İçeriğe geç

RAMİZ,HEYSEM,ŞEYMAAA!!!

ABD, Suriye muhalefetini istediği gibi teşkil edemeyeceğini anlayınca safını Esed’in lehine daha da netleştirdi. Bunu da BM’yi Esed’e yardım ettirerek izhar etti. İran ve Rusya’nın desteğinde ise bir inkıta yok. İsrail de, İslam dünyasında yalnızlaşan rejime geçen ay bir uyarı/destek atışı yaptı. Bununla Müslümanlara, “Esed’in katliamlarına bakıp da şüphe etmeyin. Esed benden değil.” mesajı gönderdi.

Suudi Arabistan ve Katar ABD’nin talimatlarını, “Ulusal Konsey”e kabul ettirebilmenin yarışı içerisinde. Bilâd-ı Şam’da ise, “Kâiduna ile’l-Ebed Seyyidünâ Muhammed / Sonsuza kadar Kumandanımız, Efendimiz Muhammed ’dir.” diyen İslam gençleri, aksakallılar, yetim çocuklar, dul kadınlar, gözü yaşlı anneler ve onların Mevla-i Zülcelâl’i var. UNICEF, Kızıl Haç, Uluslararası Sağlık Örgütü gibi Büyük İsrail’e hizmet edenlere ya da onun için tehdit arz etmeyenlere yardım etmeye memur kuruluşlar ise ortalıkta görünmüyor.

Her ne kadar el-Cezire gibi İslam Dünyasına yayın yapan kanallar haber bültenlerinde mücahidlere geniş yer ayırsa da, dev şirketlere hükmeden Arap Şeyhleri dünyalıklarına bir katkı sağlamayacağından ikinci bir habere Suudi Arabistan ve Katar ABD’nin talimatlarını, “Ulusal Konsey”e kabul ettirebilmenin yarışı içerisinde. Bilâd-ı Şam’da ise, “Kâiduna ile’l-Ebed Seyyidünâ Muhammed / Sonsuza kadar Kumandanımız, Efendimiz Muhammed ’dir.” diyen İslam gençleri, aksakallılar, yetim çocuklar, dul kadınlar, gözü yaşlı anneler ve onların Mevla-i Zülcelâl’i var. UNICEF, Kızıl Haç, Uluslararası Sağlık Örgütü gibi Büyük İsrail’e hizmet edenlere ya da onun için tehdit arz etmeyenlere yardım etmeye memur kuruluşlar ise ortalıkta görünmüyor. u Halid İSTANBULLU histanbullu@hukumdergisi.com 10 MART 2013 www.hukumdergisi.com kadar ya kanal değiştiriyor ya da ABD’den “Müslümanlara da yardım yapmak caizdir.” şeklinde bir beyanat bekliyor. Ezcümle şuan itibariyle sermaye şeyhlerinin gündemlerinde Müslümanlar yok. Zahirde mücahitleri desteklediğini söyleyen Arabistan’da da Suriyeli Müslümanlar için yardım toplamak yasak.

Belki de Allah Azze ve Celle yetim çocukların ezilmediği, dilencilerin azarlanmadığı yeni bir dünyayı kurmak için Allah Resulü ’nde olduğu gibi, Bilad-ı Şam’daki yetim yavruları bizzat himayesine almayı murat etti (bk. Duhâ Suresi).

Dün Yine Kar Yağdı

Suzan, henüz bir yaşındaydı. Bombardıman ve keskin nişancı tehlikesinden dolayı annesiyle birlikte Muhayyem el-Yermük’teki evlerini terk edip, Zahira bölgesinde duvarlarının bir kısmı yıkılan, camları kırılan, çatısında açılan yarıklardan içeriye kar ve yağmur yağan bir okula sığınmıştı. Bu okulda onlar gibi çok sayıda çocuk ve kadın vardı. Sınıf evi, sıralar ise beşiği olmuştu Suzan’ın. Okulda ne soba, ne de elektrikli ısıtıcı vardı. Gaz sevkiyatı zaten durmuştu. Yeteri derecede gıda maddesi, yatak ve battaniye de yoktu. Suzan annesiyle birlikte bu şartlarda, böyle bir okulda yaşam mücadelesi verecekti.

Anne Ümmü Suzan, bir kadının çaresizliğini şu ifadelerle naklediyor: “Dün yine kar yağdı. Tavandan içeriye giren kar taneleri elbise, battaniye ve yataklarımızı ıslattı. Hiçbirini kurularıyla değişme imkânım yoktu. Sobada olmadığından onları üzerimizde kurutmaya mecburdum.

Soğuk duvarlar arasında ıslak elbiselerle geçirdiğim o geceleri ne ben, ne de başka bir anne kelimelere dökebilir. Buna rağmen ne titreyen dişlerim ne de donmuş ellerim umurumdaydı. Sürekli biricik yavrum Suzan’ı düşünüyordum. Kaybettiğim bütün yakınlarımın hasretiyle ona bir daha, bir daha sarılıyordum. Her sarıldığımda soğuğa daha fazla dayanamayacağı endişesi bende daha da artıyordu. Sürekli ellerine ve ayaklarına masaj yapıyordum. Yarım saat kadar devam eden ağlama faslından sonra Suzan sustu ve uykuya daldı. Bu gibi durumlarda uyumanın ölümle sonlanabileceğini bildiğimden hem kendim uyumuyor, hem de onu uyutmamaya çabalıyordum. Ne kadar gayret ettimse de nafile, bir ara gözlerim daldı. Bu halde ne kadar kaldığımı hatırlamıyorum. Hatırladığım tek bir şey var; o da uyandığımda kızımın bedeninin buz gibi olduğu… Sesimin çıktığı kadar bağırdım: Suzan, Suzaaan, Suzaaaan! Beni hayata bağlayan son dayanağım, biricik yavrum cevap vermedi. İnnâ lillâhi ve İnnâ ileyhi râciûn….

Benzer saiklerle Afganistan’da, Doğu Türkistan’da, Irak’ta, Mali’de kaç Ümmü Suzan yavrusunun cansız bedenine bakıp, “Suzan, Suzaaan! Uyan Yavrum!” diye ağladı, sonra da İnnâ lillâh… diye “istirca‘” yapıp derin bir tevekkül içinde Rabbine teslim oldu.

Ramiz, Heysem, Şeymaaaa!

Ümmü Ramiz, otuz üç yaşında, dört çocuk annesi bir İslam kadını, çocuklarının en büyüğü ise on üç yaşındaki oğlu Ramiz… Ona nispetle Ümmü Ramiz diye tekniye edilmiş…

Ümmü Ramiz, bir gün ekmek almak için büyük oğlu Ramiz’i fırına gönderir. Kendisi de kahvaltı hazırlamak için mutfağa geçer. Sofra kurulur, Ümmü Ramiz’in diğer çocukları Heysem ve Şeyma gelip oturur. Fakat iki saat geçmesine rağmen Ramiz fırından dönmez. Endişeden, ne Ümmü Ramiz, ne de Ramiz’in kardeşleri ağızlarına bir lokma koyar.

Ümmü Ramiz, oğlunun gecikmesini hayra yorar, belki yolda arkadaşlarını görüp lafa, belki de oyuna daldı diye düşünür. Diğer oğlu Heysem’e fırına gidip abisini soruşturmasını söyler. Heysem tam evden çıkacaktı ki küçük kız kardeşi Şeyma ayaklarına sarılıp, “Abi! Beni de götür.” diye yalvarır. Anne istemeyerek de olsa Şeyma’nın Heysem’le gitmesine izin verir. Ümmü Ramiz, Heysem’e, Ramiz’i bulur bulmaz hemen eve dönmelerini tenbih eder.

Heysem evden ayrıldıktan on beş dakika sonra müthiş bir patlama olur. Ümmü Ramiz bebeğini kucağına alıp sokağa fırlar. Önce sesin geldiği yönü tayin eder. Ses, fırının olduğu istikametten geliyordu. Yani Ramiz, Heysem ve Şeyma’nın olduğu yönden. Diğer anneler arasına karışıp o da koşar. Yaklaştıkça inilti ve ağıtlar daha da belirgin hale gelir. Yol boyu insanlar; “Esed’in bir uçağı ekmek kuyruğunda bekleyen kadın ve çocukları vurdu.” diye söyleniyordu.

Ümmü Ramiz hem koşuyor, hem de derin bir endişe içerisinde, “Ne olur, çocuklarımı canlı göreyim Allah’ım!” diye dua ediyordu. Olay mahalline vardığında ne Ramiz ne Heysem ve ne de Şeyma’yı görebildi. Öteye beriye koştu. Ramiz, Heysem, Şeymaaa! diye defalarca bağırdı. Fakat cevap alamadı. Diğer anneler gibi aramaya devam etti. Önce Heysem’in bedeninden parçalar buldu. Ramiz’in dağılan bedeni üzerinde fırından aldığı ekmek kırıkları vardı. Uzakta Şeyma’nın giydiği kırmızı renk elbiseye benzeyen bir örtü gördü. Ona doğru koştu. Örtüyü kaldırdı, son defa “Şeymaaa!” dedi ve oraya yığılıp kaldı. Şeyma’nın elinde ise kırmızıya boyanmış sımsıkı tuttuğu ekmeği vardı. Annesine götürmek için aldığı ekmeği.

Çocukların Müna!

Müna, otuz beş yaşında, dört çocuk annesi bir İslam kadınıydı. Suriye’den Suudi Arabistan’a gurbete giden Abdurrahim, olaylar başladıktan sonra aileden geride kalan kız kardeşi Müna’yı gün aşırı arardı. Esed güçlerinin saldırılarının, Müna’nın yaşadığı Humus’un Bab-ı Amr bölgesinde yoğunlaşması üzerine Abdurrahim Müna’yı daha sık aramaya başladı.

Abdurrahim yine bir gün Müna’yı aramıştı ki, kardeşi telefonda ağlıyordu. Abdurrahim o gün sokaktan gelen mermi sesleri arasına karışan Müna’nın ifadelerini anlamakta güçlük çekti. Sadece şunları duyabildi: “Kardeşim! Enişteni tutukladılar, ekmeğimiz yok, çocuklar çok aç, öğle oldu hala ağızlarına bir lokma ekmek koyamadılar.” Bu ifadelerden sonra hat düştü.

Görüşmenin ardından Müna, çocuklarına ekmek bulabilmek için sokağa çıktı. Fakat, geri dönmedi, dönemedi. Olaydan birkaç gün sonra Müna, Bab-ı Amr beldesi bahçelerinden birinde ölü olarak bulundu. Çocukları için satın aldığı ekmeği koynunda muhafaza ederken saklandığı bahçede göğsüne isabet eden bir kurşunla şehid oldu. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn….

Çaydanlık beklemekten sıkıldı ey Müna!! Humus Mekdus’u (bir yöre yemeği) tabakta kaldı!! Ve evlatların… Hala orada seni bekliyorlar: “Söz bir daha ‘açız’ diye ağlamayacak, ‘acıktık da demeyeceğiz’, yeter ki sen dön anne!” diyorlar.

Sen ey Müna! Kirletilen bu dünyaya bir daha dönmeyeceksin fakat Humus’ta hazırlamak isteyipte hazırlayamadığın o sofrayı, yavrularına cennette ikram edeceksin! İnşallah…

Suriye’de İslam Kadınları

Ümmü Suzan, Ümmü Ramiz ve Müna! Sizler, bir buçuk milyar Müslümanın sesini duymadığı binlerce İslam kadınından sadece bir kaçısınız. Ne mutlu size ki, bize ulaştıramadığınız yakarışları ve duaları yedi kat semanın üzerinden Allah Azze ve Celle duymakta. Ne mutlu size ki! Siz ya da çocuklarınız en güzele ulaştı, bizse hala, “Şöyle olsaydı böyle olurdu.” şeklinde miskin cümleleri kurmaya devam ediyoruz.

Bu arada sesinizi duyanlar, sizden sonra yavrularınıza el uzatan Müslümanlar da var. Benim bildiğim sadece bir Müslüman Bilâd’ı Şam’a yüz elli tır gıda maddesi (un, yumurta, çocuk bezi, mama, süt, battaniye) gönderdi. Sevkiyat devam ediyor. Amelini riya kirletmesin diye ne adını ne de şirketini izhar etti. Ne alan, ne dağıtan biliyor. Sahildeki otellerde üç-beş bin kadın ve çocuk ağırlayacak kudrete sahip ne kadar daha namaz kılan marka müslümanı var oysa.

Esed Rejimi’ne destek vererek bu zulme ortak olan herkese, özellikle de Hizbuşşeytan’a, İran’a ve bütün emperyalistlere lanet üstü nefret olsun.

(Hüküm Dergisi 3. Sayı / Mart 2013)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir