MÜSLÜMAN OLMANIN BEDELİNİN CANLA ÖDENDİĞİ COĞRAFYA: ARAKAN

Son iki asırdır İblis’in “baş taşeronu” İngiliz’dir. Bir coğrafyayı ya da bir milleti bölme, parçalama ameliyesi başta olmak üzere her nev’i ifsatta İblis’in doğrudan muhatabı da İngiliz’dir. Uygarlık adına işlenen cinayetlerde İngiliz başroldedir. Adalet mahkemeleri kurulduğunda “baş mücrim” olarak sorgulanacak katil de İngiliz olacaktır.

Kavmiyetçilik marazanın bir veba gibi yayılmasında ve Alem-i İslam’ın parçalanmasında da sahnede İngiliz vardı.

İslam Birleşmeyi, İngiliz Bölünmeyi Emreder

İslam birleşip kardeş olmayı, İngiliz parçalanıp müstakil yaşamayı emreder. Çünkü İngiliz’in maslahatı, milletlerin bölünüp, parçalanmasındadır. Bu yüzden insanlar acı çekerken o keyif alır,  rahata kavuştuğunda ise o, acı çeker.

İngiliz kendi menfaati için çocuğu anneden, kadını kocasından, milletleri de bir birbirinden ayırmada tereddüt etmez. Lakin bütün bunları binbir maske içinde sakladığı suratıyla yapar. Dost görünür, tuzak kurar.

İngiliz’in Olduğu Bir Dünyada Uyumak, Ümmet’e İhanettir!

Moğollar’dan daha vahşice işlenen cinayetlerin faili Türkistan’da Ruslar, sair Bilad-ı İslam’da ise İngilizlerdir. Bunu tarih kitaplarına yazmalı, bütün çocuklara anlatmalıki,  her müslüman, “İngiliz Katilinin hakim olduğu bir dünyada uyumanın, Ümmet’e ihanet olduğunu bilsin.”.

Rohingya/Arakan Müslümanları

Yerel dilde halkına Rohingya Müslümanları, yaşadıkları coğrafyaya ise Rohingya denen Arakan, 1826’ta İngilizler tarafından keşfedilir(!) Müslüman Rohingyalar ile Budistler’den oluşan halk sinsice başlayan İngiliz işgaline karşı omuz omuza direnir. Birleşik cephenin ona hüsran getireceğini gören İngilizler iki millet arasında fitne ve adavet tohumları eker. Zamanla Arakan’lı Budistler’le, müminlerin arası açılır. Asırlarca İslam idaresinde huzur içinde yaşayan Budistler, İngilizlerin tahrikiyle müslüman katliamına başlar. İngilizler, Budistler’i öyle zehirlerki,  onlar bir arada yaşadıkları Rohingyaları öldürmek ve hürriyetlerini ellerinden alan İngilizler’e yakın olmakla iftihar ederler.

Myanmar (Burma)’ı İngiliz’den kurtarmak(!) için mücadele eden Budistler ülkelerini sadece İngiliz işgalinden değil, aynı zamanda İslam’ın hakimiyetinden de kurtarmak için savaşacaklarını ilan ederler. Bir anda İslam’a duyulan öfke, katil İngiliz’e duyulan öfkenin önüne geçer. Zahirde İngilizlere karşı mücadele eden Budistler, olanca kin ve nefretini müslümanlar üzerinde teksif eder. Sefil halk da, “Arakan’lı olmayan Rohingyalar, Myanmar’ı terketmelidir.”, der. İngiliz işgalinden kurtulma mücadelesi bir anda müslüman öldürme yarışına döner. Müslümanlar öz yurtlarında  garip, öz vatanlarında parya muamelesine maruz kalır.

Pakistan’ı Hindistan’dan, ardında da Bangladeş’i Pakistan’dan ayıran ve üç yüz milyon müslümanı Hindistan’da azınlık konumunu düşüren İngilizler, Arakan’ı da üçe bölerek Müslümanları Myanmar’da azınlık yapmıştır.

1937’de yönetimi ele geçiren Budistler, Arakan’ı da ellerinde tutabilmek için, Arakan’ın Budist halkı Raxineler’i, yine o bölgeden müslümanlara karşı tahrik eder. Böylece asırlarca bir arada yaşayan iki milletin, tekrar bir araya gelip İslam Devleti kurmasının yolunu kapatırlar. 

İngiliz Maşasının Baş Düşmanı: İslam

İngilizlerin gönüllü maşası Myanmarlı Budistlere göre baş düşman ne İngiliz, ne açlık, ne sefaletti. En büyük düşman insan onurunu her şeyden daha yüce gören, insanı insana kulluktan kurtaran, onu hür yaşamaya çağıran İslam’dı. Bir asırdan daha fazla zaman geçmesine rağmen  Budistlerin İslam’a karşı adavetinde bir azalma olmamıştır. Hala onlara göre en büyük düşman İslam’dır. Çünkü Budizm’i ortadan kaldıracak, insanları her nev’i sefaletten kurtaracak, emperyalizmanın küresel sömürüsüne “dur” diyecek yegane nizam, İslam’dır. Saf haliyle yaşandığında hiç bir güç Onun önünde duramadı, bundan sonra da duramaz. İslam’la korkutulan Arakanlı Budistler “Rohingyalarla bir devlet kurmaktansa Myanmarlı Budistlerle yaşamayı tercih ederiz.” dedi ve İngiliz maşası Myanmar Budistlerinin tetikçiliğine talip oldular. 

“Neden Hala Ortalıkta Müslüman Var?!”

Arakan’da yaralar hiç sarılmadı. Acı hiç dinmedi. Hava hep bulutluydu, lakin bela ve musibet bazen sağanak sağanak yağdı. İngilizler’e Arakan’da müslümanları bitirme sözü veren Myanmarlı Budistler, Efendilerin’in, “Neden hala ortalıkta müslüman var?” tahrikiyle bir kaç yılda bir katliam yaptı. 1938 ve 1942 yıllarında Müslüman Rohingyalar’a karşı büyük bir soykırım girişiminde bulunuldu. Evet, yapılan sadece bir katliam değil, aynı zamanda bir soykırımdı. Çünkü Budistler her defasında tek bir müslüman bırakmamak üzere köylere ve kentlere saldırdı.

Kızıl Kana Boyanan Nehir: Lemgo

1938’de ki saldırılarda binlerce müslüman katledildi, beş yüz bin mümin komşu ülkelere iltica etti. Myanmarlılarla birlikte hareket eden Arakanlı Budistler Müslüman Rohingyaları kadın, çocuk ayırmadan balta ve kılıçla katletti. Tecavüze uğrayan kadınlar daha sonra baltalarla parçalandı. Kundaktaki bebekler şişlenerek öldürüldü. Lemgo Nehri aylarca kan renginde aktı. Moğollardan daha vahşi katliamlar yaşandı Arakan’da.

21. Yüzyılın Ashab-ı Uhdûd’u: Budistler

Arakan’da acıları yıllar değil, yeni acılar unutturdu. Yüzyılda milyonlarca can heder oldu, namuslar çiğnendi, evler yakıldı, mallar gasp edildi. Lakin ne dünyadan, ne de müslümanlardan bir ses çıktı. Sessizliği “ikrar” kabul eden Budistler, 1948’te Myanmar (Burma) bağımsız olunca, katliamı devlet eliyle ya da devlet destekli Budist çeteler vasıtasıyla yürüttü. Onlarca defa köyler yakıldı, müslümanlar ateşlere atıldı, her şeye rağmen sağ kalanlar kurşuna dizildi.

Yakılan Müslüman köylerinin alevlerinin uzaydan görüldüğü Arakan, mustazaflar diyarı, Myanmarlılar ve onlara “öldürün müslümanları!” talimatını veren Batı ise, 21. yüzyılın Ashab-ı Uhdudu’dur.(Bkz Burûc, 1-8).

Her gün sayıları azalan müslümanlar korkmadan, yılmadan Arakan’da ezan okumaya, Allah-u Ekber demeye devam ediyor. Onlar, “Müslümanlar yenilse de, İslam yenilmeyecek, sonunda Hak Batıl’a galip olacaktır.”, diyor.

Müslüman Olmanın Bedelinin Canla Ödendiği Coğrafya

Ahir zamanda, Arakanlıların payına tahammülü zor bir imtihan düştü. Lakin dünya konforu için İslam’a sırt çevirmedi, en ağır işkencelere maruz kalanları irtidat edip, İslam’dan Budizm’e geçmedi. Müslümanlığın bedelinin canla ödendiği yerdir Arakan.

BM Kayıtları

Son yüz elli yılda Arakan’da yaşanan katliam dünyanın hiç bir yerinde görülmedi. Küresel Eşkiyanın hukukunu korumak için kurulan BM’nin kayıtlarına göre de yeryüzünün en mazlum milleti Arakanlı müslümanlardır.

Batı’nın Vahşi Yüzüne Örten Maske: Hürriyet

Çağdaş dünyanın hak, adalet, hürriyet söylemleri, Batı’nın vahşi yüzüne örtülmüş maskelerdir. Batı işgal edeceği bölgeye maskeyle girer, katliamla yerleşir. İngilizler de Burma’ya(Myanmar) adalet, hürriyet söylemleriyle girdi, çıkarken ise nehirler kan rengi akmaktaydı.

Müslüman’a Her Şeyin Yasak Olduğu Yer: Arakan

Myanmar’da Müslümanlar en temel insan haklarından mahrumdur. 1982 yılında çıkarılan “Yeni Vatandaşlık Kanunu” ile Müslüman Rohingyalar Myanmar ulusu kategorisinden çıkartılarak öz yurtlarında vatandaşlık hakları gasp edildi. Atalarının yurdunda  mülteci  statüsünde kabul edilen Arakanlılar ne seçme, ne seçilme hakkına sahiptir. Gençleri üniversiteye gidemez; En fazla liseye kadar okuyabilirler. Okuyanlar da devlet dairelerinde görev alamaz. Arakanlıların beton ev yapmaları yasaktır; evlerini ahşap yapmak zorundadırlar. Devlet malı kabul edilen ahşap evlerinin yanması durumunda, “devlete ait evi yakmak” suçundan 6 yıla kadar hapis cezasına çarptırılırlar. Ancak Budist biriyle ortak olmaları durumunda iş yeri açabilirler. Budist, tek kuruş sermaye koymadan işletmenin % 50’sine sahip olur.  Rohingyalar, hayvanları için de her yıl devlete vergi ödemek zorundadır. Cep telefonu, sabit telefon, bilgisayar ve motorlu taşıt sahibi olma hakları da yoktur. Evlenmek için devlete yüklü miktarda vergi öderler; 3 yıl bekler, devletten izin çıkarsa evlenirler. Evliliğin reddedilmesi durumunda ödedikleri parayı geri talep etme hakları yoktur. Rohingyalar her yıl devlete tüm aile fertlerinin yer aldığı fotoğrafı vermek zorundadır. Doğan her çocuk gibi, ölenler için de vergi verirler. Rohingyalar’ın Myanmar’ın diğer bölgelerine gitmesi yasaktır. Arakan Eyaleti’nin başkenti Sittwe dışında yaşayan Rohingyalar, acil bir hastalık durumu dahil başkente gidemez, gitse de şehre giremez.  Cemaatle namaz kılmak, kurban kesmek suçtur. Cemaatle namaz kılanlar en ağır cezalara çarptırılır. Yeni cami yapmaları yasaktır.   Hükümet cemaatle namaz kılınan camileri yakmakta, yerine budist tapınağı yapmaktadadır. Cami ve medreselerin tamirini de yasaklayan devlet, yasağı delenler için 6 yıla kadar hapis cezası vermektedir. İslam’la alakalı her şeyle savaşan Myanmar Devleti, halka baskı yaparak onları, “Muhammed, Ahmed, Hatice, Aişe, Ömer, Osman, Ali, Fatıma, Hasan, Zeyneb” gibi isimleri değiştirmeye zorlamaktadır. Myanmar’da müslümanları müdafaa etmek de suçtur. Devlet müdafaanın kimden geldiğine bakmadan müdafileri hapse atmaktadır.

Baskılara dayanamayıp Myanmar Arakanı’ndan Bangladeş Arakanı’na geçmek isteyen müslümanlar Naf Nehrini aşmak zorundadır. Naf Nehri, Onların dünyadaki Sırat köprüsüdür. Ne var ki çok sayıda tekne Nehrin derin sularına gömülmüştür.

Bir Kadının Hürriyeti İçin Bir Ordu

Allah Rasulü, Müminleri bir cesede bezetti; Mustazaflar için namazda dua etti. Kur’an-ı Kerîm Ümmet’i, aralarında boşluk olmadan birbirine tutunan bir duvar gibi kenetlenmiş(bunyanûn marsûs) hakikat erleri olarak tanıttı, Allah Azze ve Celle’nin sevgisi/rızası/nusreti onlar üzerinedir, buyurdu(Saff, 4). Ulema, en doğuda bir kadın esir olsa, oradakiler onu kurtaramasa, en Batı’daki müslümanlara onu kurtarmak farzdır, dedi. Abbasi Devleti, esarete düşen bir kadının hürriyeti için Doğu Roma üzerine dev bir ordu gönderdi. Sahabe Medine’de bir Yahudi’den mümine bir kadının intikamını almak için kılıç kuşandı. Lakin bu asrın amirleri, alimleri, arifleri, mütefekkirleri toplanıp, “Bu ateş bizi yakmadan biz ateşi söndürelim.” demedi/diyemedi.

Ne Yapmalı?

Dergiler Arakan özel sayısıyla çıkmalı. Vahşeti anlatan vaazlar, hutbeler verilmeli.  Üniversitelerde öğrenci klüpleri seri konferanslar düzenlemeli, yürüyüşler yapmalı.  Vakıflar, Mülteciler için İHH gibi yardım kuruluşları üzerinden yardım seferberliği başlatmalı. Ateşin bizim ocağımıza düştüğünü gösteren bir vicdan ile dev mitingler tertip etmeli. Azaları alim, arif, mütefekkir ve eşraftan oluşan “Arakan Müslümanlarına Yardım Cemiyeti” adıyla bir dernek kurmalı.

Unutma!

Unutmamalı ki Arakanlılar da Hindli müslümanlarla birlikte Hilafet’in bekası için seferber olmuş, mitingler düzenlemiş, fakirliklerine bakmadan ellerinde, avuçlarında ne varsa İstanbul’a göndermiş, bütün bunları İngiliz işgali altında bedel ödeyerek yapmış, oğulları tutuklanan analar, “Evladım Hilafet’e feda olsun” demişti.

***

Allah Teala Hz. Musa’nın duasına icabet ettikten kırk yıl sonra Firavun’u Kızıl Deniz’de boğdu(Bkz. Yunus, 88-9; Teberî). Arakan Mazlumlarının dualarına icabet edilmiştir. Fakat intikama memur olacak Ümmet-i İslam hazır değildir. Sahi hazır mıyız?! Önünde denizler yarılan Hz. Musa gibi bir imana muhatap mıyız?

***

Bosna için, Gazze için, Şam için büyük fedakarlıklar yapan bu millet, umerası ve uleması üzerine düşeni yaparsa aynı hassasiyeti Arakan için de gösterecektir.