İçeriğe geç

RİSÂLETLE GELEN BÜYÜK DEĞİŞİM

Yahudi on beş asır önce Allah Rasûlü’nü (ﷺ) niçin inkâr ettiyse günümüz ideolocyalarının mimarları da aynı nedenden dolayı İslâm’ı reddetmektedir. Yahudi, Kur’ân-ı Kerîm’i bütün hasselerini devre dışı bırakarak dinledi. Sömürü sisteminin devamı için bundan başka çaresinin olmadığını düşünmekteydi. Hakk’ı reddetmeye, küfürde ısrar etmeye şartlandı. İman etmesi durumunda sömürü sistemi büyük darbe alacak, insanların alın teri sömürülmeyecek, soyluların hatırı için adalet çiğnenmeyecekti.

Hangi akıl, ne kadar iyilik şekli varsa ve ne kadar haramdan korunma yöntemi mevcutsa hepsini ihtiva eden İslâm’dan uzak durabilir?! Her nevi yalanı yasaklayarak sözü, sömürüyü yasaklayarak alın terini, içkiyi yasaklayarak aklı, kumarı yasaklayarak malı, zinayı yasaklayarak nesli, faizi yasaklayarak üretim ve istihdamı koruyan İslâm’dan daha adil bir nizam var mıdır? Bilerek inkâr Yahudiyi işte böyle bir dinden mahrum etti.

Çağımızdaki bütün küfür hareketleri de imtiyazlarını korumak gayesiyle İslâm’ı inkâr etmektedir. Zira malın, canın, aklın, neslin ve namusun korunması neyi emretmeyi ve neyi yasaklamayı gerektiriyorsa bunlar sadece İslâm’dadır.

İSLÂM İNKILABI

Düşük seviyede bir akla sahip olan bir Yahudi, -sadece- Medine’de Allah Rasûlü’nün (ﷺ) gelişiyle evde, sokakta ve çarşıda yaşanan değişime baksaydı iman edecekti. Bugün de Oryantalistler Allah Rasûlü’nün (ﷺ) çöle ve bütün mekanlara hayat veren inkılabını zan altında bırakmak için, bağlamından kopardığı ya da tahrif ettiği ibarelerle Sünnet-i Seniyye’yi maniple etme gayretindedir.

Allah Rasûlü (ﷺ) ferdî, ailevî, ictimâî, iktisadî ve siyasî manada büyük inkilap yapmış, saadet adına ne vaadettiyse onu fazlasıyla ikame etmiştir. İslâm’a hasım olanlar bilvesile onunla tanışınca hayatları değişmiş; ona aşk, vecd ve imanla bağlanmıştır. İçten pazarlıklılar hariç İslâm’ın tadını alanlar bir daha ondan hiç kopmamış, zaman zaman fikrî gurbetlere savrulmalar olsa da nihayet hep İslâm’a dönmüşlerdir. Bugün de İslâm’ın tesirinin hayatta daha çok göründüğü zamanlara karşı hasretini bildiren Mü’minlerden “Nerede o eski günler…” diye özlem cümleleri duyarsınız. Özlenen ya da hasreti çekilen aslında dün değil, dün de daha etkili olan İslâm’dır.

İSLÂM’LA NELER DEĞİŞTİ?

Allah Rasûlü (ﷺ),Medine’ye hicret etmeden önce güçlü olanlar zayıflara baskın yapar, malı mülkü talan ederdi. Anaların hür olarak doğurduğu insanlar kaçırılarak köle yapılırdı. Allah Rasûlü’ne  (ﷺ) iman edenlerin hayatları da hayata bakışları da geceden gündüze girer gibi değişti. Evlere baskın yaparak geçinenler öğle sıcağında hamallık yapıp para kazandı, ailesinin nafakası için yetecek miktarı yanında bırakıp arta kalanı sadaka olarak dağıttı.

On beş asır öncesinin sömürü baronları soygunla geçinen bir adamı, hamallıktan kazandığını fukaraya sadaka verecek hâle getiren İslâm’a savaş açtı. Şu rivayet bu değişimin nasıl olduğunun yüzlerce misalinden biri:

Adiyy İbn Hâtim t şöyle demiştir: “Allah Rasûlü’nün (ﷺ) huzurunda bulunurken yanına bir adam gelip fakirlikten yakındı. Sonra Allah Rasûlü’ne (ﷺ) başka bir kimse gelip yol kesilmesinden şikâyet etti. Allah Rasûlü (ﷺ):

‘Ey Adiyy! Sen Hîre şehrini gördün mü?’ diye sordu.

‘Görmedim; fakat orası hakkında bana haber verildi.’ dedim. Bunun üzerine Allah Rasûlü (ﷺ) şöyle buyurdu:

‘Ey Adiyy! Eğer ömrün uzun olursa muhakkak ki hevdeci içinde yolculuk eden kadının Hîre’den yola çıkıp Allâh Azze ve Celle’den başka hiç kimseden korkmayarak Kâbe-i Muazzama’yı tavâf edeceğini göreceksin.’

Ben buna hayret ederek kendi kendime: ‘Beldelerde fitne ateşini yakan o Tayy Kabilesi’nin eşkiyaları nerede müsaade edecek de kadın tek başına yolculuk edecek.’ dedim. Allah Rasûlü (ﷺ) devam ederek:

‘Eğer ömrün uzun olursa muhakkak ki Kisrâ’nın hazîneleri fethedilecek, sen de bunu göreceksin.’ buyurdu.

Ben araya girip:

‘Kisrâ b. Hürmüz’ün hazîneleri mi?’ dedim. Allah Rasûlü de (ﷺ) Kisrâ b. Hürmüz buyurdu.

Eğer hayâtın uzun olursa muhakkak ki sen elinin dolusu altın ya da gümüşü sadaka olarak çıkarıp da bunu kendisinden kabul edecek birini arayacak; fakat bunu kendisinden kabul edecek hiçbir kimse bulamayacak olan kişiyi göreceksin. Yine yemîn ederim ki sizden biriniz Allâh’a (ﷻ) kavuşacağı gün, Rabbiyle onun arasında kelamını tercüme edecek bir tercüman bulunmayacak, Allah Teâlâ da ona: ‘Ben sana İslâm’ı tebliğ eden bir Rasûl göndermedim mi?’ diye soracak.

O da evet, (gönderdin Ya Rabbi)! diye cevâb verecek. Allah Teâlâ:

‘Ben sana mal vermedim mi, bu sûretle sana ihsânda bulunmadım mı?’ diye soracak. ‘Evet verdin ve ihsân ettin.’ diye karşılık verecek. Bu durumda kişi sağına bakar cehennemden başka bir şey göremez. Soluna bakar yine cehennemden başka bir şey göremez. Adiyy (ra), Allah Rasûlü’nü (ﷺ) şöyle buyururken işitti:

‘Sizden biri bir tek hurmanın yarısı ile, bunu da bulamazsa güzel bir sözle kendini cehennem ateşinden korusun.”

İDEOLOCLAR VAADETTİ, EFENDİMİZ () YAPTI

Adiyy şöyle dedi: “Ben el-Hîre’den hevdeci içinde yola çıkıp Allah’tan başka hiç kimseden korkmadan Kâbe’yi tavaf eden kadını gördüm. Ben bizzat Kisrâ b. Hürmüz’ün hazînelerini fetheden ordunun içinde yer aldım. Yemin olsun ki eğer ömrünüz uzun olursa elbette sizler Allah Rasûlü’nün (ﷺ) söylediği elinin dolusu altını sadaka olarak çıkaracak olanları göreceksiniz.”[1]

Kur’ân-ı Kerîm’in nazil olduğu dönemde değil kadınlar, adamlar dahi emniyette değil, bir mahalleden diğerine yolu haydutlar tarafından kesilmeden gitmekten acizdi. Böyle bir dönemde Allah Rasûlü (ﷺ) ,Adiyy b. Hatim’e (ra) hitaben; İslâm, Kur’ân-ı Kerîm, Sünnet-i Seniyye ve Ashâbım bu dünyayı öyle değiştirecek ki adamlar bir mahalleden diğerine gidemezken Irak’ın Hîre şehrinden çıkan bir kadın devesine binecek, yolları katedecek, Mekke’ye varacak, Kâbe-i Muazzama’yı Allah’tan başka kimseden korkmadan tavaf edecek. O gün hayret eden Adiyy b. Hatim t yıllar sonra Kâbe-i Muazzama’da yalnız başına tavaf eden bir kadın görür. Sorunca Hîreli olduğunu öğrenir, İslâm mucizesinin nelere kadir olduğuna şahit olur.

Medine’de Yahudiler ve münafıklar bütün bunları gördüler; lakin öfke ve nefret, idrak yollarını kapattığından Bakara Sûresi’nin seksen dokuzuncu ayetinde ifade buyrulduğu gibi bilerek inkârda ısrar ettiler.

HÜLÂSA

Karl Marx’ın saadet kalıbı içine sakladığı Bilimsel Sosyalizma’nın esasında nasıl bir zulüm düzeni vaadettiğini, Lenin bizzat uygulayarak gösterdi. Sınıfları kaldırma vaadiyle gelen bir ideolocya ile insanlar yeni sınıflar tanıdı. Sovyetlerin icraatı Komunist manifestonun hayal olduğuna işaret etmekte, Allah Rasûlü’nün (ﷺ) icraatları ise sözle amel arasında nasıl bir uyum olması gerektiğine misal olarak karşımızda durmaktadır. Bu yüzden İslâm’la yönetilen ülkelerde insanların sisteme bağlılığı, beşerî ideolocyalarda ise nefreti artır.


[1] Buhârî, Menâkıb, 61.

(Hüküm Dergisi 83. Sayı / Kasım 2019)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir