Oruç Mektebinde Arakan Müslümanları

İbadetler bize ümmet bilinci aşılar. Bizi tecritten kurtarır; ümmet olmaya götürür. Bu yüzden namaz, tecritten tevhide bir rıhledir. Şu kadar farklı evden, şu kadar insan günde beş defa safta yekvücut olur. Musalli, namazın ahirinde sağa ve sola selam vererek yekvücut olduğu kardeşlerini murakabe eder.

Hac da, tecritten tevhide bir yürüyüştür. Yeryüzünün farklı köşelerinden “lebbeyk allahumme lebbeyk…” diye yollara düşenler Kâbe-i Muazzama’nın etrafında gecenin karanlığında, gündüzün aydınlığında yağmurda, güneşin altında “bünyanun mersus/birbirine kenetlenmiş bina” suretinde tavaf ederler. Bu, eşi ve benzeri olmayan bir iman ordusunun kesrette vahdeti gerçekleştirdiği bir ameliyedir. Dilleri, renkleri, coğrafyaları, yaş ve cinsiyetleri farklı bir Sevad-ı Âzam kâmil bir ordudan daha mükemmel bir halde ve tamamen hasbi bir şekilde   وَإِنَّا إِلَى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ[ref]Zuhruf, 43/14.[/ref] diyerek yürür.

[ref]Bakara, 2/185.[/ref]فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ Kâinatın Sahibi diğer ibadetler gibi Ramazan-ı Şerifte ki oruçla da müminin ictimaî şuurunu tahkim eder. Bu yüzden Ramazan bize ümmet olduğumuzu, o büyük bütüne dâhil olduğumuzu anlatır. Bunun içindir ki hasta ya da yolcu olmayan ramazan orucunu başka bir ayda tutamaz. Mutlaka bu ay içerisinde tutmalı, bir buçuk milyar öğrencisi olan oruç üniversitesine diğer kardeşleriyle birlikte aynı zamanda başlayıp mezun olmalıdır. Âlem-i İslam’ın farklı köşelerinde, şu günde, şu saatte imsak vaktinden ta iftara kadar hiçbir Müslüman yemek yemiyor, su içmiyor, duygularını sizinle tevhit ediyor. Müslümanlar lisan-ı halleriyle diyorlar ki; “Ya rab! Bayrama kadar Aliler, Ahmetler, Zeynepler, Fatımalar olarak oruç mektebinde nefsimizi terbiye ediyoruz. Kulluk ödevimizi, yerine getiriyoruz.”

Orucun mazrufunda ki ümmet bilincini muhafaza edebilmek için nefsimizin arzularına mani olmalıyız. İmam Gazzalî (rahmetüllahi aleyh) İhya’da diyor ki: “İftar vakti sofra hazırlandığı zaman menü, kişi ‘lev lem yesum…’ ( eğer oruç tutmasaydı… ) olduğunda nelerden oluşacaksa onlardan oluşmalı.” Yani bir çorba, bir yemek ve birazda ekmek… Eğer sizler sofrayı, yılın diğer zamanlarında yemediğiniz gıdalarla donatır; Ramazan haricinde akşam yemeğinde üç parça yiyecek yiyorken iftarda bu altı, yedi oluyorsa o zaman orucun hikmeti kaybolur. Neden sahurdan iftara kadar yemiyoruz, içmiyoruz, aç kalıyoruz? Hani biz bir cemaat, bir ümmettik. Kardeşlerimizin açlığını, onların zaruretini anlayabilmek için böyle yapacaktık. Namazdaki gibi, imsaktan iftara kadar oruç safında ve iftar sofrasında hep yekvücut olacaktık. Eğer orucun bu anlamı kaybolursa Müslüman, Hz. Muhammed (aleyhisselam)’ın haber verdiği şu tehlike ile yüzleşir.  Buyurdular ki;

رُبَّ صَائِمٍ لَيْسَ

لَهُ مِنْ صِيَامِهِ إِلَّا الْجُوعُ وَرُبَّ قَائِمٍ لَيْسَ لَهُ مِنْ قِيَامِهِ إِلَّا

السَّهَرُ[ref]İbn Mace, Sünen, V, 205.[/ref]

“Nice oruç tutanlar ve namaz kılanlar var ki, onların oruçtan ve namazdan nasibi sadece açlık ve uykusuzluktur.” Oruç tutuyorlar fakat akşam sofralarına sair zamanlarda tatmadıkları yemekleri getiriyorlar. Orucun mükâfatını sanki sofrada kendilerine takdim ediyorlar. Oruç tutuyorlar fakat şu kadar kötülük sabahtan akşama kadar yine onların dilinde ya da gündeminde varlığını koruyor. Oruç tutuyorlar fakat gözleri ile yine haram seyrediyorlar. İşte bu güruhun oruçtan payına sadece açlık ve susuzluk düşecek.

Allah Rasulü (aleyhissalatüvesselam) Ramazan mektebinde öğrenci olan ehli imanı başka bir hadisi şerifte şu şekilde ikaz ediyor:  من صام رمضان إيمانا واحتسابا غفر له ما تقدم من ذنبه [ref]Buharî, Savm, 1768.[/ref] “Kim ramazan orucunu imanlı bir halde sadece Allah’ın rızasını umarak tutarsa, onun geçmiş bütün günahları affedilir.” Sadece Müslümanlar oruç tutuyorlar. Bunlar içerisinde imansız bir güruh olmayacağına, Hz Muhammed(aleyhissalatüvesselam)’ın sözleri de hâsılı tahsil kabilinden addedilmeyeceğine göre bu hadis nasıl anlaşılmalıdır?

Efendimiz neye dikkat çekiyor?

Aleyhissalatüvesselam buyuruyorlar ki: “Eğer sizler annelerinizden, babalarınızdan gördüğünüz şekliyle mazrufuna vakıf olmadan ya da daha sağlıklı olalım diye gece sahura kalktıysanız ya da zayıflamak için oruç tuttuysanız ya da bir yerde çalışıyorsunuz; mesai arkadaşlarınızın tamamı oruç tutuyor da, onların yanında mahcup olmamak için oruç tutuyorsanız, o zaman Ramazan’dan payınıza düşen sadece bir ay aç ve susuz kalmaktır.”

O halde kardeşlerim!

Geriye dönmeli ve bize ümmet olmayı, kardeşlik ruh ve şuurunu kuşanmayı anlatan oruca yeniden bakmalıyız.

Ashab-ı Kiram Efendilerimiz ve onlardan sonra gelenler da oruç tuttular. Onlar oruçla nasıl erdiler; oruç onların ümmet şuurlarına neler kattı? Zaman tünelinde yürüyelim ve hadiseyi şu şekilde hulasa edelim: Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın öğrencileri Efendimizle birlikte oruç tutarken, orucun manasına sadık kaldılar ve Kuran-ı Hâkim’in şu ayetine işittik ve itaat ettik dediler:

وَقَاتِلُوهُمْحَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلَّهِ [ref]Enfal, 8/39.[/ref] Yeryüzünde söz de, irade de, idare de Allah’ın olana kadar cihat ettiler. İslam’a yeni özgürlük alanları açtılar. Kâinatın sahibinin en meşakkatli emirlerine dahi “lebbeyk ya rab!” dediler.

Medine’den, Mekke’den yola çıktılar. Eba Eyyub el-Ensarî oldular İstanbul’a kadar yürüdüler. Nice mesafeleri kat ettiler. “Âlem-i İslam’ın ya da yeryüzünün farklı yerlerinde yaşayan insanlar bizi bekliyor, onlara da İslam’ın kardeşlik şuurunu ulaştırabilir miyiz?” diye fevkalade bir gayret sarf ettiler. Gittikleri yerlere medreseler, camiler, hanlar yaptılar. Allah Resulü ile ümmet-i davet arasında köprü, İslam’a kürsü oldular. Sahabenin öğrencileri de onlar gibi yaşadılar. Namaz da, hac da, oruç da ki ümmet bilincinin muktezasınca amel ettiler. Safta, metafta, iftar sofrasında kardeşleriyle yekvücut olduklarını düşündüler. Oruç onlara kardeşleri ile paylaşmaları gerektiğini öğretti. Bunun için cemiyetler, vakıflar kurdular. Bilad-ı İslam’ı, misaki milli olarak kabul ettiler. Devlet-i Aliyye’nin ahirinde İstanbul, ümmet-i İslam’dan yardım talep edince gönderecek parası olmayanlar, temel ihtiyaç maddelerini açık artırmayla satıp mukabilini halifeye gönderdiler.

Şimdi İstanbul için seferber olan kardeşlerimizin yurdunda; Arakan’da acı var. Hindistan ve Bangladeş’le sınır olan Arakan’da kardeşlerimizin üzerine onlarca yıldır sanki gökyüzünden ölüm yağıyor. Devlet-i Aliyye’nin “Halifeye imdat ediniz.” çağrısı onlara ulaştığında Hintli Müslümanlarla birlikte, eğer evlerine iki tane ekmek götürecek paraları varsa yavrularına “halife sizden yardım bekliyor.” deyip yavrularına bir ekmek götürüp, diğer ekmeğin parasını ise İstanbul’a ulaştıranlar muzdarip bir halde. Pek çoğumuzun adını son hadiselerle duyduğu yetimü’l-asr olan bu mazlumlar ne kadar oruç tutuğumuzun da bir göstergesidir.

Hz Muhammed (aleyhissalatüvesselam)’ın öğrencilerinin (radiyallahu anhum) uçakları, klimalı arabaları yoktu. Ama Arakan’a yakın bölgelere kadar gittiler, oralara İslam’ı götürdüler, insaniyeti öğrettiler. Peki, sen modern zaman Müslümanı! Senin tayyarelerin, arabaların, gemilerin var. Fakat kardeşlerinin yaşadığı coğrafyanın adını bilmiyorsun.

Arakan’da ki mazlumlar, acılar mahşerinde bir Hz. Muhammed (aleyhissalatüvesselam)’ın öğrencilerinden kendilerine tevarüs eden ümmet bilincine, bir de sahipsizliklerinden dolayı onlarca yıldır farklı yoğunlukta devam eden baskı ve katliamlara bakıyorlar. Bangladeş’te mülteci kamplarında bir Arakan’lı kadın yalnızlığını Allah Azze ve Celle’ye arz ederken şöyle diyor: “Ya rab! Bizim için ölüm bütün bu acılardan kurtuluş olacak. O halde kızına tecavüz edilen, vatan cüda olan bir anne olarak senden ölümü istiyorum.” Teravih için evlerinden çıktıklarında, Budistler üzerlerine kurşun yağdırıyorlar. Mülteci kamplarına sığınmaya razılar fakat Bangladeş dâhil hiçbir ülke kendilerini kabul etmiyor. Gemiye biniyorlar; “Bizi kabul edecek bir liman var mı?” diye liman liman dolaşıyorlar sonunda denizde boğuluyor, şehit oluyorlar. Acılarını duyan yok, feryatlarına Allah’tan başka kulak veren yok.

Onlar mülteci kamplarında ya da her gece basılan evlerinde Kur’an’ın şu ayetini okuyor ve diyorlar ki:إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِهِ صَفًّا كَأَنَّهُمْبُنْيَانٌ مَرْصُوصٌ[ref]Saf, 61/4.[/ref]  “Ya Rab! Kur’an’ında Müslümanlardan bahsediyor ve buyuruyorsun ki, Onlar namazda durdukları gibi, Kâbe-i Muazzama’yı tavaf ettikleri gibi, oruç mektebinde ümmet şuurunu yaşadıkları gibi Allah yolunda da yekvücuttular. Siyasette, iktisatta, akidede, amelde yekvücut olan o Müslümanlar nerede? Onları bekliyoruz.” Bizler şu kadar nimetle iftar ederken onlar Hz. Muhammed (aleyhissalatüvesselam)’ın şu hadisini okuyorlar:

مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْمَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِوَالْحُمَّى [ref]Müslim, el-Birr-u ve’s-Sıla ve’l-edeb, 4685.[/ref] “Ya Rasulallah! Hani Müslümanların bir vücut gibi olduklarını haber vermiştin. Vücudun bir organı acı çektiğinde sair organlar sabahlara kadar nasıl uykusuz kalırsa, İslam coğrafyasının bir noktasında ki acının hissedilmesi de her bölgede aynı olacaktı. Nerede Ya Rab! Bizim ızdırabımızı duyup uykuları kaçacak, sıtma nöbetine girecek Müslümanlar…” Onlar Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’nin hasılası mahiyetinde olan fıkıh mecmularını da okuyorlar. Mülteka’nın şerhinde der ki; “Eğer maşrıkta bir Müslüman kadını kâfirler esir alsalar mağripteki bütün Müslümanlara o kadını fidye vererek kurtarmak vacip olur.” Kur’an’a, Sünnet’e ve fıkha bakıyorlar sonra bir buçuk milyar Müslüman içerisindeki sahipsizliklerine bir anlam vermeye çalışıyorlar. Onların çözemediği bu müşkül durumun hal yeri mahşer olacaktır.

Kardeşlerim!

Namaz, hac ve oruç… Hepsi ruhumuzu ayni vadiye boşaltıyor; tecritten tevhide götürüyor, bizi büyük bütünle birleştiriyor. İbadetlerimiz ne kadar gayelerine uygun? Tuttuğumuz oruçlar Allah Azze ve Celle katında ne kadar makbul? Bu soruların müspet cevabı her şeyde önce ümmet bilincimizle alakalıdır.[ref]“Oruç Mektebinde Arakan Okumaları” başlığını taşıyan bu hutbe daha sonra kısmi tasarruflarla yazı diline aktarılmıştır. bkz. www.İhsansenocak.com/hutbeler.[/ref]