BU İZMİHLÂL-İ AHLÂKÎ YÜRÜRKEN, DURMAZ İSTİKLÂL!

BU İZMİHLÂL-İ AHLÂKÎ YÜRÜRKEN, DURMAZ İSTİKLÂL!

Allah Azze ve Celle’de ehadiyyet/teklik, mahlûkatta ise zevciyyet/eş sahibi olmak esastır: “Düşünüp öğüt alasınız diye her şeyi erkekli dişili iki farklı cins olarak yarattık.”[1] Allah Azze ve Celle her şeyden mustağnî, insansa O’na (c.c) ve O’nun yarattıklarına muhtaçtır. Kadın erkekle, erkek de kadınla bir mana ifade eder. Allah (c.c) zevciyyetin tahakkuku için kadında ve erkekte “şehvet”i yarattı. Enbiya ile de şehvetin meşru yoldan nasıl istihdâm edileceğini gösterdi. Evlilik şehvetin meşru, zina ise gayr-i meşru tatmin yoludur.

İnsan; Rabbi’nin belirlediği ölçüleri aşmaz, şehveti de meşru ölçüde istihdâm ederse aile kurar, çocuk sahibi olur, onların nafakası için iş arar, iş kurar, yer yüzünün îmârına katkı sunar.

 

İnsan neslinin devamının teminâtı olan şehvet, gayr-i meşru yollarda tüketilirse tıpkı fabrikadan kusursuz çıkan, sürücünün bir anlık hatasıyla uçuruma yuvarlanıp ölüme sebep olan araba gibi beşeriyetin sonunu hazırlar.

 İnsan hayatının devamı da inkırâzı da şehvete bağlıdır. Aileyi kuran da yıkan da insanı asrılar boyu yâd edilen bir varlık yapan da “nesyen mensiyya” kılan da şehvettir.

Bir şey ne için yaratıldıysa onun için kullanılmalıdır. İçerisine tuz atılan bir tatlıyı kim yiyebilir ya da şeker isteyen bir meşrubata tuz konduğunda kim onu içebilir?! Erkeği kadını, kadını da erkeği tamamlaması için yaratan Allah’ın (c.c) tasarrufuna başkaldıran ameliyeleri mâsum ilişkiler gören hangi millet varlığını muhafaza edebilir?!

 

Bu Gidiş Nereye?!

 Allah Azze ve Celle erkekte ona özel ses, duygu, davranış, heyecen ve yöneliş yarattı. Kadını da erkeğe nisbetle daha zarif daha latif daha duygusal olma husûsiyetleriyle donattı. Biri kız diğeri erkek olan ikiz kardeşte bu farklılığı bütün kareleriyle müşâhade etmek mümkündür. Kızların oyunlarıyla erkeklerinki birbirinden farklıdır. Biri bebeklerle oynamaktan hoşlanırken diğeri atlar, arabalar ister. Biri ev ortamındaki oyunlardan diğeri savaş aletlerinden zevk alır. Biri daha süslü elbiseler arzularken diğeri sadeliği tercih eder. Aile, çocuklardaki bu fıtrî farklılığı önce himâye etmeye sonra da eğitimle aslına uygun bir şekilde geliştirmeye memurdur. Menfaati için çevre dahil mâlik olduğu her şeyi kirleten modern zaman insanı, nesilleri de bozdu. Ahlak yobazları, kız ve erkeklerin önce oyunlarının içeriğine müdahale etti sonra da “cinsiyet eşitliği” projesine bağlı olarak beşeriyetin genleriyle oynadı. Siyâsî ve ictimâî hayatın figürleri bu ifsad hareketine tam destek verdi. Bu noktada bazı üniversiteler kız-erkek tuvaletlerini birleştirken bazı belediyeler de kızlı erkekli karışık evler/yurtlar açtı. Diziler, yarışma programları cinsler arasında ki farklılığı yok sayan formatta ekranlara taşındı. İnsanların hayâ damarları uyuşturuldu. Kur’an-ı Kerim’in “yaklaşmayın” buyurduğu, Şeriat gibi aklın da büyük bir cürüm olarak kabul ettiği zina, suç olmaktan çıkarıldı. Kadın üzerinden para kazanan nâmus yobazlarını memnun etmek için “Ahlâken çöküyoruz!” diyen hocalar susturuldu. Turizm adı altında “beş yıldızlı fuhuş ekonomisi” desteklendi. Erkekler hangi oyunları oynuyorsa kızlar için de aynı oyunlar tertip edildi. İffetsiz projelerin, narkozlanan cemiyeti ahtapot gibi sarıp sarmalamasına seyirci kalındı. Halimizin hülâsası Akif’in şu mısralarındadır:

 

“Beyinler ürperir, yâ Rab, ne korkunç inkılâb olmuş;

Ne din kalmış, ne îman, din harâp, îman türab olmuş!

Mefâhir kaynasın gitsin de, vicdanlar kesilsin lâl…

Bu izmihlâl-i ahlâkî yürürken, durmaz istiklâl!”

 

Batı, Niçin İslam Dünyasında Eşcinsellik Propagandası Yapıyor?

 İnsan niçin yaşadığını bilmezse hayatı tersine döner, aklı şehvetinin kölesi, nefsi de ruhunun sultanı olur. Nikahsız ilişkiler de kendini tatmin etmez. Hem Şeriat’a hem akla ve hem de fıtrata muârız yollara başvurur. Bu yüzden kadının erkekle nikahsız münâsebeti olan zinanın da tatmin etmediği insanlardan erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla birliktelikte teselli arıyor. Nikahın yerine zinayı, zinanın yerine de eşcinselliği koyan Batı, aslında hızla bitiyor. İnsanlığı yok etmek için yaktığı şehvet ateşi kendini çepeçevre kuşattı. Allah’ın (c.c) tâyin ettiği sınırlara tecavüz eden milletlerin nasıl savrulacağının çağdaş bir misâli olarak bir felaketten diğerine gidiyor. Kadından usanan erkek erkekle, ondan da usanan hayvanla, hayvandan usanan ise kurtuluşu intiharda arıyor. Hangi Batı ülkesinde ki kadın ya da erkeğin sahip olduğu milyon dolar, bir İslâm ailesindeki bir anlık huzur eder?! Papazlar 30 yıla varmaz Avrupa’da Hristiyanlar azınlık olurken Müslümanlar sayısal çoğunluğa ulaşacak diye ağıtlar yakıyor. Allah’ın (c.c) yaratış kanunlarıyla oynayan her uygarlık gibi Batı mezarını kendi elleriyle kazdı. Lakin eşcinsellik propagandasıyla Müslümanları da kazdığı mezara çekmek için çırpınıyor.

Büyük sermaye sahiplerinin desteklediği bu proje farklı unsurları içine alarak tehditkâr bir halde ifsâda devam ediyor. Fransa ve Hollanda’nın öncülüğünde Mali’ye taşınan eşcinsellik propagandasına sert tepki gösteren Ulemâ’dan İslâm Konseyi Genel Sekreteri Abdoulaye Aziz Yattabaré 19 Ocak 2019 tarihinde sabah camiye giderken öldürüldü. Büyük haber ajanslarının sessiz kaldığı bu hadise, projenin ne kadar kapsamlı ve tehlikeli olduğunu gözler önüne sermektedir.

 

Namussuzluk Vebası

 Zinayı aşk, namussuzluğu da “onur yürüyüşü” olarak niteleyenler; Türkiye’yi de aynı felâkete sürüklemek için yeni tuzaklar kuruyor. Namussuzluk vebasından kurtulamayacağını anlayan Batı ve işbirlikçileri, fuhuş albümüne dönen gazete ve muzahrafat oluğundan farksız ekranları kullanarak öldürücü mikrobu İslâm dünyasına taşımakta ve adeta: “Ben yok olacaksam, sen de yaşamayacaksın.” demektedir. Ne gariptir ki Batı’nın silahla yok edemediği Bilâd-ı İslâm; basiretsiz idareciler, yüreksiz âlimler ve ferâsetsiz mütefekkirlerin elinde çaresiz çırpınmaktadır.

 

İnsan mı Maymuna, Maymun mu İnsana Evrilir?

 Alenen tel’in edilmesi gereken onursuz ilişkileri, “Allah ve Rasul düşmanları ne der?” endişesiyle “serbest ilişkiler” terkibiyle tenkid eden bir irâde elbetteki bu ahlaksızlık tûfânında Nuh’un Gemisi olamaz. Hayvanlar âleminde dahi görülmeyen bu ameliyeden bütün bir gençliği nefret edecek ruh mikyasında yoğuramaz. Verem olan bir hastaya üzülmemesi için “grip” olduğunu söyleyen bir tabib ona merhamet etmiş olmaz. Bilakis hastalığın vahâmetini gizleyerek hastanın tedaviyi basite almasına ve ölümcül bir hale dönüşmesine yol açar. Milletleri kemirip yok eden mânevi hastalıklar için de vaktinde önlem alınmaz; âlimler, mütefekkirler îkaz edici açıklamalar yapmazlarsa sükûtlarıyla helak sürecine katkıda bulunurlar. İnsan hayatından evlenme kavramlarını çıkaran “serbest ilişki” terkibi esasında, erkeğin de kadının da dilediği birisiyle birlikte olmasını normal kabul eden, insanı hayvanlar âlemine mahkûm eden bir zihniyetin ürünüdür. Serbest ilişkinin eşcinsellik boyutu ise “Belhum edal”den daha aşağı bir hayata savrulma hâlidir. Darwin’in evrimin bir masaldan ibaret olduğunun güneş gibi zâhir olduğu günümüzde Kur’an-ı Kerîm’in haber verdiği ters bir evrim var ki mevcut hâliyle Batı ve mukallitleri onu ilan etmektedir. O da insanın maymunlaşması/hayvanlaşmasıdır…

 

İstanbul Sözleşmesi

 Dişini tırnağına takan, çalışan, aile olan, çocukları için her nev’i fedâkarlığa katlanan, onları okutup yarınlara hazırlayan bir baba ya da anne için erkek evlattan: “Ben bir erkekle beraber olmak istiyorum.” ya da kız çocuğundan: “Kız arkadaşımla karı-koca olacağım” sözünü duymaktan daha kahredici bir ifade olabilir?! İnancı ya da İdeolocyası ne olursa olsun hangi ebeveyn böyle bir ifade karşısında ayakta kalabilir?! Cinsiyet eşitliği diyenler ya da devletin ve milletin imkanlarıyla belediyelerden LGBT’yi selamlayanlar gençliği böyle bir felakete çağırıyor.

 

Allah’ın insanı kadın ve erkek olarak yarattığı gerçeğini inkar anlamına gelen “İstanbul Sözleşmesi” ise değil sadece Müslümanların, akıl ve vicdan sahibi her tür insanın isyan edeceği bir ameliyedir. Derhal  lağvedilmelidir.

 

Hepimiz Sorumluyuz

 Artık önümüzde Batı’nın eğlence merkezleri, gece kulüpleri, diskoları olduğu halde felâkete adım adım değil, koşarak gidiyoruz. Ne acıdır ki Tarihselcilerin Kur’an-ı Kerim’i, Sünnet-i Seniyye’yi reddedenlerin de Peygamber’i ﷺ sorguluması “bilimsel ameliye” ya da “düşünce özgürlüğü” olarak kıymetlendirilirken, Batı uygarlığının sefâhatini sorgulamak ise gericilikle yaftalanmakta.

 

Ayağımızın altından toprak kayarken biz hâlâ başka beklentiler başka rızalar peşinde olamayız.  Sinemadan internete kadar medyanın her çeşidinden hayata iffetsizlik akarken sessiz kalmayı “maslahat” telakki edenler, nesillerini kaybettikten sonra bütün makamlara sahip olsa ne önemi var?! Manzaradan siyâsî irade başta olmak üzere âlimler, ârifler, ilahiyatçılar, muallimler, müderrisler, yazanlar, okuyanlar, çizenler hâsılı evlatlarına karşı vazifesini yerine getirmeyen Müslümanlar olarak hepimiz sorumluyuz. Allah Rasûlü’nün  ﷺ en iffetsiz bir çağda inşa ettiği en iffetli millet yapısını anlatmadık, koruyucu önlemler almadık. Sonuçta gençlik içerisinde bir güruh güzeli bırakıp çirkine aşık oldu, Hz. Lut  zamanında olduğu gibi kadınları bırakıp erkeklerle birlikte olma ameliyesini[2] “onur yürüyüşü” diye servis etti. Allah Rasûlü’nün ﷺ asırlar önce haber verdiği durum gerçekleşti: “Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/onların hayat tarzını benimseyeceksiniz. İnsanın giremeyeceği çapta küçük bir keler/ kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takib edeceksiniz.”

 

(Allah Rasulü’nün ﷺ Ümmet’nin yarınlarıyla alakalı bu ürpertici açıklamalarını dinleyen biz sahâbîler) sorduk:

“Ya Rasûlellah! (İzlerini tâkip edeceğimiz bu topluluklar) Yahûdiler ve Hristiyanlar mı olacak?”

Efendimiz  ﷺ “Ya başka kimler olacaktı?” buyurdu.[3]

 

Hz.Lut’un  Kavminden Günümüze Hayasızlık Yolu

 Gece gelince gündüz zâil olur, Bâtıl hâkim olunca Hak başka bir diyara hicret eder. İffetsizlerin hâkim olduğu bir çağın en büyük cürmü(!), Müslümanların “iffet” çağrısıdır. Bu yüzden Hz.Lut’un  kavmi, insan suretindeki melekler ona misafir olarak geldiğinde evini basmıştı. Hızını alamamış, Hz. Lut  ve Ümmeti için: “Çıkarın onları ülkenizden. Güya onlar (eşcinselliğe karşı çıkarak) temiz kalma davasında olan insanlarmış.”[4] diye kendilerince ironi yapmışlardı. Batının girmiş olduğu bu hayasızlık yolunun sonu da Hz. Lut’un  kavmi gibi intihardır. Âlem-i İslâm’ı felâkete çağıran bu halden Müminler Allah’ın (c.c) lütfuyla bu çağda da kurtulacaktır.[5] Bu lütuf ise Hz.Lut  gibi sefil ilişkilere karşı toplu bir seferberlik başlattığımız da tecelli edecektir.

 

Mücadeleye Nasıl ve Nereden Başlamalı?

 Âlimler, ârifler bu inkar hareketine karşı toplanmalı ve sürekli güncellenen İblis’in taarruzlarına, geliştirdikleri yeni davet usulleriyle karşı koymalı. Ezbere konuşma yerine gençlerin dünyalarının rontgenini çekip ona göre teşhis ve tedavide bulunmalı. Kur’an-ı Kerim ve Allah Rasûlü’nün ﷺ Sünnet’i çağın sorunları nazara verilerek yeniden okunmalı.

 

Şu muhâvere, mücadeleye nasıl ve nereden başlayacağımıza esas olsun… Bir gün Allah Rasûlü’nün ﷺ yanına “zina” arzusunun idrak yollarını kapattığı bir genç gelip: “Ey Allah’ın Rasûlü! Zina etmeme müsade et!” dedi. Orada bulunan Sahabe t kızıp gencin üzerine yürüdü ve “Dur, dur!” dedi. Bunun üzerine Efendimiz ﷺ gence: “Bana doğru yaklaş!” buyurdu. Genç biraz yaklaşıp oturdu. Ardından Allah Rasûlü ﷺ ona: “Annenle zina edilmesini ister misin?” diye sordu. Bu sual karşısında irkilen genç: “Anam-babam yoluna feda olsun Ya Rasûlellah! Elbette istemem!” diye karşılık verdi. Daha sonra Allah Rasûlü ﷺ sırasıyla kızı, kız kardeşi, halası ve teyzesini sayarak hiç kimsenin yakınlarıyla zina edilmesine rıza göstermeyiceği gerçeğini gence “Elbette istemem” ifadesini tekrar ettirerek tasdik ettirdi. Sonra da elini gencin omuzuna koyarak, şöyle niyazda bulundu: “Allah’ım bu gencin günahlarını  bağışla, kalbini temizle, iffetini koru!”. Allah Rasûlü’nün ﷺ huzurundan ayrılan bu genç, başını çevirip de bir daha harama bakmadı.”[6] Allah Rasûlü ﷺ, şehveti infilâk ettiğinden dolayı gayri meşru yollarda teselli arayan gence, empati yaparak felâketin boyutlarını gösterdi. Onu yüreğinden kavrayıp, nikah yoluna çekti.

 

Hülâsa

Dağıttığı ailenin tesellisini köpek beslemede ve kavimlerin helakına sebeb olan onursuz ilişkilerde arayan Batıyı taklit, aileyi felâkete sürüklüyor. Aile, onu yıkan Avrupa’ya uyum yasaları çıkararak değil, ihyâ eden İslâm’a kayıtsız şartsız ittiba ederek kurtulur. Bunun için Aile Bakanlığı, İslâm Aile yapısı esas alınarak yeniden yapılandırılmalı. Başına aile yapısıyla milletimize örnek olacak bir zat getirilmeli. İslâm’a muhâlif olmanın yanında erkekleri de evlenmekten soğutan süresiz nafaka7 gibi uygulamalara son verilmeli. İslamcı görünümlü feminist vakıf ya da derneklerin devlet üzerindeki “buyurgan” tasarruflarına fırsat verilmemeli. Aileyle alakalı kararların alınmasında bir kaç feministin değil Allah’ın (c.c) murâdı esas alınmalı. Cinsiyet eşitliği üzerinden hayvanlar âleminde dahi örneği olmayan iffetsiz bir hayatı meşrulaştıran İstanbul Sözleşmesi hemen fesh edilmeli.

 

Aileler, çocuklarına kastedenlere kaşı önlem almaya çağrılmalı. Hiçbir şey yapamayanlara kalpleriyle buğz etmeleri söylenmeli. Çocuklarının ruhunu iffet kalıbında mayalayan atalarımızın yolunu bırakıp onursuzluğa “aşk” diyenlere; sanatçı, yazar, çizer değil, ahlak ve nâmus yobazı denilerek tavır alınmalı. Böylece yeni yobazların üremesine mâni olunmalı.

 

Allah (c.c) var gam yok. Eğer kulluk ödevini yerine getirirsek, Câhiliyye’den İslâm Devleti çıkaran Rabbimiz (c.c), bu çağın Müminlerinin eliyle de insanlığı bu buhrandan çıkaracaktır.

 

Dipnotlar


[1]-Zâriyât, 49.

 

[2]-Bkz. A’raf, 81.

 

[3]-قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : “ لَتَتَّبِعُنَّ سَنَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ شِبْرًا بِشِبْرٍ وَذِرَاعًا بِذِرَاعٍ ، حَتَّى لَوْ دَخَلُوا فِي جُحْرِ ضَبٍّ لَاتَّبَعْتُمُوهُمْ ، قُلْنَا : يَا رَسُولَ اللَّهِ ، آلْيَهُودَ ، وَالنَّصَارَى ، قَالَ : فَمَنْ “

 

[4]-A’raf, 82.

 

[5]-Bkz. A’raf, 83.

 

[6]-Ahmed, Müsned, V, 256.

7-İslâm’a göre boşanan bir kadının iddet müddeti dışında nafaka alması caiz değildir.

 

 

Sonraki Yazı