MİLLİ GÖRÜŞ VE BÜYÜK DOĞU: İKİ AYRI BAŞLIKTA TEK BİR MEDENİYET PROJESİ

Akif ömrünü İslam coğrafyasını uyandırmaya adadı. İkbal, Kurtuba Camii’ni, Tarık’ın Duası’nı, Şikayet ve Yakarış’ı yazdı. Mustafa Sabri Efendi, Hasan el-Benna, Bediuzzaman, Seyyid Kutup, Ebu’l-Hasan en-Nedvî hâle çare aradı. Üstat Necip Fazıl, fikirde istikameti tayin etti. Erbakan Hoca, siyasi krizin aşılması noktasında somut adımlar attı. Milli Görüş, Sünnet ve Cemaat çizgisindeki ilim, fikir ve hareket adamlarının mücadelelerinin hasılası oldu.

Üstat ve Erbakan, İdeolocya Örgüsü ve Adil Düzen’le -selefleri gibi- İslam’ın sadece iman, ibadet ve ahlaktan ibaret olmadığını daha doğrusu ne ise o olması gerektiğini anlattı. İki müellif, iki ayrı kitapta tek bir medeniyet projesi ortaya koydu.

İdeolocya Örgüsü ve Adil Düzen

Önce İdeolocya Örgüsü yazıldı. İdeolocya, bir mütefekkir ve hareket adamının dünyasında şekillendiğinden onda daha çok idealite öne çıktı. Erbakan Hoca, hadiseye devlet adamlığı tecrübesini de katarak İdeolocya Örgüsü’nü Adil Düzen başlığı altında siyasi alana taşıdı, onu pratize etti.

İki Ulu Hoca

Üstat’la Erbakan Hoca arasında bir dönem zahir olan küçük çaplı ihtilafın arkasında da esasında idealite, pratize farklılığı vardı. Hadise Ebussuud’la İmam Birgivi’nin para vakıfları meselesindeki ihtilafına benzemekteydi. Her ikisi de haklıydı, ihtilaf ise hadiselere farklı açılardan bakmalarından kaynaklanmaktaydı. İmam Birgivi, sivil bir alim olduğundan fıkıhta ideal olana meyl etti. Ebussuud ise ahkam-ı fıkhıyyenin icrasından mesul olduğundan uygulanabilirliği önceledi.

Birgivi ve Ebussuud yaşadıkları dönemin iki ulu hocasıydı. Her ne kadar zaman zaman hadiselere farklı zaviyelerden baktıkları olduysa da fetvalarıyla İslam’ın bölünmezliğini ve hayatın her şubesine hükmedeceğini anlatma noktasında aynı safta durdular ve hep aynı destanı söylediler.

İslam’ın Fikir ve Siyaset Mümessilleri

Tanzimat sonrası dönemde hocalar, “dünya işlerine aklı ermeyen sınıf” olarak kabul edilince bilginin de öznesi değişmiş oldu. Hayattan kopan alimlerin bir kısmı medreseye çekildi, sarf-nahiv okutmayı, metin tercüme etmeyi yegane vazife olarak telakki etti. Fikir ve siyaset alanı bütünüyle İslam’ı avam düzeyinde bilen insanlara kaldı. Onlar konuştu. Onlar siyaset üretti. İslami hareketi onlar yönetti.

Üstat ve Erbakan Hoca alim değildi fakat her ikisi de ulemanın hayattan bütünüyle tecrit edildiği bir dönemde İslam adına hale çare aradı. İslam’ı yekvücud kabul eden iki ulu Hoca’nın; Abdulhakim Arvasî ve Mehmet Zahit Kotku (rahimehumullah)’ın bu iki öğrencisi İslam’ın fikir ve siyaset mümessili oldu. Harf devrimi ve tedrisatın değişmesiyle siyasi ve ictimaî alanın dışında kalan ulemaya sözcülük yaptı. Onların söylemek isteyip de söyleyemediklerini gazete sütunlarından, meclis kürsülerinden dünyaya ilan etti. Çeşitli engellerle karşılaştılar, hakarete uğradılar, iftiralara muhatap oldular, birinin namaz kılmadığı, diğerinin ise bir namazı birkaç defa kıldığı yazıldı. Hoca’nın İslam Kadını’nın inancına göre yaşama hakkını kazanması mücadelesini kırmak için eşi ve kızlarının tesettürsüz oldukları haberi yayıldı.

Üstad ve Hoca müslüman olmalarının gereğini yaptıklarından dolayı tutuklandı, hapse mahkum edildi. Fakat her durumda müstakim duruşları devam etti. Sarsılmadılar. Müslümanın, “imkansızlık” mazeretinin arkasına sığınamayacağını gösterdiler.

Müslüman gençler İslam’ın, iktisat nizamı, ceza hukuku gibi başlıklarının da olduğunu dolayısıyla hayatın her şubesine hükmedeceğini ilahiyatçılardan değil, Üstat’tan ve Muhterem Erbakan Hoca’dan öğrendi. Yani Üstad ideale tercüman oldu, Hoca ise bir anlamda Onun ideallerine uygulama alanı açtı.

Yusuf’un Gömleği

Milli Görüş, İslam’ı camiye hapseden sekülarizme bir başkaldırı olduğu kadar, medeniyeti bütün şubeleriyle çağa arz ve tatbik hareketi olarak da temayüz etti.

Hoca, emperyalizmanın parçaladığı İslam coğrafyasına döndü: Yeniden Ankara, Bağdat ve Buhara Üniversiteleri’nin aynı programa sahip olacağını, Konya ve İslamabad ovalarında yetişen ürünlerin aynı borsadan idare edileceğini söyledi. Siyasi sahada olduğu gibi, iktisadî alanda da tam bağımsızlığı savundu. Ümmet coğrafyasını bölen sınırların sun’î olduğunu ve bir gün kalkacağını, İslam dinarıyla dolar saltanatının biteceğini ifade etti.

İstanbul, Hilafetin ilgasından onlarca yıl sonra Onunla ümmete, ittihad-ı İslam çağrısında bulundu. İslam coğrafyasını muazzam bir heyecan kuşattı. O konuştukça emperyalizma endişelendi, mustazaflar cesaret kazandı. Üstat mukaddesatına sövülen millete dönüp, “Eğer bu millet ölmediyse o Fatih gelecek.” diyerek sabra ve direnişe davet etti. Umutlar yeşerdi. Büyük Doğu ve Milli Görüş gözlerini kaybeden fakat Yusuf’a kavuşacağına dair umudunu yitirmeyen Hz. Yakub’a gönderilen gömlek gibiydi. Onlarla gözlerimiz açıldı. Zulmet zail oldu, nur geldi.

Kaba Softalar

İçeride ve dışarıda bunlar olurken akademisyen, müftü, vaiz, müderris gibi unvanlara sahip kimi nasibsiz kaba softalar, İslam algılarını sistemin inşa ettiğini, yani İslam’ı yanlış öğrendiklerini düşünmeden, Üstad’ı ve Hoca’yı politika yapmakla itham etti. Sistemin övgüsüne mazhar olan bu zevat, Onların şahsında yeniden gündeme gelen İslam’ın muhit duruşunu reddetti. Aslında bu durum, müslümanın kendisine farz olan bir ibadeti yaptığından dolayı bir başka Hoca, emperyalizmanın parçaladığı İslam coğrafyasına döndü: Yeniden Ankara, Bağdat ve Buhara Üniversiteleri’nin aynı programa sahip olacağını, Konya ve İslamabad ovalarında yetişen ürünlerin aynı borsadan idare edileceğini söyledi. Siyasi sahada olduğu gibi, iktisadî alanda da tam bağımsızlığı savundu. Ümmet coğrafyasını bölen sınırların sun’î olduğunu ve bir gün kalkacağını, İslam dinarıyla dolar saltanatının biteceğini ifade etti. İstanbul, Hilafetin ilgasından onlarca yıl sonra Onunla ümmete, ittihad-ı İslam çağrısında bulundu. İslam coğrafyasını muazzam bir heyecan kuşattı. O konuştukça emperyalizma endişelendi, mustazaflar cesaret kazandı. Üstat mukaddesatına sövülen millete dönüp, “Eğer bu millet ölmediyse o Fatih gelecek.” diyerek sabra ve direnişe davet etti. Umutlar yeşerdi. Büyük Doğu ve Milli Görüş gözlerini kaybeden fakat Yusuf’a kavuşacağına dair umudunu yitirmeyen Hz. Yakub’a gönderilen gömlek gibiydi. Onlarla gözlerimiz açıldı. Zulmet zail oldu, nur geldi. Üstad ve Hoca www.hukumdergisi.com ŞUBAT 2013 17 Müslüman tarafından tenkit edilmesi gibiydi. Daha açık bir ifadeyle hacca giden, ya da namaz kılan bir müslümanı ibadetlerinden dolayı tenkit etmek nasıl süfli bir ameliye ise, Üstat ve Hoca’ya yöneltilen tenkitler de aynıydı. Hadiseyi Büyük Doğu esasları çerçevesinde kıymetlendirmek gerekirse şöyle demek doğru olur: Propaganda kelimesi, o ulvi vazifeyi ifade etme gücüne sahip değildir. Fakat bununla yeniden İslam Çağı’nın geldiğini haber vermeyi kastediyorlarsa onlar işte tam da bunu yapmışlardır.

Büyük Ödev

Üstat ve Hoca, Müslüman gençlere büyük İslam ödevini anlattı. Tespit ettiği sorunlar üzerinde istimali fikirde bulundu. Hasılı tahsil ile meşgul olmadı. Dirilişin yol ve yöntemini gösterdi. Anadolu’yu bir ucundan diğerine defalarca dolaştı. Millet evlatları arasında yeni kahramanlar aradı.

Ara Noktası

Milli Görüş Hocayla iktidar olunca, Büyük Doğu Çağı da başlamış oldu. Hoca bir yılda on yıllık destan yazdı. Küfür, Büyük Doğu Çağı’nı varlığı adına büyük bir tehlike olarak görünce Hoca’ya karşı çok cepheli bir savaş başlattı. Allah Azze ve Celle öyle takdir etti ve destana bir ara noktası düşüldü.

Hoca ve İfam

Hoca’ya vefatından birkaç ay önce İFAM’ı anlattığımızda ilgiyle dinledi. Sanki İFAM’ı, Milli Görüş ve Büyük Doğu’nun ulum-u islamiyye akademisi olarak gördü ve hadiseyi tesbit etme sonra da ona çare bulma noktasında şunları söyledi: “Hacı Bayram Camii’ne gitseniz orada pek çok namaz kitabı görürsünüz. Ne var ki Müslümanların, başşehirde en fazla uğradığı bu mabedin avlusunda cihadla alakalı tek bir eser bulamazsınız. “Neden böyle?” diye sorduğunuzda ise size denir ki, ‘Efendim! Fıkıh kitaplarında cihad bahsi mufassal bir şekilde anlatılmamıştır. Bu yüzden kitap çapında bir çalışma yoktur.’ Hadi bu ifadeyi bir an için doğru kabul edelim. Bunun gerekçesini araştırdığınızda şöyle bir gerçekle karşılaşırsınız; “Ulema zamanında cihadla alakalı bir eksiklik söz konusu değildi. Zira cihad ibadeti bizzat devlet tarafından îfa edilmekteydi. Bu yüzden ayrıntıya girmek malumu ilam kabul edildi.”

Hoca, ümmetin İslam noktasında küllî bir bakıştan mahrum olduğunu, bu yüzden zahirle iktifa ettiğini anlatırken de şunları söyledi: “Hacı Bayram’daki sarıklı abidlere sürekli teheccüd kılan birinden bahsetseniz heyecanlanırlar fakat aynı kişilere bu şahsın cihad vazifesini terk ettiğini söylediğinizde buna taaccüb etmezler.”

Hoca, İslam nizamının inşasında sürekli ehem olanı, mühime tercih etti. Bu noktada da şunları söyledi: “Sizler derslerinizde ümmet-i İslam’ın ziyadesiyle ihtiyaç duyduğu hususlara ağırlık veriniz. Çözüm ve çareler üzerinde yoğunlaşınız. Her tefsir ettiğiniz ayet ve şerh ettiğiniz hadis ümmetin her hangi bir sorununu çözmeye matuf olsun, bu noktada yoğunlaşın.”

Hoca, mezhep imamlarının fıkhî mirasından istifade edebilme ya da selefî mülahazaların yol açacağı bilgi anarşisinin önüne geçebilme noktasında ise şöyle bir tesbitte bulunmuştu: “Ağrıyı aspirinin içindeki asetilsalisilik asit giderir. Bu asetilsalisilik asit, kimya sanayinin konusudur. Eğer asiti, ilaç sanayinde hap haline getirmeden insanlara arz ederseniz, bu ölümlere yol açabilir. Kur’an ve Sünnet’te kimya sanayine benzer. Fukahamız kimya sanayi hükmünde olan nassları ilaç sanayi hükmünde olan fıkıh disiplini içerisinde cemiyetin sorunlarını çözecek bir formata aktarmıştır. Sizler de günümüz ihtiyaçlarını dikkate alarak böyle bir çalışma yapmalısınız.”

Eritre’yi İstanbul Kadar Yakın Kılan Adam

Hoca hayatını İslamî esasların inşasına adadı. Ümmetin gören gözü, işiten kulağı, hakkı haykıran sesi oldu. Ondan yana olduğunu zor şartlarda attığı fiili adımlarla da gösterdi.

Milli Görüş, Bosna savaşında bütün varlığıyla taraf oldu. Her nev’i riski göze alarak savaşın seyrini değiştirecek hayati adımlar attı. Zihinlerinden uzaklık kavramını çıkaran, Eritre’yi, Mora’yı, İstanbul kadar yakın gören bir nesil yetiştirdi. Milli Görüş, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’nin hulasası, ecdadın mirasıydı; Hoca, Fatih’in, Abdulhamid’in siyasetinin devamıydı. Siyasî, iktisadî ve ictimaî manadaki adımları da hep bu çerçevede attı.

Yeniden Büyük Doğu ve Milli Görüş Çağı

Şimdi Göndoğumu… Milli Görüş’ün öz kardeşi İhvan-ı Müslimin Mısır’da iktidar oldu. Tunus’da Nahda, Filistin’de Hamas düne göre daha fazla söz sahibi, Suriye İslam İnkılabı’na hazırlanıyor. Anadolu bir ucundan diğerine yeniden İmam-Hatip Çağına girdi. Destana düşülen ara noktası kalkıyor. İslam Coğrafyası ve Anadolu koşar adımlarla Hoca’nın ve Üstad’ın işaret ettiği hedefe doğru ilerliyor. Büyük Doğu ve Milli Görüş Devri yeniden başlıyor.

Son Söz

Hasan el-Bennaların, Ebu’l-Hasan en-Nedvîlerin, Necip Fazılların ilim, fikir ve dava hassasiyetlerinin Muhterem Erbakan’ın devlet ve siyaset adamı kimliğiyle temessül etmesi demek olan Milli Görüş, İslam’ı ilmihal düzeyinde bilen insanların ufkuna sığmayacak kadar büyüktür. Zorlanması durumunda yeni kırılmaların yaşanılması kaçınılmazdır. Buna sebep olanlar ise ne Milli Görüş gençliğine ne de tarihe bunun hesabını verebilecektir.

(Hüküm Dergisi 2. Sayı / Şubat 2013)

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir