip gücü yüksek bombadan geriye sadece enkaz kalır.

İhanet, bütün inhirafarın rüknüdür. Hz. Musa’nın davasına en ağır darbeyi ihanetiyle Bel’am b. Baura vurmuştu. İsevilik, Peygamber’in en yakınında yer alan Petrus’a, “E ta’rifu İsa’bne Meryem / Meryem Oğlu İsa’yı tanıyor musun?” diye sorulduğunda, onun “hayır” cevabını verdiğinde çökmüştü. Uhud, ne Hz. Hamza, ne Abdullah b. Cahş, ne de Enes b. Nadr’ın (radiyallahu anhum) şahadetleriyle kaybedilmişti aslında. Uhud, üç yüz kişilik grupla yolda ayrılan Abdullah b. Übey’le düşmüştü.

Yahudi’deki Genetik İhanet Mikrobu

Allah Resulü hicretin altıncı yılında umre için Medine’den ayrıldığında münafıklar, “Kureyş onların tamamını yok eder.” zannıyla kafileye katılmamış, Müslümanların ölüm haberini beklemeye koyulmuşlardı. Allah Resulü ashabıyla birlikte Medine’ye geri dönünce, kalplerindeki nifakı dillerindeki yalanla örtüp mazeret beyan etmişlerdi. Hayber’e giderken ise, ganimet alabilmek için, “Zerûna nettebi’kum / bırakın biz de Peygamber ordusuna katılalım.” demişlerdi (Feth: 11-12-15). Yahudi’deki genetik ihanet mikrobu, Medine’de pek çok bünyeye maraz bulaştırmış, En Büyük Mürebbi ’nin şehrinde nifak diye bir hastalık zuhur etmişti. Hz. Osman (radiyallahu anh) zamanına kadar pusuda bekleyen nifak mikrobu, Onun müsamahasını istismar edip, İbn Sebe ile İslam bünyesinde büyük bir marazın oluşmasına öncülük etti.

Münafık, ahiretini dünyasına feda eder, bütün Müslümanlar Peygamberlere iktida makamında, “Mükafatımız Allah’a aittir.” derken, onlar Firavun’un sihirbazları gibi, “Galip gelirsek bize dünyalık var mı?” diye sorar (Şuarâ: 41).

Cemiyete ihanet olarak yansıyan nifak marazının en kahredici boyutu ise, hainlerin her zafer sonrasında kahraman muamelesi görmesidir.

Aşiyan’da Avrupa Şehirleri

Anadolu’nun işgal yıllarında Aşiyan’da, Avrupa’da yaşanacak şehirler üzerine görüş alışverişinde bulunanlar mücadeleden sonra kahraman addedilmiş, büyük zaferlere imza atan komutanların, âlimlerin hukuku ise gasp edilmişti.

Suriye’de Sahte Kahramanlar

Nifak, İslam dünyasında bitmeyen işgallerin, karara bağlanamayan siyasi ihtilafarın baş aktörlerini yetiştirdi. Dün Suriye’de Fransız işgalinin uzamasının, bugün ise rejimin hala devam ediyor olmasının arkasında işte bu sahte kahramanlar güruhu vardır. Bunlar, millet yapısında işgal ordularının tamamından daha büyük tahribatta bulunurlar. Suriye’nin yakın tarihindeki “sahte kahramanlar”la alakalı el-Muammer Muhammed Mürşid el-Abidîn’in anlattıkları bugün tekrar etmiş olmasa insan olanlara inanmakta zorlanır.

Fransızlar Suriye’yi işgal edince ilk olarak ulema, tüccar ve halktan gönüllü işbirlikçiler bulur. Bunların bir kısmı istikbal beklentisiyle oğullarını Fransız harp okullarına gönderir, buralardan mezun olanlar Fransız ordusunda subay olur, İslam ülkelerinin işgalinde görev alır. Bazı ilim adamları da Fransız Harp Akademileri’ne intisap edip ders okutur, bununla da iftihar eder.

Hainler cephesinde bunlar olurken, işgal ordularına karşı cihad eden Müslümanlar ise maddi sefalet içerisinde zor günler yaşar. Gün gelir ekmek, su bulamazlar.

İşgal sırasında Fransızlar’la birlikte olmakla iftihar edenler, onlar çekildikten sonra ise mücahitlere aidiyet iddiasında bulunur. Bu noktada hikâyeler uydurulur, kitaplar yazılır; Mücahitlere en uzak duranlar cihadın rüknü gibi gösterilir.

Hâtıra, tabakât ya da terâcim kitaplarına bakılırsa günümüzde adı ilmiye arasında geçen fakat o yıllarda işgal gücünün okullarında okuyan pek çok isme rastlanır. Bu, akîde, ilim ve harekette büyük bir fesadın da alametidir.

O yıllarda Şeyh el-Muammer gibi müstakim Ehl-i Sünnet alimlerin evleri ise, bir cihad okulu, bir mücahitler karargâhı gibi çalışır.

Ebu’l-Yusr Abidîn

İşgal sırasında müstakim alimler canlarını ortaya koymuş, diğerleri ise çocukları ve zikir meclisleri ile meşgul olmuştu. Ebu’l-Yusr Abidîn böylelerine öfkesini şu ifadelerle dile getirmişti; “el-Beledu fî Harbin ve Cihadin ve entüm fî’l-Mevâlid-i ve’lHatemât / Ülke bir savaşın içerisinde sizse sadece mevlid ve hatimlerle meşgul oluyorsunuz.”. Onlar da kendilerini savunma babında, “Efendim! Biz onlara dua ediyoruz.” dediklerinde Şeyh: “Bu kadınların amelidir. Siz, Guta’daki mücahitlere silah ve yiyecek alınması için ne kadar infak ettiniz, ondan söz ediniz.” şeklinde mukabelede bulunmuştu.

Yine İşgal ve Yine İhanet

Bilad-ı Şam’da yine işgal ve yine ihanet var. Sanki Bel’am, Hz. Musa’yı; Petrus da Hz. İsa’yı tanımıyor. Zeyd b. Desine ise idam öncesi, “Hz. Muhammed ’in senin yerinde olmasını ister miydin ?” sualine, “Değil burada olmasına, ayağına diken batmasına dahi rıza gösteremem.” diye haykırmakta.

Cihad iki yıla yaklaştı, rejim hala düşmedi, çocuklar aç, anneler açıkta. Sahte kahraman istidadına sahip yığınla insan ise daha fazla nemalanma peşinde.

Bûtî

Said Ramazan Bûtî, Halid b. Velid’in minberinde katilleri tezkiye etmeye devam ediyor. Zaman zaman da kendini tutamayıp, adı Ömer olanları şehid eden Şebbiha’yı Bedir ashabına benzetiyor. Ondaki bu akıl tutulması gideceğe benzemiyor. Ama biz yine de yazdıklarının hatırına uyanması için dua etmeye devam edeceğiz.

Siz Nerede Duruyorsunuz?

Sanki bu dinin mesuliyeti sadece müstakim alimler, mücahitler, yetim yavrular ve dul kadınların omuzlarında. Müslüman işadamları, akademisyenler, yazanlar-çizenler daha önemli gündemlerle meşgul.

Ajanlar gerek Bilâd-ı Şam’da gerekse de Türkiye tarafında yoğun bir çalışma içerisinde. Gayeleri ise Türkiye’den giden yardımlarla alakalı manipülasyon yapıp, mücahitleri Müslümanların desteğinden mahrum bırakmak.

ABD, BM vasıtasıyla rejime yüklü miktarda para yardımında bulundu. Bu durum ABD’nin kimin safında olduğunu göstermesi açısından önemli. Bundan daha önemli olanı ise, bu haberi mücahitleri “ABD’nin işbirlikçileri” olmakla itham eden Müslümanların okuması.

Safar netleşiyor. Siz nerede duruyorsunuz?

(Hüküm Dergisi 3. Sayı / Mart 2013)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir