İmam Hatibe Hitabe

Sizleri, Ömer -radiyallahu anh- gibi “eğezzene’llah-u bi’l-islam/Allah bizi İslam’la yüceltti.” diyen ve İslam dışı bütün unsurları ve nisbeleri reddeden derin müminler olarak selamlıyorum.

Sizler, Allah Resulü’nün –sallallahu aleyhi ve sellem- ahir zamanda geleceğini haber verdiği “kardeşler” taifesinin bahtiyar fertlerisiniz.

Kardeşlerim!

Sizler âdemoğlunun doğumla başlayan dünya hayatına, okuduğunuz ezan ve kametle ilk müdahalede bulunan, temyiz çağında ona elif-ba öğreten, iyiyi, güzeli ve doğruyu gösteren, evlilik aşamasında nikâhını kıyan, dünyaya “elveda” derken de kıldırdığınız namazla onu ahirete uğurlayan hizmet gönüllülerisiniz.

Kardeşlerim!

İdeolojiler yıllara göre değişen içtimai seller gibidirler. Seller başlayınca vadiler harap olur. Fakat vadilerdeki yamaçlar her şeye rağmen dimdik ayakta kalır. Sizler, ideolojilerin vuramadığı, etki altına alamadığı yamaçlar gibisiniz. Tufanın yükseldiği zamanların Nuh’un gemilerisiniz. Onun için ufkunuzu küçük hedeflerle sınırlandırmayınız.

Cava Adaları’ndan, İspanya’ya; Çeçenistan’dan, Filistin’e kadar bütün Müslümanlar sizlerin hizmet alanına girmektedir. Dua ve himmetleriniz, mustazaf müminler için necat olacaktır. Sizler Velid b. Velid’e, Ayyaş’a namazda ki dualarında yer veren bir Peygamber’in varislerisiniz.

Bir dağ köyünde ya da şehrin kenar mahallesinde birkaç cemaatle başbaşa kalmışlık sizi yıldırmasın. En hızlı delikanlıların dahi çıkmaya zor cesaret ettiği Hira Dağı’nda ilk vahyi alan Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ekmeksiz, susuz bırakıldığı coğrafyaya 23 yıl sonra “elvada” derken geride bir devlet ve on binlerce “sahabe” bırakmıştır. Bir kapının kapandığı yerde Allah -Azze ve Celle- bin kapı açmaya muktedirdir.

Kardeşlerim!

Bulunduğunuz makam birçok kişinin arzulayıp da erişemediği bir mevkidir. Bu nimetin şükrü ise Allah için yaptığınız ve yapacak olduğunuz hizmetlerle kıymetlendirilecektir.

Kardeşlerim!

Karşılaştığınız insanları “selam”sız bırakmadığınız gibi, “irfansız” da bırakmayın. Sizi dinleyen ya da dinlemeyen, yakın olan ya da mesafeli duran herkes için bir şeyler yapın. Her şeyin bir ilki vardır. Seller küçük yağmur tanelerinin bir araya gelmesi ile oluşur. Bu yüzden bozkırlara dahi ilim irfan tohumlarını saçın. Dağlarda ki ormanlar serseri kuşların ağızlarından düşen tohumlarla neşvu nema bulmuştur. İlahi rızayı dikkate alarak görev yaptığınız bölgelerde bir gün gür ormanların yetiştiğine ve oralarda İslam Arslanları’nın dolaştığına tanıklık edeceksiniz.

İnsanlar hata işlerler. İçimizde günahsız olduğunu iddia edecek kimse yoktur. Fakat bizlerin hataları toplum vicdanında kalıcı izler bırakır. Bu yüzdendir ki Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- âlim sahabi Abdullah b. Mes’ud’a ilahi hududu azıcık dahi aşması durumunda bir daha görüşemeyeceklerini söylemiştir. Müçtehit imamlar hadisenin bu boyutunu bildiklerinden ikrah altında dahi ruhsatla amel etmemişlerdir.

Kardeşlerim!

Birbirimize ayna olalım. Arkadaşlığımız, eksiklerimizi ve hatalarımızı cehren söylememize engel olmasın. Eğer kendi içimizde “emr-i bi’l-ma’ruf ödevi”ni yapmaz, hatalar karşısında sessiz kalırsak avam tarafından yapılacak tenkitler hem bizleri hem de temsil ettiğimiz ulvi değerleri yaralayacaktır.

Arkadaşlar!

Sizler en şerefli nisbeye sahipsiniz. İslam’ın müntesip ve mümessillerisiniz. Bu yüzden başka aidiyet merkezlerinde bağlılık aramanız ulvi olanı basite tercih etmek anlamına gelecektir. Yüreklerinizi bütün oluşum ve cemaatlere açık tutun, caminiz zarfıyla ve mazrufuyla herkesi cem etsin, gerçek anlamda “cami” olun. Sevdiğiniz, muhabbet beslediğiniz hizmet meslekleri olabilir. Fakat sizler kürsü ve minberde bütün meslek ve meşreplerin üzerinde olmak zorundasınız.

Sizlere nisbeniz sorulduğunda Selman-ı Farisi gibi “Selman b. İslam” (İslam’ın çocuğu Selman) demeye devam ettiğiniz müddetçe imamlar herkes tarafından bir bilen olarak görülecek ve camiler vahdet ocakları olarak algılanacaktır.

Kardeşlerim!

Allah Resulü –sallallahu aleyhi ve sellem- “muannit” ve “muteannit” olmadığına, bilakis “muallim” ve “müyessir” olduğuna vurgu yapmaktadır. Sizler kolaylaştıran öğretmen Hz. Resulullah’ın varislerisiniz. Öğrenmeden, öğretemezsiniz. Bunun için zamanınızı yeniden programlayın. Eğer bütün uzuvlarınız irfana kulak olur ve yavrusunu kaybeden anne gibi ilmi ararsanız kısa zamanda katedilmesi ne mümkün mesafeler alırsınız.

Kronikleşen sorunları çözmeyi üzerinize alacak ve ben çözmezsem bunlar çözülesi değil diye düşüneceksiniz. Vefatından birkaç dakika önce kendisini ziyarete gelen İbrahim b. el-Cerrah’a “remy-i cimar” ile alakalı soru soran Ebu Yusuf’a, İbrahim “bu durumda mı ders işleyelim?” dediğinde “evet, belki çözdüğümüz mesele birisinin kurtuluşuna sebep olur.” demiştir. Büyük İmam Ebu Yusuf vefatına saniyeler kala ümmetin sorunları ile ilgilenmiştir.

Kardeşlerim!

İslami İlimleri öncelikle yaşamak için öğrenmeliyiz. Yaşamadığınız bilgi sizin değildir. “Fakih” söz ve ifadesi ile değil davranışları ile fakihtir.

Bilmediğiniz çok mesele olduğunu “her bilenin üzerinde bir bilenin bulunduğunu”, Hızır’ın –aleyhisselam- şeriat sahibi Hz. Musa’ya –aleyhisselam- “ilmin yaptıklarımı kavramak için yeterli değildir.” mealinde konuştuğunu unutmayın.

Sizler her ilmi erbabından okuyan bir kuşak olarak hizmete atılmadınız. Dolayısıyla ilk duyduğunuz fikirler ya da moda akımlar sizleri sarsabilir. Bu yüzden farklı görüşlerle karşılaştığınızda ümmetin genel kabul gören fikirlerini cem eden eserleri hakem kitaplar olarak kabul ediniz. Akide de Şerhu’l Akaid, tefsirde Ruhu’l-Meani, Hak Dini Kur’an Dili, fıkıhta Reddu’l-Muhtar, Hukuk-u İslamiyye ve Islahat-ı Fıkhıyye Kamusu, hadiste meşhur hadis mecmuaları ve Tecrid-i Sarih şerhi gibi eserler ilk bilgi kaynaklarınız olsun.

Her tarafa gidin. Nurettin Topçu’nun hareket felsefesi yol haritanızı çizsin. Fakat neticede hep İslam’a yani o ilk noktaya dönün. Eve dönmeyen fikir adamı, eve dönmeyen kelamcı, eve dönmeyen tefsirci olmayın. İslam’a aykırı olmayan fikirleri alın sonra evinizde onları Ehli Sünnet’in doğruları ile yeniden şekillendirin.

Kardeşlerim!

Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- başında boz bir sarıkla son defa irat ettikleri hutbelerinde “ensarın günden güne azalacağını buna karşın başka insanların çoğalacağını bildirmiştir.” Enes b. Malik’ten gelen rivayette ise ümmetine “ûsîkum bi’l-ensar” diyerek ensarı ya da ensar ruhunu kuşanmayı vasiyet etmiştir.

Çağdaş dünyanın, insani ve ahlaki değerleri çökerttiği zamanımızda sizler ensar ruhuyla dünya Müslümanlarına kucak açacak, emin kişiliğinizle temayüz edeceksiniz. Çevrenizdeki dul, yetim ve kimsesiz insanlar sizlerin irşadıyla harekete geçen hayır erleri ile aş, iş ve eşlerine kavuşacaklardır.

Sizlerin “emin” duruşları anıtlaştıkça gözyaşı, ızdırap ve çile azalacak; buna mukabil İslami değerler yücelecektir. Sizler ön tarafa çıktıkça kin ve nefret zail olacaktır.

Siz keşfedildikçe dünya vaha vari yeşile boyanacak, ölüler şad, diriler de abad olacaktır.