İçeriğe geç

BİR YOLCUNUN SEFER NOTLARI

Vardar Nehri çağlayıp akarken biz de kenarında çay yudumladık, maziye dair derin muhabbetlere daldık.

SULTAN FATİH’İN RÜYASI

Sultan Fatih Muhammed Han Hazretleri’nden bahsederken tahsilini Bosna’da yapan Abdulhayy kardeşim söz alıp şunları söyledi: “Rivayet olunur ki Fatih Sultan Mehmed, Bosna’yı fethetmeden bir gün önce çadırında bir rüya gördü; semaya doğru yükselen ateşin etrafında Hz. Ebubekir (ra), Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali (ra) var ve hepsi “Baki baki” diyordu. Fatih, rüyasını Akşemseddin Hazretleri’ne anlatınca Hazret rüyayı şöyle tabir etti: ‘Ateşin semaya kadar ulaşması Bosna’nın İslâm toprağı olarak kalacağına delalet eder. Hz. Ebubekir (ra) bu topraklardaki Mü’minlerin İslâm’a sadakatine, Hz. Osman (ra) hayalı oluşlarına, Hz. Ali (ra) ilimlerine işaret eder. Rüyada Hz. Ömer’i (ra) görmedin. Hz. Ömer (ra), adalettir, öyle devirler gelecek ki bu topraklarda adaletten eser kalmayacak, katliamlarlar olacak ve şecaatlerini kaybeden Müslümanlar sığınacak yer arayacak.” Rüyadaki gibi medreselerinde asırlarca sadakatiyle Hz. Ebubekir (ra), hayasıyla Hz. Osman (ra), ilmiyle Hz. Ali (ra) yetiştiren Bosna, -hala- Ömersiz olmanın ızdırabını yaşıyor. Rüyanın görüldüğü yere bir cami yapılır. Adı da “Baki” konur.

Büyük zaferlerin de bir ilk adımı ve bir başlangıcı vardır. İslâm’ın beka müjdesinin verildiği rüyadan hareketle sadakati, hayası ve ilmiyle temayüz eden gençlerin yurdu olan Bosna’da niyazımız odur ki yeniden yürüyüşü Hz. Ömer (ra) gibi azâmetli kahramanlar zuhûr edecektir.

İSLÂM İÇİN YAŞAYAN GENÇLER

Rumeli’de İslâm’dan vazgeçmeleri durumunda önlerine dünya serilse yine de Allah (ﷻ) yolunun tek bir kelimesini bırakmayacak derecede kararlı gençler gördüm. Camiler, tekkeler, dernekler ve vakıflar çevresinde toparlanan bu gençler büyük oyunları bozacak, Aliya olacak, İslâm’a yol açacak ve onun gibi “Genç Müslümanlar” hareketini başlatacak ya da başlayanlara katılacak. Aliya’ya, ‘Niçin bu dernektesin. Bu tefrika değil mi? Namaz da oruç da serbest. Bu durumda ne hacet vardı Genç Müslümanlar Derneğine?’ diye sorulunca şöyle demişti: “Evet onlar da Müslüman biz de; Lâkin Onlar İslâm’dan yaşıyor, Biz ise İslâm için yaşıyoruz.”. Yani onlar İslâm’ın bir kısmını yaşıyor, bizim varoluş gayemiz ise İslâm’ın yekününü yaşamak ve insanlığı da yaşamaya çağırmak.” “Müslüman Gençler Cemiyeti” Bosna’nın uyanışında mühim bir role sahip. Zindanlar ve zulümler, Aliya dışında bu gençlerin bedenini ortadan kaldırsa da dâvâlarının bekasına mâni olamadı. Gördüm ki Rumeli’de Aliya ile aynı ruh köküne bağlı yeni kahramanlar geliyor.

VAHDETE MUHTACIZ

Kosova ve Makedonya’da Müslümanlar, Hristiyanlar’dan mabetleri gibi giyimkuşamlarıyla da farklıydı. Herkes kendi dünyasını yaşar, biri diğerine müdahil olmazdı. Müslüman çocuklar kıyafetleriyle sokakta tefrik edilir, hangisi Müslüman hangisi Hristiyan anlaşılırdı. Başında takke olan Müslüman çocuğuydu. Bu hâl 1950’lere kadar devam etti. Bütün Bilâd-ı İslâm’da olduğu gibi Rumeli’de de Müslümanlar kendilerini var edip ümmet kılan değerlerden koptu. Her yerde yine asabiyyet dâvâsı zuhûr etti. “Ümmet”i beğenmeyenler “ulus” yapısında teselli aradı. Müslümanlar tefrikaya düştükçe düşmanlarının yolu açıldı. Ders almayınca aynı sebepler, benzer sonuçlara yol açtı. Mehmed Akif ’in yakındığı şu manzara güncelliğini hiç yitirmedi:

Hani milliyetin İslâm idi, kavmiyet ne..

Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine

Arnavutluk ne demek, var mı Şeriatta yeri?

Küfr olur başka değil, kavmini sürmek ileri.

Arabın Türk’e, Laz’ın Çerkez’e yahut Kürd’e

Acem’in Çinli’ye rüçhanı mı varmış nerde?

İslâmiyet’te anasır mı olurmuş ne gezer,

Fikr-i milliyeti tel’in ediyor Peygamber.

En büyük düşmanıdır ruh-u Nebi tefrikanın,

Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın.”

Vardar Nehri’nin batı tarafı Makedonlar’ın cami ve minareleriyle maruf, doğu yakası ise Müslüman Arnavutlar’la Türklerin… Asırlarca kardeş olarak yaşayan Mü’minler’e iblis güncel kavmiyet tuzakları kurmakta. Bundan kurtuluş ise zulmet ve fesad olan asabiyyeti bırakıp nur ve hidayet olan İslâm kardeşliğine sarılmak ve ondan başka sığınak tanımamaktır.

(Hüküm Dergisi 80. Sayı / Ağustos 2019)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir