HAYDİ ÇOCUKLAR ALİ KÜKRESİN, HAYBER TİTRESİN!

HAYDİ ÇOCUKLAR ALİ KÜKRESİN, HAYBER TİTRESİN!

Ocak başında, bir nehir kenarında ya da bir bağ bozumunda işine “bismillah” diyerek başlayan, dudaklarından dualar düşmeyen annelerin elinde büyüdün. Su gibi akan kış günlerinin uzun gecelerinde Kur’an-ı Kerim, kasideler, Yunus’un ilahilerini dinledin büyüklerinden. Baban alimlerden, ariflerden bahseder; Hz. Ebu Bekir’i, Hz. Ömer’i, Hz. Aişe’yi, Hz. Fatıma’yı anlatır, için gider, sanki Cennet’ten sûretler canlanırdı gözlerinde. Onlar gibi olmayı ne kadar da arzulardın. Tertemiz bir zihnin vardı. Ne evlilik, ne de magazin programlarını seyretmişliğin vardı. Büyüklerin sana, “İslam nurdur, masiyetse karanlık… İkisi bir arada durmaz. Karanlık bastırırsa kalbin nuru söner. Sen namazla, zikirle kalbini aydınlatmaya bak. Eğer kulluktan ödün vermezsen Allah seni karanlığa mahkum etmeyecektir.” der, uzatılan eli tutardın. Yol gösteren, nasihat eden validene, “Aman be Anne! Mahremiyet, tesettür, haya, bunlar senin zamanındaydı, şimdi devir değişti.” demeyi “ar” kabul ederdin. “Evladım, öyle yapmasan, o kıyafeti giymesen, o  kızlarla dolaşmasan… Partiye gitmek de ne demek, İslam’ın kızının yıl sonu partisi mi olurmuş!” diyen baban için, “Mazur görmeli, bunamış bu adam” demek şöyle dursun, böyle bir ifade aklına gelse kendinden iğrenirdin.

Şimdi sen “anne” oldun, kardeş(ler)in de “baba”… Yarın da çocuklar seni anacak, seni anlatacak. Matematik’ten, Türkçe’den ödevlerine yardımcı olduğun gibi, Ahiret vazifelerine katkı da bulundun mu onların? Takdir alan çocukların Ahiret için geçer not alabilir mi? Kızın kıyafetiyle, oğlun hayat tarzıyla Ahiret gümrüğünden geçebilir mi?

Kurtuluş Adası: Hz. Hatice

Uzun kış gecelerinde babandan Hz. Hatice’yi kaç defa dinlemiştin. Ne sen dinlemekten usanırdın, ne de o anlatmaktan yorulurdu. Çünkü çağın şehvet tufanında kurtuluş mücadelesi veren insanlık için umuttu Hz. Hatice. “Beni örtün” diyen Allah Rasulü’ne , “Hayır! Allah’a yemin olsun ki, o seni mahcup etmeyecektir.” diyen de o idi. İnsanlığın kurtuluş hareketi İslam’ın baş kumandanı Hz. Muhammed’in ilk yardımcısıydı Hz. Hatice. Malıyla, canıyla, çocuklarıyla Allah Rasulü’nün yanı başında durmanın adıydı. Hiç bir aktörü, hiç bir kahramanı onun gibi sevmemiştin. Baban, “Hz. Hatice” diye söze başlayınca, gözlerin açılır, kuşatılmış bir İslam şehrinde imanıyla direnen bir aile canlanırdı gözünün önünde ve Allah u Ekber diyen bir kadının ne kadar aziz olduğunu düşünürdün.

Kaç Erkek Bir Nesibe Eder?!

Annen de boş durmaz. Gün içinde, tandır başında babanın hikmet kırıntılarından kafa arşivinde kalanlardan derlemeler yapar sana hikayeler, kıssalar anlatır, berceste beyitler okurdu. Rahmetli validenin Umm-u Umare/Nesîbe’yi anlatmasını ne kadar da çok severdin. Çünkü Onu dinlerken kendini köyün erkeklerinden daha yürekli, daha güçlü hissederdin. Ne Yunan, ne Rus, ne de bir başka Gavura dair bir korku kalırdı yüreğinde; “Gelecekleri varsa görecekleri de var” derdin kendi kendine. Arkadaşlarınla ip atlarken, körebe oynarken yorulur, otururdun. O zaman da boş durmaz bir anda meclisiniz “irfan halkası”na dönüverirdi. ”Siz biliyor musunuz Arkadaşlar! Peygamber Efendimiz’in Umm-u Umare diye bir kadın öğrencisi varmış. Uhud günü, savaş kızışıp erkek sahabilerin bir kısmı şehid olup, bir kısmı da dağılınca, Peygamberimizi o korumuş. Allah Rasulü de Onun için, ‘Sağa ya da sola baksam, hep onu yanımda savaşırken görüyordum.’1  buyurmuş. Bir defasında da yine Onun için, ‘Ey Ummu Umare! Senin yaptığına hangi erkek takat getirebilir?’2 demiş.”.

Hz. Ebu Bekir’in Evinde Büyüyen

Bir Kız: Hz. Esma

Müslümanların hallerine bakıp umutsuzluğa daldığımda, “Biz kızız bu Ümmet için biz ne yapabiliriz ki,” dediğimde Annem hep Umm-u Umare’yi anlatır ardından da şunları ilave eder, “Kızım dünyanın bin türlü hali var. Eğer Gavurlar bize tekrar saldırır, dinimiz, vatanımız tehlikeye düşer, erkekler şehit olursa, o zaman biz kadınlara da görev düşer, meydan yerine ineriz, Umm-u Umare gibi İslam’ı müdafaa ederiz.”.

Halkada bulunanlardan Zeyneb de “Benim annem de bize Hz. Ebu Bekir’in kızı Esma’yı anlattı.” dedi

Mazeretsiz Hayatlar

Esma, Hz. Aişe’nin ablasıymış, aralarında on yaş varmış. Kendisi, babası, dedesi, oğlu hep sahabe imiş. Ailece Allah Rasulü’nün yanında yer almışlar. Annem, Esma’nın İslam için yaptıklarını, Ebu Cehil karşısında duruşunu, tesettürünü, anne oluşunu, Haccac adındaki bir zalime karşı duruşunu anlattı. O, anlatırken mazeretsiz bir hayatın ancak Allah Rasulü’ne iman edenlerin nasibi olacağına bir kez daha şehadet ettim.

Sevr’e Doğru

Annem dedi ki, “İslam’ın dirilişinde kadınlar da rol alır, onlar da cihad eder. Nitekim Allah Rasulü hicrete niyet ettiğinde Esma genç bir kadındı. Mekke’de olağan üstü hal ilan edilmiş, müşrikler Allah Rasulü’nü şehid etmeye dair karar almıştı. Her iki taraf da teyakkuz halindeydi. Sahabe sessiz sedasız şehri terk ediyordu. Kafirler de Allah Rasulü’ne pusu kurmuş, evi önünde bekliyordu. Hz. Ali ölümün muhakkak olduğu o gece, müşrikleri şaşırtmak için Efendimiz’in cübbesini üzerine alarak yatağına girmişti. Kapıdan içeriyi gözetleyen müşrikler, Efendimiz’i evde zannediyor, dışarıya çıkacağı anı bekliyorlardı. O, ise aralarından geçip Sevr Mağarasına doğru gitmişti.

İki Kuşak Sahibi

Hz. Ali, o en zor gece korkmadı, tereddüt etmedi, kendine düşeni yaptı, Peygamber yatağına girip bekledi. Esma da babası Hz. Ebu Bekir ve Allah Rasulü için yol hazırlığı yapmış lakin azık torbasını ve su kabının ağzını bağlayıp onları karıncadan(böceklerden) koruyacak bir bağ bulamamıştı. Babası Hz. Ebu Bekir’e “Belimdeki kuşağımdan başka bir şey bulamadım.” deyince, Hz. Ebû Bekir, “O halde onu yırt, ikiye ayır, bir parçasıyla su kabını, diğeriyle de yemek torbasını bağla!” buyurdu.3

İslam kadınları en zor zamanlarda da mücadele eder, bir yol bulur, engelleri aşar. Hz. Ebu Bekir’in kızı Esma buna misal oldu. Esma, “Zatu’n-Nitâkeyn” yani, “İki Kuşak Sahibi” diye anıldı.4  Esma deyince akla ilk bu ameli geldi. Annem, “Kızım! Sen de Hz. Esma gibi mücahide olursan sen de en zor durumlarda bir kolaylık, en dar alanlarda da bir genişlik bulursun.” dedi.

Cesarette de Stratejide de

Numune-i İmtisal Bir Kadın

İslam’ın kızı hem gözü kara, hem de o nisbette strateji sahibi olmalıdır. Yalana pay vermeden aleyhte gibi görünen durumları İslam’ın ve müslümanların lehine çevirir. Lakin bütün bunları en hassas Şeriat ölçülerinden hiç birini ihlal etmeden yapar.

Hz. Ebu Bekir’in babası Ebû Kuhafe Hicret esnasında henüz müslüman değildi. Bu yüzden oğlunun beş ya da altı bin dirhemden5  oluşan servetini alıp Medine’ye götürmesine bir anlam veremiyor, gözlerini kaybetmiş bir ihtiyar olarak hayıflanıyor, içini yiyordu. Torunu Esma’ya, “Bu adam sizi hem malının, hem de kendinin yokluğuyla perişan etti.” dedi. Esma, “Hayır! Pek çok hayırlar/mal bıraktı, dede!” dedi. Gitti, bir miktar taş topladı, onları evin para menfezine koydu. Üzerlerini de bir örtüyle kapattı. Sonra dedesinin elinden tutup, örtünün üzerine koydu. Ardından da, “İşte bize bunu bıraktı.” dedi. Bunun üzerine taşları para zanneden Ebu Kuhafe rahatladı ve “Eğer size bunu bıraktıysa mesele yok.” dedi. 6

Hz. Esma, hem Allah Rasulü’nün yol azığıyla alakadar oluyor, hem de geride kalanları teskin ediyor fakat bunu yalana pay vermeden yapıyordu. İslam’ın kızları da içerde ve dışarda zor şartlar altında mücadele etmek zorunda kaldıklarında her meselenin meşru dairede bir çözümü olduğuna inanacak ve karar verdikten sonra cesaretle planını tatbik edecektir.

Ebu Cehil’e Karşı

Hayatın dört mevsimi vardır. Müslüman bunlardan birinden diğerine geçerken ne hüzünden dövünür, ne de sevinçten şımarır. Çünkü darlıkta da, genişlikte de, nikmette de, nimette de imtihan devam etmektedir. Bir baba da çocuğu doğduğunda nimete nailiyeti, vefat ettiğinde de nimetin elinden zail olmasıyla sınanmaktadır.

Bazen bir ömür hep kışa denk gelir. Darlık, açlık, bela ve musibetler, o derece yoğundur ki biri bitmeden diğeri başlar… Hz. Esma hayatında çetin kışlar gördü. Müslümanlar hicret ederken Mekke’de Ebu Cehil’in karşısında durma şerefini Allah Ona nasib etti. Ebu Cehil, beraberindeki bir grupla evlerine gidip, “Baban nerede?” diye sordu. Esma, “Yemin olsun ki nerede olduğunu bilmiyorum.” deyince Ebu Cehil elini kaldırıp yanağına bir tokat indirdi. Öyle ki tokatın şiddetinden kulağındaki küpe yere düştü. Sonra ayrılıp gittiler. 7

Esma Babası’nın da, Allah Rasulü’nün ne tarafa gittiğini bilmiyordu. Fakat bilse de söylemezdi. Çileyse, çile, şehadetse, şehadet, hepsine hazırdı. Hiç bir şey bedelsiz olmazdı da, Cennet’e bedelsiz girilir miydi? Bu yolda, mihnet de, nimet de vardı. Mihnette sabredecek, nimette şükredecek, Cehennem’den uzaklaşıp, Cennet’e yaklaşacaktı.

Zühd, Cihada, Cihad da

Zühde Mani Değil

Sahabede Allah Rasulü’nden öğrendiklerini hayata geçirme noktasında bir seferberlik hali vardı. Hz. Esma da Efendimiz’den ne öğrenirse onu hayatına tatbik ederdi. Mücahide olması zahideliğine, zahideliği de mücahide olmasına mani değildi. Mekke’nin zenginlerinden Ebu Bekir’in kızıydı. Lakin atından başka dünyalığı olmayan Zübeyr’le evlenmekten istinkaf etmedi. 8

Hicret için Mekke’den ayrıldığında oğlu Abdullah’a hamileydi. Önünde kat edilmesi gereken uzun bir çöl vardı. “Bismillah” dedi. Kuba’ya gelince, bir oğlu dünyaya geldi.9  Allah Rasulü adını “Abdullah” koydu.

Esma mazeret üretmemenin, bahanelerin arkasına saklanmamanın adı oldu. Erkekler kadar cesur, erkekler kadar gayretli bir sahabiydi. Doğumunun son günlerine yaklaşan hamile bir kadın olarak çöllere girip Medine’ye doğru yürümeye kaç kadın tahammül edebilirdi? İşte Esma o bir kaç kadından biriydi.

Üç Talakla Boşanan Hayat: Cahiliyye

Bir sadırda iki yürek olmaz. Bir baş iki ayrı gölgede durmaz. Bir hayatta ya İslam olur ya da küfür. Sahabe Cahiliyye’yi üç talakla boşayıp, İslam’a girdi. Önceki hayattan ne koku, ne bir iz kalmıştı üzerlerinde. İslam’a uymayan herşeyi reddettiler. Bu “her şey” içerisinde anası, ninesi de olsa tereddüt etmediler. “Lâilahe illellah” diyenlere merhametli, müşrik yakınlarına mesafeli davrandılar. İçlerinde elbisesinin, müşrik bir yakının elbisesine değmesine rıza göstermeyenler de vardı. Bir ailede sadece bir kişi ihtida ettiyse, o diğerlerinden, diğerleri de ondan ayrılırdı. Peki bunun ölçüsü neydi? Müslümanlar yakınlarını bütünüyle mi edeceklerdi, yoksa sadece Allah’a isyan çağrıları zuhur ettiğinde mi? Esma da bu ayrılık acılarını yaşadı. Tereddüt edince de şüphelerden uzak durdu. Babasından ayrı yaşayan annesi Kuteyle bir gün hediyelerle kızı Esma’yı görmeye geldi. Lakin Esma Allah Rasulü’ne sormadan annesini eve kabul etmedi. Efendimiz’e gidip, “Benimle görüşmeyi çok arzular bir halde annem geldi. Onunla görüşebilir miyim? diye sordu. Efendimiz de, “Tabiki Evet! Annene sıla yap.” buyurdu. Bu hadise üzerine şu ayet-i kerime nazil oldu:

“Allah, din hususunda sizinle savaşmayan ve sizi vatanınızdan çıkarmayanlarla iyi ilişkiler içinde olmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz.” 10

Tesettür Önceliğimizdir

Kadın Sahabiler İslam neyi, nasıl emrettiyse ona iktida etti, hayatlarını İslam’a değil, İslam’ı hayatlarına hakim kıldılar.

Tarih boyu hiçbir yerde kadınlar Asr-ı Saadet’te olduğu gibi kötüden iyiye, çirkinden güzele doğru, hızlı ve kökten değişmedi. Yeni hayata o derece alışmış ve özümsemiş bir halde girdiler ki tesettürlerini görenler onları bâliğa olduğu andan itibaren mütesettire zannederdi.

Hz. Esmâ da o değişimden payını alan büyük İslam kadınlarındandı. Ayrıcalık istemedi, ben Ebu Bekir’in kızı, Peygamber’in baldızıyım, demedi. Bir defa üzerinde ince bir elbise olduğu halde Allah Rasulü’nün huzuruna çıktı, Efendimiz, Onu o halde görünce yüzünü çevirdi, sonra da şöyle buyurdu;

“Bir kadın âdet görmeye başladığında(bâliğa olduğunda) -elini ve yüzünü işaret ederek- şu ve şu uzvu dışında başka yerini göstermesi helal olmaz.”

Medineki bütün kadınlar gibi Esma da değişti. O da “mahremiyet önceliğimizdir” diyen kadınlar arasına katıldı. Eski hayatına dair ne kadar Şeriat’a aykırı dış kıyafet varsa hepsini kaldırıp attı.

Yarına Bir Şey Bırakmayanlar

Kur’an-ı Kerîm “infak edin” buyurdu; İslam, Allah’ın kullarını sadakayla sadakatlerini teyid etmeye çağırdı. İman edenler muhtaçlar için kesintisiz bir seferberlik ilan etti, bir anda çölde vaha vari bir infak toplumu neş u nema buldu.

Her mümin Allah yolunda bir şeyler veriyordu. Hem riyadan korunmak, hem de alan tarafı mahçup etmemek için vermede gizlilik esas addedildi. Bu yüzden kimin ne kadar verdiği, verdiğinden değil, elinin altında bir şey olup-olmamasından anlaşılmaktaydı. Gün gelir, en zenginlerin evinde ekmek olmazdı. Hz. Esma’da eline geçeni hemen dağıtır, yarına birşey bırakmazdı. 11

İslam Okulu Olan Ailede Bir Anne

Esma hicrette da, cihatta da, hayatta da vardı. Farklı alanlarda vazifeler üstlenerek, kulluğunu îfa etme gayreti içerisindeydi. Bütün bunlar, asıl vazifesi olan “annelik”ten arta kalan zamanlardaki uğraşısıydı. Biliyordu ki namaz ve oruç gibi ibadetlerden sonra en büyük ibadeti anneliktir. Hz. Zübeyr’le olan evliliğinden 5’i erkek 8 çocuğu dünyaya geldi. O da diğer sahabi kadınları gibi evini İslam okulu yaptı. Abdullah b. Zübeyr gibi “büyük şehid”ler, Urve b. Zübeyr gibi fakih, muhaddis ve abid evlatlar onun evinde yetişti.

Büyük Muzdaribler

Dünya mihnet yeri… En şiddetli belalara maruz kalanlar ve en büyük sabrı gösterenlerse  peygamberler… Ahiret nimetinde de, dünya nikmetinde de zirve onların… Sonra onların çevresinde oluşan ilk halka… Onlar da büyük muzdaribler kadrosuna dahil. Esma o halkadaydı. Ağır imtihanları oldu. Fakat namaza ve Kur’an-ı Kerîm’e sığındı, “Hasbunellah” dedi, zalimlere baş eğmedi. Adını Allah Rasulü’nün koyduğu, ağzına tahnîk yaptığı oğlu Abdullah Mekke’de Emevi komutan Haccac-ı Zalim tarafından kuşatıldı, adamlarının bir kısmı vaatlere kanarak karşı tarafa geçti fakat 100 yaşındaki annesinin de telkiniyle uzun zaman direndi. O günlerde yanına gelen oğlu Abdullah, “Artık karşı koymamız zorlaştı.” deyince, Esma yenilgi kabul etmeyen bir kumandan gibi, “Yavrum şerefinle yaşa, şerefinle öl.”12 dedi.

Annesini dinleyen Abdullah teslim olmadı. Direne, direne şehid düştü, cansız bedeni Kabe’nin avlusuna asıldı. Esma binti Ebî Bekir oğlunu kaybetti lakin imanı, Allah Rasulü’nün huzurunda Lailahe illellah Muhammedurrasulullah dediği o ilk günün tazeliğindeydi. Şehadet günü  Mekke’de en metin, en sarsılmaz müminlerden biri de oğlu Kabe’nin avlusunda asılan Hz. Esma’ydı.

Abdullah, Abdulmelik bin Mervan’dan haber gelene kadar yirmi gün asılı kaldı. Bir gün Esma, “Bunun indirilme zamanı gelmedi mi?” diye sitemde bulununca, Haccac, “Münafığı mı?” kastediyorsun dedi. Esma, “Hayır! Allah’a yemin ederim ki, o münafık değildi. Çok oruç tutan, geceleri çok namaz kılan bir kuldu.”

Haccac: Kaybol git, sen ne söylediğini bilmeyen kocamış bir kadınsın.

Esma: Hayır! Vallahi ben bunamadım. Ne dediğimi de iyi biliyorum. Allah Rasulü’nü şöyle buyururken işittim: “Sakîf Kabilesinden bir yalancı, bir de insanları öldürmede sınır tanımayan bir mühlik çıkacak!’. Yalancının Muhtar es-Sekafî olduğunu gördük. Mühlik de senden başkası olamaz!” dedi.13

Ya Rabbi oğlumu darağacından indirip, kefenlemeden ruhumu alma! diye dua etti. Abdullah kefenlendi, namazını kıldı, bir kaç gece sonra da Esma ruhunu teslim etti.

Alime Kadınlar

Ravza kadınlar için de bir okul oldu. İlmin seviyesi onlarda da yükseldi. Allah Rasulü evinde hanımlarıyla günlük ders yaptı. En mahrem noktasına kadar şer’î meseleleri orada anlattı. O evin resmi sözcüsü olan Hz. Aişe, en çok hadis rivayet eden sahabilerin rivayetini tashih ve tavdih edecek seviyeye ulaştı. Tabiûnun büyük allameleri sahabe kadınların elinde büyüdü. Kadında “marifet” bir gelenek oldu. İmam Malik’in kızı Fatıma babası hadis dinlerken biri bir harfte hata yapar, noksan ya da fazla söylerse kapıyı vurur, İmam Malik talebenin yanlış okuduğunu o zaman anlar, “Yanlış okudun, tekrar et!” derdi. Kerime bintu Ahmed de defalarca Buhari’yi rivayet etmişti. Vefat ettiğinde insanlar, “İnsan Kerîme gibi birini görmüş müdür?” diyorlardı.14

Esma da bir şecaat anıtı olduğu kadar bir ilim üssüydü de. Buharî ve Müslim’in 13 tanesinde ittifak ettiği toplamda 58 hadis rivayet etti. Onun eli altında çok sahabi ve tabiun yetişti.

Hz. Hamza’dan Örümcek Adam’a Bir Çöküş Hikayesi

Asırlarca anneler, babalar çocuklarına Hz. Hatice’yi, Nesibe’yi, Esma’yı ya da diğer İslam kadınlarını anlattı, çocuklar şahsiyetlerini onların iman ve ibadet kalıbında mayalayıp şekillendirdi.

Aile, cemiyeti kıvamda ve kıyamda tutanların ruh ve mana ocağı olduğundan küfür cephesi tarafından hedef oldu ve müfredatına darbe yapıldı. Okul, sinema, tiyatro ve en son televizyon kanalları ailede tashihi onlarca yıl alacak bir tahribat yaptı. Hz. Ömer, Hamza, Ali, Nesibe, Esma unutuldu; yerine Supermen, Örümcek Adam “kahraman” oldu.

Alimleri ve arifleri asılan ya da susturulan millet bu darbeye uzun süre direnemedi. Bir kuşak sonra müminler babalarının direndiği hayatı, benimsedi. Onlar da “ilerici” komşuları gibi AVM’lerden Örümcek adam satın aldı oğluna. Niçin almayacaktı ki! Parası da vardı, çağdaş olma arzusu da; bir şapka, bir eldivenle asrî olacağını düşünen bir uygarlığın zulmüne şahitliği de.  Eşya boşluk kabul etmez. Hz. Ömer’i, Hamza’yı, Ali’yi tanımayan çocuklar Örümcek Adam’a, Batman’e mahkum olur.

Yolların Ayrıldığı Nokta

İslam’ın Kızı! Çocukluğunu düşün ve evine dön. Fakat her akşam yaptığın gibi bedeninle değil, ruhunla dön! Annenin dizi dibinde, tandır başında Hz. Hatice’yi dinlerken yaşadığın zevkleri hatırla! Dünyaları alsan da veremeyeceğin hayatı anlat çocuklarına; Anlat ki onlar da dünyaları alsa vermeyecekleri o muazzez hayata doğru kanatlansınlar.

Ali Kükresin, Hayber Titresin!

Şimdi sıra sende. Belki çevresinde halka olmak için bir soba, önünde oturmak için bir tandır bulamayacaksın lakin ebeveyninin sana anlattığı kahramanları bilvesile çocuğunla paylaşabilirsin.

Tarih kitapları yalanlar üzerine kurgulanmış, en doğrular kendisine en yanlış olarak anlatılmış bir Ümmet’in evladı olmak senin bu vazifeni daha da önemli kılmaktadır.

Dön evine, Hz. Ali’yi anlat! Oğluna, kahramanımız ne Batman, ne Superman, bizim kahramanımız Ali’dir de! Ali kahraman olsun. Olsun ki, bir odadan diğerine sanki Medine’den Hayber’e gidiyormuş gibi gitsin çocuklar. Tekbirler, tehliller getirilsin. Ali kükresin Hayber titresin! “Ben anamın adını Haydar koyduğu aslanım” desin Halifemiz..

Bir başka akşam “kahramanımız” Enes b. Nadr olsun. Bedir’e katılamayan bu yüzden ızdırapla etle tırnak gibi içice olan büyük sahabi Enes b. Nadr’ı anlat! Allah’a söz verişini, “Allah Rasulü şehid oldu denilince de kılıcını çekip, ‘Kalkın ve Peygamberin uğruna öldüğü hakikat üzere siz de canlarınızı feda edin. Ondan sonra bir hayatı ne yapacaksınız?” deyişini ve şehid olduğunda üzerinde seksen küsur darbe olduğunu anlat! Oğluna, sen de, Enes gibi korur musun Peygamber’i diye sor!

Enes ol! Yerden göğe kadar Enes kahramanı olsun bütün çocukların. Söyle ona, arkadaşlarına sorsun; “Peygamber bizim hayatımızın neresinde? Okula gelirken, ders dinlerken, oynarken, namaz kılarken, imtihan olurken, eve dönerken Peygamber ne kadar hayatımızda var?”.

Ebu Cehil’i Tanır mısın Amca!

Bu gün günlerden Bedir…  Abdurrahman b. Avf’ın sağında bir, solunda da başka bir çocuk var. Biri Muaz b. Amr, diğeri ise Muaz b. Afra. Önce biri sordu; sonra diğeri, “Amca Ebu Cehil’i tanır mısın?”

– Tamam da senin Ebu Cehil’le ne işin olur?

-Duydum ki Allah Rasulü’ne sövüyor.

Diğerinden de aynı soru ve aynı gerekçe.

Abdurrahman b. Avf, Ebû Cehil’i gösterince yıldırım hızıyla ona doğru koştular.

Evet günlerden, değil yıllardan beri Bedir… Mısır’da, Arakan’da, Gazze’de, Türkistan’da Ebu Cehiller Allah Rasulü’nün Ümmetiyle savaşıyor. Fizik, kimya, matematik kürsülerini işgal eden Cahiliyye de sövüyor, vuruyor, katl ediyor müminleri. O halde çocuklardan biri Muaz olsun. Diğeri Muaz b. Afra. Biri komutan olsun, diğeri alim, öteki kimyacı, Hasan matematikçi, Ali fizikçi, Muhammed Mühendis olsun. Söze nefis tanrılarını takdis ederek başlayan çağdaş Ebu Cehillerin önüne geçip, çocuklar, “İslam geldi, bundan sonra fizik derslerimize fizik kanunlarını yaratan Allah’ın adı ve bizleri Ona ibadet etmeye çağıran Hz. Muhammed’e salat ve selamla başlıyoruz.”, desin.

Bu Yolda Gözünü Kırpmak Aşka İhanettir

Ebu Bekir’i anlat! Malını da, canını da verirken gözünü kırpmayı aşka ihanet kabul eden insanlığın sadakat abidesini anlat!

Allah Rasulü’nün Ümmet kadrosu 38 kişiye ulaşınca Ebu Bekir, Efendimiz’e meydan yerine çıkma noktasında ısrar ediyor, Efendimiz de “Yâ Eba Bekr’in innâ kalilun/Sayımız daha çok az Ebu  Bekir” diyordu. Hz. Ebu Bekir’in ısrarları sonucu Allah Rasulü ashabıyla ilk zuhuru başlattı. Sahabe Mescid-i Haram’ın köşelerine dağıldı, herkes kabilesiyle birlikteydi. Sözse Ebu Bekir’de. Meydan yerinde durup Hakk’a davet şerefi ilk olarak Ona ait… Bir anda müşrikler ona ve diğer müminlere saldırdı. Utbe b. Rebi’a ayaklarıyla Ebu Bekir’in yüzüne vuruyor, karnında zıplıyordu. Tam o anda Teym Kabilesi yetişti. Ebu Bekir’i eve kaldırırken kavmi öldüğünden şüphe etmiyordu.15 

Hz. Ebu Bekir, kendine gelince ilk olarak Allah Rasulü’nü sordu. Yılmadı, korkmadı, yıkılmadı Ebû Bekir. İnfakta önde olması, mücahade de önde olmasında mani olmadı. Her nerede olursa olsun, kendini Hakk’ı tutup ayağa kaldırmaya memur kabul etti. Oğul babadan, mahallenin çocukları da o babanın oğlundan dinlesin hayatını ve evler gibi sokaklar da Ebu Bekirli gençlerle dolsun.

39 Hamza, 40 Ömer

Hamza’yı anlat! Anlat ki, o yürürken küfür yobazları müminlerin göğüslerinde et parçası değil, yürek taşıdıklarını görsün.

Apartmandaki bütün sabileri topla ve onlara deki, “Çocuklar! Ebu Bekirler imanlarına sadakat gösterirse, onların düştüğü gün Allah Azze ve Celle Hamza’yı gönderir. Hamza 39. mümin olur. Onun hidayetiyle küfür kalesinde büyük bir gedik açılır. Hamza da, Hattab oğlu Ömer, Erkam’ın kapısına dayandığında, “Açın Kapıyı eğer bozuk bir niyetle geldiyse başını kendi kılıcıyla alırım.” deme derecesinde bir imana sahipse, 40. müslüman Ömer olur. Yer ve gök tekbir sesleriyle inler. Yol da kalmak da yolu açmak da kolaydır. Bütün mesele Hakk’a teslimiyette.

Ömerler okulun avlusunda toplansın bir kaç arkadaşına “susan müslüman” rolünü versin, sonra da onlara dönüp, “Bu kadar saklanmanın hikmeti nedir?”. Ey imamlar, vaizler, müftüler, akademisyenler, amirler, memurlar! Bu gün değilse ne zaman konuşacak, ne zaman susmanın Hakka’a ihanet olduğunu anlayacaksınız.

Dinle Ey Mısır!

Apartmanın çocuklarını topla! Biri Ali b. Ebi Talib, biri Halid, biri de Sa’d b Ebi Vakkas olsun, İslam birliğini müdafaa ettiklerinden dolayı Bangladeş’te idam edilen, “Bir müslüman dinsizlerden özür dilemez” diyerek idam edileceği günü bekleyen kardeşlerini, zindandan alsın, darağaçlarını katiller için kursun. Denizden karadan Sisi’nin sarayını kuşatıp, indirsin, Tahrir Meydanındaki özgürlük kürsüsüne çıkıp, mazlum halka, “Tehlike geçti. İslam geldi, batıl zail oldu, Ey Mısır!” desin.

Topla Tüfekle Değil, Aşkla İmanla

Biri Ebu Bekir rolünde oynasın, Ebu Cehillerin kölelik sisteminde ezilen mazlumları hürriyetlerine kavuşturmak için bütün servetini harcasın. Bir kız Sümeyye olsun. Topyekün bütün ideolojilere karşı duruşunu alsın ve Lailaheillellah/Allah’tan başak hiç bir güç tanımıyorum, desin. Sümeyye’nin kanı toprağa değince, hem yüreklerin, hem kalelerin kapısı açıldı. Çünkü Kale kapısı, topla barutla değil, aşkla, imanla açılır.

Biri Mus’ab, Diğeri Sa’d Olsun

Bir çocuk Mus’ab olsun hergün annesine bin defa “İslam’a gel!”, desin, anne küfürde direttikçe o İslam’da derinleşsin, iki defa Habeşistan’a, bir defa Medine’ye hicret etsin. Bahane, mazeret ileri sürmeyi imanına ihanet kabul etsin. Nihayet, bir Medine de hidayetlerine vesile olduğu büyük bir cemaatle Veda Tepelerinde İslam’ın gelişini beklesin. Bir diğeri Sa’d b. Ebî Vakkas olsun. Şam’ı, Irak’ı yıkan, yakan İran’dan fetih haberleri getirsin.

Ya Yeni Hal Ya İzmihlal

Biri ayağa kalksın, “Ya yeni hal, ya izmihlal” desin. “Bundan böyle talim ve terbiye siteminde, ‘Ali yat, yat uyu.’ gibi cümleler kullanılmayacak; yerine, “Ali uyan, eğer sen uyanırsan, millet de uyanacak. Kudüs, Bağdat, Şam, Kahire hür olacak. Lakin sen Selahaddin olursan bu olacak. Unutma Ali! İnsan pazularla değil, iman ve yürekle Selahaddin olur. Selahaddin’in kim olduğunu bilir, Selahaddin gibi olursan Kudüs’ten iyi haberler gelecek.

Kosova’da At Süren Çocuklar!

Köyün meralarında koşarken bir gün Niğbolu’da, bir gün Kosova’da küffar üzerine at sürmek ne kadar da mutlu edecektir çocukları. Küffar’ın kim olduğunu Hüdavendigardan daha güzel kim anlatabilir onlara?

Her Şey Tehir Edilir Lakin Namaz Asla

Kar yağıp her yer buz tuttuğunda, karla abdest almaktan daha güzel çocuklara namazın önemini ne anlatabilir?! Tekbirler ve tehliller eşliğinde yapılan namaz hazırlığı, her şey tehir edilse de  namaz tehir edilmez, der onlara.   

Haydi Hasan, Dayan Hasan!

Çocuklar ne kadar da sevecektir Ulubatlı Hasan rolünü. Onu tanıyınca bir daha ne Örümcek Adam’ı, ne de Batman’i isteyecekler. Israrla annelerine, “Haydi Anne bir daha, Ulubatlı Hasan’ın bir elinde kalkanı, diğerinde kılıcı merdivenlerden surlara tırmanmasını, yukardan başına dökülen kızgın yağlara aldırmadan hedefine doğru yürümesini, arkadaşlarının aşağıdan, ‘Haydi Hasan, dayan Hasan, Peygamber seni selamlıyor Hasan, Şehadetin şimdiden mübarek olsun Hasan!” demesini ve Ulubatlı’nın surlara sancağı diktikten sonra şehid olmasını bir daha anlat!” diyecekler.

Hülasa

Evlerde anneler ve babalar çocuk yetiştirmeyi öncelikli vazife kabul etmezse, ekranlar ve sokaklar yavrularının beyinlerini işgal edecek, nesebleriyle onlara ait olan çocuklar, fikirleriyle İblis’in adamlarının hakimiyeti için çalışacak. Bu yüzden İslam, ilk olarak evlerde dirildi, küffar bunu bildiğinden ilk olarak evlerimizi hedef aldı. Ahlaksız ekranlar ilk olarak evleri vurdu. Evlerde yenilen bu Ümmet yine evlerde dirilecek.

Ebeveyninden Esma’yı dinleyerek büyüyenler, çocuklarına Esmaları anlatırsa çocuklar da Esma gibi olacak.

Ebeveyn lisan öğrenir gibi çocukların dilini öğrenmeli. Allah Rasulü’nün çocuklarla yere çöküp konuşması, elini omuzlarına koyması, birinin kuşu öldüğünde ona taziye yapması, birlikte namaz kılması, mescitte oyun oynaması, Hasan’la Hüseyin’i sırtında taşıması gibi hususiyet ve ameliyeleri yeniden keşfedilmeli.

Eğer anneler kızlarını dizlerine oturtur, onlara Hz. Hatice’yi, Aişe’yi, Esma’yı anlatır, babalar da Akşemseddin rolünü alır, zühd ve takvasıyla oğullarına üsve-i hasene olursa çocuklar da Nene Hatun, Ulubatlı Hasan olacaktır. Kimi evleri diriltecek, kimi de Haleb’e, Kudüs’e, Doğu Türkistan’a hürriyet getirecek sefer hazırlığına başlayacaktır. O büyük seferleri yapan Fatihler, Yavuzlar da bir zamanlar çocuk değil miydi?!

Yeni FATİHLER evlerinde annelerinden Selahaddin’i dinleyen, Kosova’da Hüdavendigar’ın cenaze namazını kılan, Niğbolu’da Yıldırım’la abdest alan, İstanbul önlerinde surlara tırmanan Ulubatlı’ya, “Haydi Hasan, dayan Hasan!”, diyen çocuklar arasından çıkacaktır.

Ey Çocuk! Sen Peygamber-i Ekber’in küçük sahabisi olur, sonra da mazlumlara, “Dayanın, geliyoruz!” dersen, Allah Azze ve Celle yeniden yolunu açacaktır. Doğu Roma’nın fethini müjdeleyen Peygamber-i Ekber’in , Roma için de müjdesi var ey çocuk! Sen Allah Rasulü’nün küçük öğrencisisin. Ödevlerini ihmal etme, vazifelerini aksatma! Başaracaksın, yakında sen de, Ümmet de güzel günler görecek inşaallah.

1 İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, Beyrut, 1978, VIII, 410.

2  Amîne Omer el-Harrât, Umm-u Umare, Dâru’l-Kalem, Dımeşk, 1998, 101.

3  İbn Hacer, el-İsabe, VIII, 13.

4  Zehebî, Siyer-u A’lami’n-Nübelâ, II, 288.

5  İbn Hişam, es-Sîretu’n-Nebeviyye, Dâru’l-Ma’rife, I, 441.

6  İbn Hişam es-Sîretu’n-Nebeviyye, I, 488; Zehebî, a.g.e, II, 290.

7  Zehebî, a.g.e., II, 290.

8  Zehebî, a.g.e., 290.

9  İbn Hacer, el-İsabe, VIII, 13.

10  Mümtehine: 9.

11  Zehebî, a.g.e., 292.

12  Zehebî, a.g..e, II, 293.

13  İbn Hacer, a.g.e., VIII, 14; Zehebî, a.g.e., II, 294.

14  İhsan Şenocak, el-Ümmehat Kıvamu’l-Muctemai’l-İslami,(el-Makâlatu’n-Nahdaviyye içinde), Hüküm Kitap, 168 vd.   

15  İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, III,30.