Hz. ALİ’NİN HAYBER, FATIMA’NIN İFFET ROLÜNE TALİP ÇOCUKLAR!

Çocuklarla ancak onların dilini bilenler konuşabilir. Bu yüzden ehl-i dünyanın ancak para ödeyerek dinleyebildiği konserlerde ağlar çocuk, annesinin ninnileriyle ise mesut olur. Annesi konseri, o ise annesini dinler; lisanı da, hayatı da ondan öğrenir. Allah Rasûlü de çocuklarla konuşurken onların dilini kullanır; bazen kuşu ölen bir çocukla dertleşir, bazen de sırtına çıkan torunu camiyi, “dedesi kalktığı için yere düştüğü bir yer” olarak hatırlamasın diye secdesini uzatırdı. Mübarek gecelerde camilerde kandiller yakılmasının bir gayesi de, mabedleri çocuklara bir bayram yeri gibi gösterip sevdirmekti. Şekerler, şerbetler, lokumlar büyüklerden ziyade çocuklar için dağıtılırdı kandillerde. Kurban Bayramı namazına giderken sokakta sesli tekbir getirmenin bir anlamı da, “Ey yüksek sesle kendini ifade etmeye meftun olan çocuklar! Haydi evinizden camiye uzanan sokakları tekbir sesleriyle inletin!” demekti. Büyüğün ibadetinde ruh ve mana, küçüğünkinde ise şekil ve suret öndeydi. Biri zevk derecesinde, diğeri ise keyf kıvamında ibadet ederdi.

Sahabe Rolü İçin
Yarışan Çocuklar

Geçen asra kadar bir İslâm ailesinin bütün fertleri, kış gecelerinde sobanın etrafında bağdaş kurar; baba, imam efendiden dinlediklerini onlara anlatır ya da Şifa-i Şerif’ten veya Allah Rasulü’nü anlatan bir başka eserden bahisler okurdu. Sahabe, çocukların kahramanıydı. Kimi Hz. Ömer gibi olup, nizamını kaybeden dünyada adalet getirmek için, kimi Hz. Ali gibi olup çağdaş Hayberler’in kapılarını İslâm’a açmak için cenk etmek isterdi. Birbiriyle güreşirken de; kimi hiç yenilgi yüzü görmeyen Halid b Velid’in, kimi de Sa’d b Ebî Vakkas’ın rolünde oynamak isterdi. Bir grup “Haydi Halid!”; diğeri ise “Göreyim seni Sa’d” diye tezahurat yapardı. Belaların biri biter diğeri başlardı. Fakat müminlerin hayatında ne yeis, ne de umutsuzluk olurdu. Çünkü kafirler istemese de Allah’ın nurunu tamamlayacağına [ref]Tevbe: 32[/ref] gönülden inanmışlardı. Sonra, Hz. Halid gibi olunca azların çoklara, müminlerin de kafirlere galip geleceğini bilirlerdi. Bu yüzden erkekler Halid rolünü paylaşmak için birbiriyle yarışırdı. Moğol ve Haçlı vurgunuyla dağılan Âlem-i İslâm’da acı ve ızdırap her nev’isiyle vardı; fakat ye’s tek bir şekliyle dahi yoktu. Çünkü herşeye kâdir olan Allah Azze ve Celle vardı ve O’na tevekkül etmişlerdi. Eğer onlar O’nun dinine yardım ederse, inanıyorlardı ki Allah da onlara yardım edecekti. Bunu hakka’l-yakîn derecesinde biliyorlardı. Çünkü tarih boyu hep öyle olmuştu. Kumandanı şehid olan ordulardaki mücahidler ya da ordusu dağılan kumandanlar düşman hattına dalarken gözlerinin önünde çocukken oynadığı Halid ya da Sa’d rolü canlanırdı.

Kızların Rolü

Kızlar da kâh eşinin hidayetine vesile olan Ümm-ü Hakîm, kâh Mekke’de yalnız başına kalınca da cihada devam eden Ümm-ü Şerîk rolü için yarışırdı. Kızlar; Halidlere rakip olmak için değil, Halidler yetiştirmek için rol alırlardı oyunlarda.

Sahabede Çocuk Eğitimi

Kur’an-ı Kerim’i ümmete, çocukların oynarken hayatlarını örnek aldığı sahabe öğretti. İslâm bayrağı onlarla yüceldi. Onlar çocuklarını nasıl terbiye ettiyse, tâbiûndan itibaren bütün Müslümanlar da aynı menheci izledi. “Ey İman Edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun!”[ref]Tahrîm: 6[/ref] ayetini dinleyen sahabe, çocuklarını Cehennem’in nârından, arslandan korur gibi korudu.

Hayatını Çocuğunu
Cehennemden Korumaya
Adayan Anneler

Anneler, insanların bulaşıcı hastalıkların olduğu bölgelere girmesini engelleyen doktorlar gibidir. İnisiyatif alırlar, gerektiğinde de evlatlarını ateşten kurtarmak için kendilerini ateşe atarlar. Evlatlarının ahlaksızlık ya da imansızlık virüsü kapacakları kişileri dinlemelerine ya da onların programlarını izlemelerine müsaade etmezler. Bu yüzden arkadaş seçimlerine, kimlerle yol aldıklarına, nerelerde oturduklarına kadar hayatlarının her faslına bakarlar.
Enes b. Malik’leri, İslâm’dan sonraki hayatlarını yavrularını Cehennemden korumaya adayan anneler yetiştirdi. İslâm evlerinde yorulan, terleyen, zaman zaman da açlık çeken anneler oldu; fakat hiçbiri yavrularını dünyanın darlığından, Ahiret’in de nârından koruma ödevinden taviz vermedi.

Çocuklara Namazı
Nasıl Anlatmalı?

Babaların çalışması üç esasa mebnidir. Ya bakmakla mükellef oldukları ailenin nafakasını temin etmek, ya karşılığını Ahiret’te bulabilmek için sadaka vermek ya da evlatlarına mal-mülk bırakmak içindir. Mümin bir baba ise dünyalıklar yanında evladına asıl İslâmî bir hayatı miras bırakmak için çalışır. Evladının dünyalığı için yürürse, iman ve İslâm’ı için koşar. Allah’ın emaneti olan yavrusunun midesini helal lokmayla doyurabilmek için de, zihnini imanla tenvir edebilmek için de çırpınır. Bu noktada Kitab’ı ve Sünnet’i esas alır. Çocuğa Allah Azze ve Celle’yi, kelâm kitaplarında olduğu gibi sıfatlarıyla ya da fiilleriyle değil; ona olan ihsanıyla anlatır. “Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’ın üzerine olmasın!”[ref]Hûd: 6[/ref] ayetini esas alır ve çocuğa verdiği her şeyi, “Bunu bize Allah ihsan etti.” diyerek takdim eder. Mademki her şeyi yaratan Hayru’r-Râzikîn olan Allah Azze ve Celledir ve insanların satın aldıkları her şey de, O’nun yarattıklarından mürekkeptir; o halde bir babanın evladına çikolata ya da limonata verirken, “Bunlar sana Allah’ın ihsanı Yavrum!” demesi, hem daha doğru, hem de çocukta ihsan eden bir Allah tasavvurunun oluşması için daha münasiptir. Büyüten, yürüten, yediren, ihsan eden Allah’a karşı çocukta oluşacak Allah aşkı hergün biraz daha artacak ve yedi yaşına geldiğinde de baba evladına, “Yavrum! Seni koruyan ve doyuran Rabbin, Kitabı’nı okumanı, yaşamanı ve O’nun rızası için namaz kılmanı emrediyor.” dediğinde, çocuğun cevabı “Ya Lebbeyk” olacaktır. Baba evde namaz kılarken yanına bir seccade serer, üzerine ise bir küçük takke ve tesbih koyar. Babasını râzık olan Allah’ın huzurunda ibadet ederken gören çocuk da gelir, bir rekat kılar ya da bir secde yapar, gider. Belki bir ya da iki rekat kılıp, tekrar oyuna döner; fakat bu hâl onda namaz muhabbeti oluşturur. Haftada bir ya da iki defa evde namaz kılan babalar yalnız da olsa sabah, akşam ve yatsı da cehri okuyabilir. Böylece sabah erkenden kalkan bir çocuk Kur’an-ı Kerim sesini duyup gelir, “Burada bir vazifem var.” deyip, bir rekat kılıp ardından yatağına döner.

Namaz Seferberliği

Babalar yedi yaş ve üzerindeki çocukları yanlarına alıp camiye götürmelidir. Yolda onlara, “Cami ibadet yeridir. Orada oyun oynanmaz Yavrum!” demeli. Fakat onlar çocuktur yine de oyun oyun oynayacaklardır. Peygamber mescidine gelen çocukların da oynadığı gibi… Ne ki Asr-ı Saadet’te onları ne Allah Rasûlü, ne de halifeleri azarlamıştı. İmamlar camiyi çocuklara sevdirir, babalar çocuklarını alıp camiye götürür, ihtiyarlar da onları oyunlarından dolayı azarlamazsa; Allah Azze ve Celle yeniden ümmetin önünü açacak, Kudüs’e fatih olacak Selahaddinler camilerden çıkacaktır.
Çocuklar camide babalarının, ev de ise annelerinin yanında namazı öğrenir; namazda oyun kurar, yaramazlık yapar fakat yine “mükellef” gibi azarlanmaz. Ona, camide bunları yapmanın yanlış olduğu anlatılır. Dikkati başka şeyler üzerine çekilir.
Babalar ve anneler tesbihatta çocukları yanlarına alıp onlara, “Bak evladım! Biz şimdi ‘Sübhanallah’, ‘Elhamdulillah’ ve ‘Allah u Ekber’ diyerek rızkımızı veren Allahımızı tazim edeceğiz”, der. Böylece erken yaşta çocuklarda bir namaz seferberliği başlar.
Kız çocukları da böyledir. Muhabbet yollarını aydınlatır, nefret ise iman ve amelde tufana sebep olur. Nefret ise, ağaçları kökünden söken bir kasırga gibidir. Derdi olanı derdest eder.

Mesud Yuvalar

Kadın en güzel kıyafetini evde, küçük kız ise sokakta giyerse o toplumda taşlar yerli yerine oturur, mesud yuvalar kurulur. Çocuklar; küçükken güzel diye, büyüyünce de Allah’ın emri diye İslâm kıyafetini benimser. Bunun için babaların küçük kızlarına aldığı ilk başörtü hem çok güzel, hem de kaliteli olmalı… Arkadaşları onu başında gördüklerinde hayran kalmalı, “Fatıma, bir fotoğraf çekmem için örtünü bana da verir misin?” demeli.
Nebevî terbiyeye doğru yerden başlayabilirsek; Hz. Ali rolünde oynayan çocuklar çağdaş Hayberleri fethedecek, Sa’dlar Kisraları çökertecek, Fatımalar da Fatihleri yetiştirecektir.

Yediveren Çiceği

İşte o zaman camiler yediveren çiçeği gibi saracak tüm çocukları… Seccade alınlarını; büyükler de, “Aferin sana! Kocaman adam oldun da babanla camiye geldin!” diye başlarını okşayacak… Çocuklar camiyi hep güzelliklerle hatırlasınlar ki, bir tufan vurup da onları farklı yönlere savurduğunda camideki muhabbet yollarına ışık olsun.