Search
Close this search box.

BİR ZAMANLAR AİLE


Hem kendini, hem de aileyi korumaya memur olan babalar, Allah Resulü’nün, (ﷺ) “Çocuklarınızı üç haslet çerçevesinde terbiye ediniz: Peygamber sevgisi, Ehl-i Beyt muhabbeti ve Kur’an-ı Kerim tilaveti.” hadisi çerçevesinde usta bir sanatkar gibi çocuklarının ruh ve fikir dünyalarını inşa ederler.


Üç Esas

Sahabe, insanlık tarihinin en muttaki neslini bu üç esas çerçevesinde yetiştirdi. Kur’an-ı Kerîm’in teşkil ettiği, Peygamber ﷺ muhabbeti ve Ehl-i Beyt sevgisinin esas alındığı terbiye nizamı, alnında “Sıbgatellah/Allah’ın boyası” olan gençler mezun etti. Allah Azze ve Celle’yi sevmek, Efendimiz’e ﷺ ittibaya bağlı olduğundan her sahabi çocuğuna Kur’an-ı Kerim gibi, Onun hayatını da öğretti. Namazda, oruçta, cihatta, yürüyüşte, oturuşta hasılı her oluşta ve her erişte Ona ittiba esas alındı. Çünkü bir Müslüman ancak Ona ittiba ettiği kıymette Allah’a itaat etmiş kabul edilir.


Allah Resulü’nün (ﷺ) Ufkunda

Sahabe ateşin içerinde eriyip de şekil alan demir gibi, Allah Resulü’nün (ﷺ) talim ve terbiye ufkunda şekil aldı. Büyükler gibi çocuklar da her adımı O’nun muhabbetini kazanacak şekilde attı.

Sahabe dünyasını Ona ittiba üzerine kurdu. “O varsa her şey var, O yoksa hiçbir şey yok” dedi. Onu muhafaza etmeyi, kendini muhafaza etmekten daha mühim gördü. Bedir Muharebesi’nde bir ara kendini iki çocuğun arasında bulan Abdurrahman b. Avf, Peygamber ﷺ sevgisinin tezahürüne dair şöyle bir hadise nakleder: Yanıma gelen bir çocuk bana dokunup: “Amca Ebû Cehil’i tanır mısın? diye sordu.

-Evet tanırım fakat senin onunla ne işin olur?
-Duydum ki Allah Resulü’ne sövüyormuş.

Abdurrahman b. Avf ’ın diğer yanında ki başka bir çocukla da aralarında benzer konuşma geçer. Abdurrahman b. Avf onlara Ebû Cehilî gösterince ikisi de yanından ayrılıp kalabalığa doğru koştu. İki çocuk Ebû Cehil’i öldürünce, Allah Resulü’ne (ﷺ) gidip her biri onu kendisinin öldürdüğünü iddia etti.


Onu Müdafaa Yolunda Çocuklar

Yaşından dolayı geri çevrilme endişesi taşıyan çocuklar da Onu müdafaa edebilmek için büyükler arasında saklanıp cihad meydanlarına inmişti. Rafi ve Semure de o sevgiyle Bedir’e varıp cihad etmek istiyordu. Bunun için onlarca kilometrelik yolu katetmişlerdi. Allah Resulü ﷺ yaşlarından dolayı cihada katılmayacaklarını söyleyince üzüntüden başları öne düştü.

Batılılar, işbirlikçileri vasıtasıyla iki yaşındaki çocukları kimyasal silahlarla öldürürken, insanları diriltmeye memur olan peygamber, yardıma en çok ihtiyaç duyduğu bir anda iki çocuğa: “Siz çocuksunuz.” buyurdu. Sahabe araya girip, “Rafi’ iyi okçudur. Atıcılığı da iyidir.” deyince ona müsaade etti. Bunun üzerine Semure üvey babasına gidip, “Oysa ben Rafi’den daha güçlüyüm. Güreşte onu yenerim. Ne var ki Allah Resulü ﷺ beni değil de, onu kabul etti.” dedi. Üvey baba araya girince, Allah Resulü ﷺ ikisini güreştirdi. Semure Rafi’yi yenince, onu da orduya aldı.

Çocuk sahabiler ölümün mukadder olduğu meydanlarda Onun ordusunda yer alabilmek için her yola başvurdu. Ordunun arasına karışıp, Ona görünmemeye çalıştı. Silah taşımakta zorlanınca büyüklerine ricada bulundu. Her biri Ona divaneydi. Sahabeden, tabiuna geçen bu sevgi namütenahi bir çizgide bütün Müslümanlarda devam etti. Her asırda, her beldede, “Muhammed’ten muhabbet hasıl oldu.” Çocuklar Onu her şeyden daha çok sevdi. Bu yüzden en konforlu münafıklar bile Sünnet’in ehemmiyetini tartışmaya cesaret edemedi. Araplar gibi, Türk ve Kürtler de merkeze Onu aldı. O her evin, her sokağın öğretmeni oldu. Okulu bırakıp da Çanakkale’ye koşanlar, askerlik şubeleri önünde uzun kuyruklar oluşturanlar, Onun anlatıldığı evlerde büyüyen Semure’lerdi.


Aile Onunla Güçlendi

Allah Resulü’nün (ﷺ) öğretmen olduğu evlerde aile güçlendi, ilişkiler, sadakat, vefa gibi İslami değerler üzerine kuruldu. Kur’an-ı Kerim “ebeveyn”e ihsanı emretti. Allah Resulü de, (ﷺ) “Küçüklerimize merhamet, büyüklerimize tazimde bulunmayan bizden değildir.” buyurdu.

Onu seven çocuk nazarında cennet ebeveynin ayağı altında, görüldü. Kadın Onunla “anne” oldu. Ona olan muhabbetin bir tezahürü olarak çocuklara Muhammed, Ahmed isimleri verildi. Sünnet diye, misvak kullanıldı, ceplerde koku taşındı.

Allah Resulü’nün, (ﷺ) “Yedi yaşına geldiğinde çocuklarınıza namazı emrediniz.” buyruğu esas alınarak küçük yaşta çocuklar camiye alıştırıldı.


Bir Zamanlar

Kız çocukları küçük yaşta tesettüre bürünür, üç-dört yaşında eli, ayağı göründüğünde onlara “ayıp” denir, hayadan yüzleri kızarırdı. Namaz vakti girdiğinde annelerin yanında serili duran seccadelerine koşarlardı.

Çocuklar, gün batımında babalarının yolunu gsokaközler, zil çaldığında onu kapıda karşılar, lisanı halleriyle, “Bizim için çalıştın, helalinden rızkımızı temin ettin.” diye teşekkür ederlerdi. Kızlar babalarının sofrasını ibadet heyecanıyla hazırlar, çoraplarını çıkarırlardı.

Babaannenin köyde bir kaçtane oğlu varsa münavebeli olarak onların evinde kalırdı. Çocuklar hava karardığında babaannenin kaldığı eve koşar, her biri ona kendi evlerine gelmesi için yalvarırdı. Her akşam, torunlar arasında tatlı bir babaanne münakaşası yaşanırdı. Bütün çocuklar babaannenin parasının olmadığını bilirdi. Zaten bunu para için değil, babaannenin duasına muhatap olmak için yaparlardı.

Anneler vakarla evlerinde oturur, çocuklarına pek çok mevzuyu hal diliyle öğretirlerdi. Namahrem bir misafir geldiğinde yanına çıkmaz, sokakta ev kıyafetiyle dolaşmaz, sesini yükseltmeden konuşur, israfa mani olmak için elbiselerdeki sökükleri diker, yırtıkları tamir eder, kız çocuklarına neyi nasıl yapması gerektiklerini kemâl-i edeple anlatırlardı.

Onların evde “Canım sıkıldı.” deyip alışveriş merkezleri arşınlamak gibi bir adetleri yoktu. Hayatlarının merkez üssü evleriydi. Bundan rahatsız da olmazlardı. Çocuklarına, Allah rızası için hizmet ederlerdi. Her biri anne olmayı bir nimet olarak görür, çocuklarını kimselere emanet etmezlerdi, şimdilerde olduğu gibi toplumda, çalışan ve bakıcı/temizlikçi kadın diye iki ayrı sınıf yoktu. Çocuk hasta olduğunda anne ondan daha fazla acı çeker, ateşi yükseldiğinde başucunda durur, alnına koyduğu sirkeli bezi sürekli değişir, yavrusunun şifa bulması için dua ederdi.

Evlerde televizyon olmadığından akşam oturmalarında ailenin en bilge olanı konuşur, diğerleri dinlerdi. Her akşam aile meclisi kurulur, tecrübeler paylaşılır, nasihatler alınırdı.


Ondan Sonra Müfredat

O, okulun ve evin “müfredatından” çıkarılınca muvazene bozuldu. Peygambere (ﷺ) ittiba kırılması önce aileyi çökertti. Ahiret için divane olan ebeveyn gitti, yerine dünya delileri geldi. Küçük yaşta başını örten, annesinin seccadesi yanında namaza duran, üç yaşında “ayıp” dendiğinde yüzü kızaran kız çocukları birden çekildi dünyamızdan. Onlar gitti, diz kapağının şu kadar üstünde etekler giyen liseliler, üniversiteliler geldi. Sesini namahrem duymasın diye ağlarken dahi sessiz ağlayan kadınların yerinde, sokakta, okulda mini etekle vücudunu teşhir eden ve bu teşhirle, “Ey sokaklar şahit olun ki her erkeğin bana bakma ve vücudumdan istifade etme hakkı vardır.” diyerek kamu malı olduğunu ilan eden aşufteler geldi.


Biri Kızımın Adını Sorsa

“Sokakta biri bana kızımın adını sorsa onu vururum.” diyen milletin evlatları bu gün arz-ı endam yarışında. Sokakta, çarşıda, sahnede arz-ı endam var. Artık başörtülü kadın da her gün biraz daha tesettürden çıkardığı örtüsüyle sahnede, sokakta, iş hayatında kariyer” edinme yarışında. Evine misafir geldiğinde kadınları ayrı, erkekleri de ayrı odada ağırlayan Müslüman bir baba, kızının fakültede araştırma görevlisi olması için çalmadık kapı bırakmıyor. Kızının, yetmiş yaşındaki erkek akranlarıyla aynı odada oturmasına “haram” diye karşı çıkan bir baba en çekici haliyle yirmi yaşlarında ki delikanlıların karşısında ders anlatması için tavassut peşinde. Nereden nereye…


Eski Haller ve Yeni Durumlar

Eskiden kız çocukları babalarını kapıda karşılar, hal hatır ederlerdi. Şimdi ise önemli bir bölümü babalarını istikbal saatlerinde pastanelerde, deniz kenarlarında ya da izbe yerlerde erkeklerle sarmaş dolaş halde.

Hasta çocuklarının başucunda sabaha kadar bekleyen anneler, şimdi iş hayatında çocuğunun ona en çok ihtiyaç duyduğu saatlerde kariyer basamaklarını tırmanma yarışında vur ha vur ilerliyor. Gün gelecek, kariyerini yavrusuna tercih eden anne, sevgisini koklatamadığı yavrusu tarafından yaşlılık döneminde “dârulaceze”ye terk edilecek.

Amcalarının evleri önünde babaannelerini almak için münakaşa eden çocukların yerinde bugün, “İhtiyar kadın! Otur oturduğun yere.” diye hitap eden üniversiteli kızlar var. Babaannesini bir feribotla İstanbul’dan Bursa’ya götüren bir kız, bir ara okuldan tanıdığı bir erkeği görünce, babaannesini olduğu yerde bırakıp, onun yanına gitmiş, aradan uzun zaman geçmesine rağmen dönmeyince, merak eden babaanne yaşlı haliyle feribotta onu aramaya koyulmuş, torununu bir köşede bir erkekle kucak kucağa görünce: “Kızım bu ne hal” diyemeden, torunundan azar yemiş; “İhtiyar! Dön yerine ve iniş vaktini bekle, gelir, seni alırım.”

Doksan yaşında iffet yarası her gün biraz daha derinleşen bir dede, torununa yazdığı bir mektupta şunları söylemiş, “Sevgili Kızım! Seni yarı çıplak halde görmek beni kahrediyor. Uykularımı kaçırdın. Her gece başımı iki elimin arasına alıp içinden çıkılmaz düşüncelere dalıyor, kendimi toparladığımda ise ellerimi kaldırıp, ‘Ya Rabbi! Canımı al da bu kahredici görüntüleri seyretme mahkumiyetinden kurtulayım.” diye yalvarıyorum. Fakat duam kabul olmadı. Dünyada daha çekeceğim ızdırab varmış. Bütün bunlar bir tarafa, asıl ahireti düşünüyorum, nasıl Allah Resulü’nün (ﷺ) huzuruna varıp da, bunlar benim ailemden diye bilirim. Dünyasını yıktığınız dedenizin ahiretini de mahvettiniz.”


Hangi Hayat Yaşanmaya Değer?

Üç yaşında “ayıp” kelimesini duyunca hayadan yüzü kızaran kız çocukları da bu ümmetin evlerinde büyümüştü. Hatırlayın! Büyük ablalarınız her gece babalarınızı kapıda karşılar, hal hatır ederdi. Yaşı otuzun üzerinde olanlar okula annelerinin yamadığı pantolonla giderdi. Ailede para yoktu fakat kanaat ve huzur vardı.

Kadını “özgürlük” gibi tahrik edici kelimelerle evden aldılar, büyük bir ihanetle onu soyup, koyun gibi kasap vitrine astılar. Şimdi saçını bir telini bile göstermekten haya eden kızlar yerinde pastanelerde erkeklerle yan yana oturan aşufteler var. Tesettürlü olduğunu zanneden çıplakların sayısı ise her geçen gün artmakta.

Allah Resulü’nün (ﷺ) konuşulduğu evlerde aile önem kazanmış, küçük şefkat, büyük saygı görürdü. Ondan uzaklaştıkça dünya hırsı, şehvet ve şöhret marazı büyüdü, bu gün insanlığı yutacak hale geldi.

Babaannenin duasını almak için aralarında tatlı münakaşa yapan çocuklar mı, feribotta erkekle sarmaş dolaş halde ninesine, “Dön yerine ihtiyar” diyen üniversiteli kız mı? hangisinin hayatı yaşanmaya değer? Resmi kabul merasimlerinde, tesettür olduğunu zannettiği kıyafetlerle eşinin yanında dikilip, erkeklerle tokalaşan ve bunu da büyük bir kazanım olarak gören kadın, bu haliyle mi yoksa bir erkekle karşılaştığında “haya”dan yüzünün kızardığı günlerde mi daha huzurluydu?


 

بيان حول الفتن في قيصري والشمال السوري

د. إحسان شان أوجاق   مؤسِّس مركز الدراسات العلمية والفكرية بسم الله الرحمن الرحيم الحمدُ لله رب العالمين، الحمدُ لله الذي جعل المسلمين إخواناً وحرّمَ الظُّلم على نفسِه وعلى...

Bu Kiri Büyük Doğu Mecrası Temizler

Okulda, hayatta Allah’tan bahsetmenin yasaklandığı gün; Anadolu, Büyük Doğu Mimarı’nın öncülüğünde muazzam bir fikir ve hareket hamlesine şahit oluyordu. Yalnız başına bir Müslüman bütün küfür yobazlarına meydan okuyor, İslam...

LİSAN ÜZERİNE ALLAH BOYASI’NIN DÖKÜLMESİ: OSMANLICA 

Beş yaşında ilk tahsile İslam harfleriyle başlayan, icazet aldığında ise ibareyi Kahire’deki öğrenciler gibi okuyup-anlayan, İstanbul’da kaleme aldığı tefsiri, Şam’da, Mekke’de ders kitabı olarak okunan bir milletin yüz yıllık...

Şeddeli Yalan Yobazları

CHP Milletvekilinin “Külliyat Kız Okullarında öğrencilere Takdir yerine İslam’ın Kızına belgesi veriliyor.” şeklindeki iddiasının YALAN olduğunu Cumartesi günü mezkür okulda okuyan Kızımın TAKDİR BELGESİNİ yayımlayarak resmetmiştim. Ne var ki...

ANNE

ANNE I. İpekten daha narindi kalbin, Evladın üşürse sen titrerdin. Çocuklarını yüreğinde taşır Biri ah etse sen inlerdin. Hastayım deyince Sanki sen iyi olur, unuturdun bütün dertlerini. Kadın yıkılsa...

Kurban Sünnet mi Vacip mi?

Hanefi mezhebine göre Kurban Bayramı günlerinde kurban kesmek vacip,[1][2] diğer üç mezhepte ise sünnettir.[3] Hanefi mezhebi bu hususta aşağıdaki delillerle istidlal etmektedir: Allah Teala, “Rabbin için namaz kıl ve...

İhsan ŞENOCAK YouTube Kanalına Abone Ol