FAİZ NİÇİN HARAM VE TİCARET NEDEN HELAL?

FAİZ NİÇİN HARAM VE TİCARET NEDEN HELAL?

İslam, paradan para kazanmayı yasaklayarak sermayenin fakirden faizciye doğru tek yönlü akışını durdurmuş, paranın bütün insanlar arasında dolaşımını temin etmiştir. Faizci sistem bankalar yoluyla topladığı parayı, sınırlı sayıda insanın idaresine verirken, İslam, zekat vasıtasıyla onun önemli bir bölümü tekrar fakire döndürür. Faiz, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yaparken, zekat, fakirin daha da fakirleşmesine mani olur. Böylece toplumsal bir denge mekanizması oluşturur.

 

  1. Beşerî Sistemler Vadeder, İslam Yapar?

Faizci Sistem, başta yapılan bir akitle borç olarak verilen herhangi bir şeyi zaman faktörüne bağlı olarak fazlasıyla geri vermeyi emreder. İslam ise borçtan kaynaklanan en küçük bir menfaati de faiz kapsamında değerlendirir. Nitekim Allah Rasulü ﷺ şöyle buyurmuştur; “Fayda temin eden her ödünç faizdir.” [1]

“Allah Azze ve Celle, ticareti helal, faizi haram kıldı.[2]”  mealindeki ayet-i kerime, İslam’a özgü ekonomik yapının temel prensiplerinden birini ortaya koymuştur. Kapitalizmde, hem ticaret, hem faiz helaldir. Sosyalizmde ise, hem ticaret, hem faiz yasaktır. İslam ise ayrı bir ekonomik sistem olarak, ticareti helal, faizi haram kılmıştır. Ticareti helal sayarak sosyalizmden, faizi haram sayarak kapitalizmden ayrılır.[3]

Kapitalizm, ekonomide faiz gibi bir kaydı kaldırarak güçlünün zayıfı sömürmesinin yolunu açmış, sosyalizm de insan iradesini ve mala sahip olma arzusunu hiçe sayarak fıtratı tahkir etmiştir. İslam ise, faizi haram kılarak sömürünün yolunu kapatmış, ticareti emrederek[4]  insanları mala sahip olmaya ve onlar için hazır hale getirilen yeryüzünde dolaşarak[5]  da onu imar etmeye çağırmıştır.

 

  1. Kapitalizmin Ufku Yalnız Dünya, İslam‘ınki ise Ukbanın Gölgesinde Bir Dünya

Kapitalizmin de, sosyalizmin de ufku dünyadır; her ikisinin de vadettiği ödül ve ceza yalnızca buradadır. Bu yüzden kapitalizmde de, sosyalizmde de kameranın ya da polisin olmadığı bir gece yarısında heladan çıkan bir hamur ustasının ellerini yıkamadan hamuru yoğurmasına engel olacak bir güç yoktur. Yalnızca müslümanları değil bütün insanlığı kuşatacak ve kurtaracak çapta esaslar ortaya koyan İslam İktisad Nizamı’nın temelinde ise ahiret şuuru vardır. Buna göre bir köylü sütü satarken, bir bakkal unu tartarken, bir usta duvarı örerken Allah Azze ve Celle’nin kendisini gördüğü şuuruyla hareket eder. Bu yüzden kameraların olmadığı noktalarda da hem devletin, hem insanın hukukunu yalnız İslam koruyabilir. Çünkü vadettiği ödül ve ceza hem dünyaya, hem de ukbaya yöneliktir.

 

  1. Kapitalizmin Ölçüleri Yerel, İslam İktisadının Esasları ise Evrensel

Liberalizm, kapitalizm ya da sosyalizm gibi sistemler belli bir sınıfın talebi ya da bir sistemin yol açtığı adaletsiz gelir dağılımından kurtulma gayesiyle ortaya çıktığından; vadettiklerini bütün insanlık için geçerli kabul etmek, bir çocuğun beden ölçülerine göre dikilen bir elbiseyi büyük bir insana giydirmek gibidir. Yerel ölçekte telif ve terkib edilen bir sistem, bütün insanlığa teşmil edilince bir sınıfın menfaati korunurken, insanlığın kahir ekseriyetine haksızlık edilir. Sosyalizmde sermaye sömürülür ve zenginlerin malları talan edilirken, kapitalizmde sermaye sahipleri halkı sömürür. Nitekim kapitalizmin adaletsiz gelir dağılımına tepki olarak ortaya çıkan sosyalizm, teknokrat kadroyla işçiler arasında bir denge kuramayınca, zor şartlarda geçinen işciye karşı teselliyi, “Bizdeki adaletsizlik kapitalizme göre daha azdır.” cümlesinde aramıştır.

2007’de ABD’de zuhûr edip pek çok ülkeye yayılan malî kriz yerel; yeryüzünün genelinde onlarca yıldır aralıksız devam eden kriz ise evrenseldir. Ne var ki birincisi için bütün haber kanalları seferber olup, günlerce yayım yaparken, ikincisi için birkaç yardım kuruluşu dışında ne bir kuruluştan, ne de BM’den kayda değer bir açıklama gelmişti. Oysa Afrikalılar onlarca yıldır babadan oğula bir krizden diğerine sürüklenmektedir. Bütün kriz zamanlarında susan dünya vicdanı, yalnız 2007 krizinde konuştu. Çünkü 2007 krizi, açlık sınırındaki Afrikalı insanları değil, azınlığın menfaatlerini korumayı vadeden Kapitalizmin omurgasını teşkil eden büyük servet sahiplerini vurmuştu. Kriz dünya servetinin yaklaşık %45’ini yok etmişti.[6]

Büyük servet sahipleri dünyayı kendileriyle sınırlı gördüklerinden krizi de küçük bir azınlık olan topluluklarının servetinin azalmasından ibaret zannetmişti. Bu yüzden dünya iktisadının hakim güçleri, krizin evrensel boyutunu görüp, çözüm ve çareleri o ölçekte alamadı. Basılan karşılıksız paralarla sermaye sahipleri zenginleşmiş, enflasyona -paranın değer kaybına ve fiyatların yükselmesine- neden olan bu durumda büyük sermaye sahipleri rahatlarken, ezilen milyarca insanın maişet krizi yine devam etmiştir.

İnsanlık birgün büyük sermaye sahiplerini de yutacak bu riskli ortamdan, ne liberalizmde olduğu gibi patronun menfaati için, çalışanın hukukunu sömürerek, ne de sosyalizmde olduğu gibi Devlet adına milletin iktisadi hürriyetini tahdit ederek çıkabilir.

 

  1. Kapitalizmde ve İslamda Üretim ve Tüketim İlişkisi

İktisadi temelleri, “Üretimin devam etmesi, sınırsız bir tüketime bağlıdır.” anlayışı üzerine oturan kapitalizmde ekonomik bir krizden dolayı tüketim azalınca pazarını kaybeden üretim çöker. Üretici işletmelerin bir kısmı batar. Böylece milyonlarca insan işsiz kalır. Fakat İslam’da kapitalizmde olduğu gibi üretimle tüketim arasında birinin varlığı diğerinin varlığına bağlı olacak şekilde zorunlu bir ilişki yoktur. Devlet Başkanı olarak da görev yapan Allah Rasulü ﷺ ve Raşid Halifelerin hayatı, tüketimi çok sınırlı olan insanlardan da daha mütevaziydi. İslam Nizamının hakim olduğu cemiyet yapılarında Müminlerin kendi iradeleriyle benimsedikleri hayatta, gayri meşru ilişki, gece hayatı, lüks bir yaşam, israf, bir mal eskimeden yenisini alma arzusu gibi hususlara yer olmadığından bir kriz ortamında da, asgari seviyede devam eden tüketimde bir daralma olmaz.

İslam’da bir zorunluluk olmamakla beraber, müminler arasında -büyük oranda- iradî bir tüketim eşitliği vardır. Tüketimden artan tasarruf edilmiş miktar ise zekatla ya da yatırımla yine cemiyete döner, onunla ya muhtaç olanların ihtiyaçları karşılanır ya da yeni iş alanları ihdas edilir. Yeni iş alanlarının ihdasıyla artan üretim hem enflasyonu -mal ve hizmet fiyatlarını- hem de işsizlik oranını düşürür. Osmanlı Devleti’nin medreseleri, hanları ve hamamlarıyla bir vakıf medeniyeti olmasının arkasında büyük servet sahiplerinin mütevazı tüketimlerinden arta kalanı, insanlarla paylşama arzusu vardır.

 

  1. Ya İnkılap ya İnhitât

Büyük sermaye sahipleriyle dar gelirli insanlar arasındaki gelir dağılımı farkının her geçen gün biraz daha artması göstermektedir ki basit değişikliklerle ne ekonomi, ne de insanlık kurtulabilir. Dünya, iktisadî hayatın bütün noktalarını kuşatacak çapta bir ekonomik devrime muhtaçtır.  Nitekim Davos’ta her yıl düzenlenen Dünya Ekonomi Forumu’na iki bin altı yılında başkanlık yapan zatın şu sözleri de bunu desteklemektedir; “Şüphesiz bugün bize tek bir seçeneğin göründüğü son noktaya ulaşmış bulunuyoruz. O da köklü bir değişimdir. Aksi takdirde sonu gelmeyen problemler ve çöküşlerle yüzleşilecektir.”[7]

Artık kapitalizm yeni bir krizi kaldırabilecek halde değildir. Sosyalizmin de çare olmadığı enkaza çevirdiği ülkelerden bellidir. Siyasi ve iktisadi irade tarafından İslam Ekonomisi üzerine kapsamlı çalışma yapılmaması ya da yaptırılmamasının baş nedeni, onun insanlık aleminde büyük bir teveccühe mazhar olup, yeni bir dünya kuracağı korkusudur.

Tarihi hadiseler göstermektedir ki, kapitalizmin ve sosyalizmin vadettiği fakat gerçekleştiremediği ne kadar Cennet hayali varsa hakikati yalnız İslam’dadır. Kapitalist ekonomilerin tarihlerine bakıldığında 10 yılda bir krize girdikleri aşikardır. Nitekim en son krizin(2008) üzerinden tam 10 yıl sonra, dünya yeni bir krizin eşiğine gelmiştir.[8]  İnsanlık ya İslam inkılabıyla bu sömürü sarmalından kurtulacak ya da daha büyük krizlere doğru inhitâtı devam edecek.

 

III. Faiz Neden Kapitalizmde Meşru, İslam’da Haram?

Dünya, muhtaç olduğu köklü değişime, insanlar arasındaki gelir dağılımını, küçük bir azınlığın menfaati için büyük çoğunluğu açlık sınırında yaşamaya mahkum eden faizci sistemi lağvederek başlamalıdır.

Allah’ın buyrukları, müctehitlerin ictihatları, devletin ahkamı tatbiki ve ferdin iradesinin bir hamur gibi yoğurup şekil verdiği İslam İktisad Nizamında zengin de, fakir de Rableri tarafından görüldüklerine, melekler tarafından her amellerinin kaydedildiğine inanır, zengin zekat vereceği, fakir ise çalışıp üretmeye gücü yettiği halde çalışmadığında hesap vereceği şuuruyla hareket eder.

 

  1. Kapitalizmde Menfaat, Sosyalizmde Öfke, İslamda Maslahat Asıl

Kapitalizmin davası, sermaye sınıfının menfaatini korumak, Sosyalizminki işçi sınıfının kuru öfkesine tercüman olmak… İslam’da ise her emrin ve yasağın bir ya da birden fazla hikmeti var. Bunlardan bir kısmı ayet-i kerime ya da hadis-i şeriflerde açıkça zikredilirken bir kısmı da ancak derin tefekkür neticesinde ehline zahir olur. Namazın emredilişinin hikmeti bağlamında kılanı, fuhşiyâttan ve münkerden alıkoyması[9] , orucun farziyetinin hikmeti olarak da tutanları muttaki müminler kadrosuna yükseltmesi[10]  zikredilmektedir.

İlahî emir ve yasaklar, fert planında olduğu gibi cemiyet planında da pek çok hikmeti ihtiva eder. Allah Azze ve Celle’nin ticareti helal, faizi ise haram kılmasının arka planında keşfedilmeyi bekleyen pek çok hikmetin yanında bütün insanların hukukunu koruma ve kamu düzenini sağlama iradesi de vardır. Çünkü merkezinde faiz olan bir ekonomide sermaye sahipleri yatırım yapmadan, risk almadan, yorulmadan servetlerini artırma yoluna gider, insanlar oturdukları yerden büyük rakamalara baliğ bir sermayeye hükm eder. Faizli muamelelerle servetini artıran kişiye geçim için ticaret yapmak anlamsız gelir. Böyle bir adam, ticaretle uğraşmaya, yatırım yapmaya, insanlar için yeni iş ve aş alanları açmaya, ağır sanayide çalışmaya tahammül edemez. Bu durum, ticaret, sanat, sanayii ve bayındırlık gibi ameliyelerle tanzim edilecek kamu yararına olan bütün işlerde bir inkıtaya yol açar.[11]

 

  1. Kapitalizm Önce Para, İslam Önce İnsan der

Faizli sistemlerde insan ekonomi için vardır. Bu yüzden kapitalizmde ticaret de, faiz de meşrudur. Banka, faizle borç alan bir müşterisinin iflas edip anaparayı dahi ödemekten aciz olmasına bakmadan borcu artırır. Bu yüzdendir ki, parayı düşük faizle mudilerden toplayıp, yüksek faizle müşterilerine verme işlemini yürüten bankalar için icat edildiği Batı’da şöyle denmiştir, “Müşterilerin üzerine güneşli havada şemsiye tutup, yağmur başladığında çeken kuruluşlar.”.

İslam’da temeli ahlak ve maneviyat olan ekonomi, insan için vardır. Devlet sermaye sahibi azınlığın para sıkıntısı çeken çoğunluğu faizle sömürmesine müsade etmez. Birgün kendisinin de muhtaç olabileceği şuuruna sahip bir Müslüman para sıkıntısı çeken komşusuna bir lira verir, vakti geldiğinde yine onu bir lira olarak geri alır. Faizci sistemde peşin ya da vadeli, bir dirhemi iki dirhem karşılığında satıp, hiçbir bedel ödemeden bir dirhemlik artışla anaparayı iki dirhem olarak geri almak hak, İslam’da ise zulümdür. Bu noktada Allah Rasulü ﷺ şöyle buyurmaktadır, “Müslümanın haksız yere malını almak, kanını dökmek gibi haramdır.”[12] ; Müslümanın kanını dökmek nasıl haramsa, haksız yollardan malını almak da aynı şekilde haramdır.

 

  1. Faizci Sistemler Üretmeden Kazanmayı, İslam Üretimi Teşvik Eder

Faiz, tek taraflı kazanmayı temin eder. Bir kişi bir dirhemi uzun süre kullansa kâr edip etmeyeceği belli değildir. Fakat mezkür şahıs aynı dirhemi faizli işlemlerde kullanması durumunda mutlaka kazanır.

Faizden elde edilen gelire nisbetle üretimden mütevellit kazanç çok sınırlıdır. Bu durum insanları yatırım yapmadan, üretmeden kazanmaya sevkeder. Üretimin azalması ise fiyatların yükselmesine, ekonominin dışa bağımlı olmasına yol açar. Yatırımın yapılmadığı, üretimin rağbet görmediği toplumlarda işsizlik artar. Belli ellerde toplanan sermaye katlanarak büyürken, çoğunluğun serveti katlanarak azalır. Nitekim bugünkü kapitalist sistemin ortaya çıkardığı tablo şöyledir: “Dünya’daki servetin %45’i nüfusun %1’ine, servetin %6’sı ise nüfusun %80’ine aittir.” [13]

 

  1. Kapitalizmde Çift Yönlü Kazanç, İslamda Adil Paylaşım Var

Faizin hakim olduğu iktisadi yapılarda gelir dağılımı adaletsiz olur. Yatırım yapmak isteyen şirketlerin, piyasadan düşük faizle mevduat alan bankalardan yüksek faizle kredi alması, üretilen malın maliyetini yükseltir. Parasını bankaya yatıran “mudi”ye, faizin ancak bir kısmı verilirken, diğer kısım ise bankada kalır. Mudi, muhtaç olduğu ürünü faizli kredi kullanan fabrikadan yüksek bir meblağ ödeyip alarak, bankadan almış olduğu faizi de üreticiye vermiş olur. Burada kazanan tek bir taraf vardır ki, o da hokkabaz mantığıyla her iki tarafı sömüren bankadır. Bankaya mudi ve yatırımcı üzerinden olmak üzere çift yönlü bir para akışı vardır.

Kapitalist sistemlerde bankalar hariç bütün toplum kaybeder. Faizin artması, tasarruf yapamaması nedeniyle zaten zor durumda olan şirketleri sıkıntıya sokar. Bankalar artan faizler nedeniyle kredilerin kapatılmasını talep edebilir. Bu durumda faizli kredi dışında, kaynak bulmakta zorluk çeken şirketler iflasın eşiğine  gelir. İşsizlik artar, büyüme oranları hızla düşer. Enflasyon- fiyatlar- fırlar. Enflasyonu kontrol altında tutmak –tüketimi kısmak- için hükumet vergi artışına gider. Artan faiz ve vergiler üreticiyi küçülmeye, halkı da tüketimi kısmaya sevkeder.

 

  1. “Kapitalizm, Gölgesini Satamadığı Ağacı Keser.”; İslam, Kıyamet Koparken de Ağaç Dikmeyi Emreder

“Bırakınız yapsınlar.” anlayışı çerçevesinde cemiyet ya da devletin zararına olacak her muameleye ferdin menfaati adına cevaz veren liberalizmin ya da zengin adına çalışanı sömürmeye “kalkınma” diyen kapitalizmin elindeki sermaye, fırsatı bulduğunda siyaset, fikir, sanat, iktisat çevrelerine hakimiyet iddiasında bulunur. Örneğin İngiltere-Fransa arasında yapılan savaşta, İngiltere’ye savaş masrafları için 35 ton altın veren Yahudi Rothschild ailesi, İngiltere savaşı kaybettikten sonra hemen borcunu istemiş, borcu ödeyemeyen İngiltere, İngiltere Merkez Bankasını Yahudi Rothschild ailesine devretmek zorunda kalmıştır.[14] Parayı basma ve kontrol altında tutma yetkisi Yahudi’ye  geçmiştir.

Sermaye sahipleri faizle güçsüz bıraktıkları devleti kullanarak halkın inançları üzerinde baskı kurar. Kapitalizmin hakim olduğu toplumlarda, “Çalışanlar olarak birlikte paylaşalım.” anlayışı değil, “Sen dur, hepsini ben alayım.” düşüncesi hakimdir. Karl Marx’ın, “Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser.” sözünde kendini bulan faizci sistem, fert adına cemiyeti sömürmeyi hak görür. İslam ise kıyamet koparken de ağaç dikmeyi emreder.

Aynı apartman katının farklı dairelerinde yaşayan iki aile her gün birbirini görür, lakin biri ötekini tanımaz. Birbirlerine kim olduklarını, ne yiyip, ne içtiklerini sormazlar. Aralarında maddi bir birliktelik olmayan iş arkadaşları, komşu olarak çok yakın olsalar da en uzak mekanlarda yaşıyor gibi birbirlerine uzak dururlar.

Faizle borçlanan ülkelerde iktisadi hayat her gün farklı bir tehlikeyle yüzleşir. İktisadî çöküş, siyasi hayatı da tehdit eder.

Faiz, dar gelirlilerin ya da yatırımcının değil sermaye sahiplerinin menfaatini korur. Düşük faizle aldığı parayı, yüksek faizle yatırımcıya veren bir banka, yüksek faiz oranının sebep olduğu maliyet artışı ve enflasyonla[15]  bir taraftan dar gelirliyi ezer, diğer taraftan ise verdiği faizi daha fazlasıyla ondan geri alır. Fakat kapitalizm bütün bunları terazinin bir kefesine bir eliyle koyduğu buğdayı diğer eliyle alan bir adam suretinde yaptığından dolayı çoğu defa küçük tasarruf sahipleri sermayelerinin eridiğini fark edemez.

 

  1. Kapitalizm Sabit Kârı Öngörür, İslam Kâr Gibi Riski de Paylaşmayı Emreder

İslam, faizi yasaklayarak kâr gibi, riskin de satıcı ve müşteri tarafından paylaşılmasını telkin eder. İnsanı ahireti ihmal etmeden dünyayı ihyaya çağırır.

İslam’a göre bir mal zekata tabi olabilmesi için üzerinden bir yıl geçmeli ve artıcı bir vasıfta(nâmi) olmalıdır. Malın nâmiliği de hakiki ve hükmî(potansiyel) olmak üzere ikiye ayrılır. Faizcinin ise, yatırımcının kâr ya da zarar durumu belli olmadan, ondan ne kadar faiz alacağı bellidir. Bu ise taraflar arasında sermayenin hakkaniyete uygun bir şekilde dağıtılmasına mani olur. Faizi alan ya da verenden herhangi birinin zarara uğraması durumunda alınacak ya da verilecek oranda bir değişiklik olmaz.

 

  1. İslam “Karz-ı Hasen”i, Kapitalizm Faizle Borç Vermeyi Önerir

İslam fertlere, mali ihtiyaçlarını “karz-ı hasen”le çözmeyi önerir. Kardeş kardeşe, komşu komuşuya karşılığında yine bir yumurta almak üzere bir yumurta borç verir. Yardımlaşma, zenginle fakiri birbirine bağlar ve sömürüden kaynaklanan kanlı inkilaplara mani olur.

Faiz, kadim zamanlardan, günümüze kadar insanlar arasında devam eden borç verme erdemine son verir. Zira ancak faiz haram olduğunda tefeciye, bir muhtaca bir dirhem borç verip, sonra mislini geri almak meşru bir ameliye olarak görünür. Faizin serbest olması durumunda ihtiyaç sahibinin hacetinden istifade etmek isteyen bir faizci, iki dirhem ödemesi karşılığında ona bir dirhem borç verir.

Faiz, toplumda yardımlaşma, iyilik yapma gibi cemiyetin huzur ve saadetini temin eden ameliyelerin son bulmasına yol açar.[16]

Tüketim gayesiyle yapılan faizli borçlanmalarda, tüketicinin kazanma imkanı yoktur. Üretim için olanda ise, müessesenin belirlenen faiz oranı üzerinde kâr edememesi durumunda borcu her geçen gün katlanarak artar, belli bir zaman sonra faizli krediyle yaptığı müesseseyi satması durumunda da borçtan kurtulamaz. Çünkü faizci, yatırımcı kâr etsin ya da etmesin ondan anlaşmayla belirlenen kârı alır. İslam’a göre ise alacaklı, verdiği paradan başka bir ücret alamaz.

 

Cahiliyye Döneminde Araplar Riba’n-Nesîe/Veresiye faizi yoluyla birbirlerine borç verirlerdi. Borçlu belirlenen vakitte geri ödeme yapamadığında, karşı taraftan zaman ister, alacaklı da tehir edilen borca mukabil ödenecek meblağı artırırdı. Bu tehir işlemi her tekrar ettiğinde borç da artardı. Neticede borç alınan yüz lira, binlerce lira olurdu. Bunu da hiçbir şeyi olmayan fakirler yapardı.[17]

 

  1. Kapitalizmde Tüketen İnsan Değerli, İslam’da İse Üreten İnsan Onurlu

Bugün Kapitalizmin içine gizlenip, onun eliyle ictimai sınıfları sömüren faizci sistem insanların kahir ekseriyetini tüketim nesnesi olmaya davet etmektedir. Onun sihrine kapılanlar köylerini bırakıp, şehirlerde apartmanların bodrum katlarında yaşamaya razı olur. Her bir Peygamber’in bir meslek sahibi olduğunu, kendinin de çobanlık yaptığını haber veren Allah Rasulü ﷺ ise insanları üretmeye çağırmaktadır. Kapitalizmin afyonladığı dünyada bodrum katta durmak, yaylada yaşamaktan daha değerli, üretimi teşvik eden İslam İktisadında ise çobanlık sarayda üretmeden tüketmekten daha onurludur.

 

  1. Kapitalizm Yürek Yakar, Devlet Yıkar, İslam ise Onarır

“Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar.”[18]  buyuran Allah Azze ve Celle, faizle borç vereni deli bir adama benzetir. Nasıl aklını yitiren bir kişi herhangi bir ameliyesinde ne yaptığını ya da neleri kaybettiğini anlamadan tasarrufta bulunursa, faizli borç veren de insanlık adına neleri yitirdiğini, toplum vicdanında nasıl onulmaz yaralar açtığını fark edemez.

 

Faiz merhameti ortadan kaldırır. Kapitalizm, komşusuna verdiği bir avuç pirinci faiziyle bir buçuk avuç olarak geri almayı emreder. Üretmeyi ve paylaşmayı emreden İslam ise ekmeği olan bir mümine, aç olan komşusunu kendisine tercih etmesini (îsar) söyler. Bu yüzdendir ki, İslam Nizamının hakim olduğu Ömer b. Abdulaziz zamanında Afrika’da zekat alacak fakir yokken, Kapitalizmin idare ettiği dünyada çocuklar açlıktan ölmektedir.

Kendini mecbur hissetttiğinden dolayı faizli borç alan kişide, faizciye karşı bastırılmış bir öfke, faizcide ise merhametten yoksun bir anlayış vardır. Hiçbir millet yapısı, faizle borçlananın  sömürülmekten kaynaklanan öfkesi ve müflisin borcunu dahi faiziyle geri almayı meşru kabul eden faizcinin para şehvetine uzun yıllar dayanamaz. Bu yüzden tarihteki bütün faizci sistemlerin çöküşü kanlı olmuştur. Çöken sistemlerden geriye krediyle sömürülenlerin bitmeyen öfkesi ve sömürenlerin kötü namı kalır.

 

  1. Helal Helal, Faiz Faizdir

Çağımızda bazı İslam Hukukçuları, paranın reel değerini koruma cehdini, faiz yasağının dışında tutsa da bu durum faizin her şekliyle haram olması hakikatini değiştirmez. Çağdaş Fıkıhçılar, faiz karşısında eriyen paradan doğan zararı telafi etmek için enflasyon oranında faize cevaz verme yerine, paranın değerini koruma ve üretimi teşvik etme ameliyeleri üzerinde yoğunlaşmalıdırlar.

 

Enflasyonist bir ortamda verilen borçtan kaynaklanan zararı telafi etmek için faize cevaz vermek, hem faize karşı olan direnci kırar, hem de büyük savrulmalara yol açar. Faiz, faizdir. Oranı ne olursa olsun, bütün faiz çeşitleri ve kredi işlemleri Kur’an ve Sünnet tarafından kesin olarak yasaklanmıştır. Buna ister ana para ile birlikte geçmiş dönemlerdeki faiz tutarının ödenmesi işlemi, ister Bileşik Faiz[19], ister ödenmeyen borcun yeniden yapılandırılması densin ya da gayesi üretim ve tüketim dengesini sağlanmak olsun, faiz oranı düşük ya da yüksek tutulsun, alınan paraya ribâ, faiz, fayda, nema densin, her ne olursa olsun faiz, faizdir. Enflasyonun altında olması da haram olmasına mani olmaz.

 

İster aynı, isterse de farklı cinslerden olsun, faize konu olan iki malın mübadelesinde bedellerden biri veya her ikisi vadeli olursa akit caiz olmaz. Miktarları aynı olan, aynı cins iki malın birbiriyle alınıp-satılması durumunda da işlemler mutlaka peşin olmalıdır. 100 gram altın, 100 gram altın karşılığında satılırken kabz işlemleri peşin yapılmalıdır.

 

 

Hulâsa

Çocuklar doğuyor, mektepler açılıyor, ders başlıyor, yapraklar dökülüyor, kış günü fakirler soğuk evlerinde üşüyor, ağaçlar çicek açıyor, okul bitiyor, köylüler bağda, bahçede hasad heyacanını yaşıyor, insanlar yaz meyvelerini tezgahlardan evlerine taşıyor, kimi meyhanede, kimi hastanede, kimi seccadenin üzerinde sabahlıyor, fecir vakti ezanlar ya da sarhoş naraları karanlığı deliyor, kapitalizmin hakim olduğu mahallelerde, lüks, israf, nankörlük, bencillik, tüketim çılgınlığı ve faiz zenginle fakir arasında nefret duvarları inşa ederken, İslam’ın hakikatine inananların mahallelerinde ise tevazu, kanaat, biz duygusu, şükür ve zekat amirle memur, patronla çalışan, zenginle fakir arasında yürek yolları inşa ediyor. Güneş dönüyor, zaman akıyor, selalar okunuyor, bir uygarlık ölürken bir millet doğuyor. Hiç ölmeyecekmiş gibi gülenler de, yarın ölecekmiş gibi hazır duranlar da evlerden, iş yerlerinden, saraylardan gerçek konakları olan mezarlarına taşınıyor. İşte bütün mesele mezara nasıl bir hayatın ardından taşınacağımızda.

 

[1] Heysemî, Buğyetu’l-Bahis an Zevâid-i Müsnedi’l-Haris, H. No: 437; Beyhakî, es-Sünenu’l-Kübra, H. No: 10933, V, 573; İbn Ebî Şeybe, Musannef, H. No: 20690, IV, 327; Bütün mezhepler tarafından kaide-i fıkhıyye olarak benimsenen bu ifade (Maverdî, el-Havî’l-Kebîr, VI, 615; er-Rafiî, er-Şerhu’l-Kebîr, IX, 373; Nevevî, el-Mecmû’ Şerhu’l-Muhezzeb, XIII, 171; İbnu’l-Humâm, Fethu’l-Kadîr, XVI, 303;  Muhammed Zuhaylî, el-Kavâidu’l-Fıkıhyye, 22) İbn Kudame Merfu (el-Muğni, IV, 360) İbn Nüceym Mevkuf hadis(el-Eşbâh ve’n-Nezâir, 293) olarak zikr eder.

[2] Bakara, 275.

[3] Sezai Karakoç, İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü, Diriliş YayıInları, İstanbul, 2003, 47.

[4] Cum’a, 10.

[5] Mülk, 15.

[6] This description of events is summarized in simple form from different articles, especially from “FIASCOBlood in the Water on Wall Street” authored by Frank Partnoy, a former Wall Street derivatives trader, and presently a law professor at the University of San Diego. http://www.npr.org/templates/story/story.php?storyId=102325715

[7] Muhammed Takî Osmanî, Esbâbu’l-Ezmaeti’l-Maliyye ve ‘Ilâcuhâ, Dımeşk, 2015, 13.

[8] Bkz. https://www.gazeteduvar.com.tr/

[9] Ankebût, 45.

[10] Bakara, 183.

[11] Bkz. Vizâretu’l-Evkâf, el-Mevsuatu’l-Fıkhiyye, RİBA, XXII, 55.

[12] Ebû Nuaym, Hilyetu’l-Evliya, Beyrut, t.y., VII, 334.

[13] Bkz. https://www.youtube.com/watch?v=TxvG4zOOAfA

[14] Kürşad Berkkan, İngiliz Derin Devleti Gizli Teşkilat.

[15] Maliyet enflasyonu: Bir şirketin çektiği krediyi geri ödeyebilmek için faiz miktarını sattığı ürünün fiyatının üzerine ekleyerek halka satmasıdır.

[16] Fahruddin er-Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, Beyrut, ty., VII, 93-94; Nîsâburî, Tefsîr-u Garaibi’l-Kur’an, Beyrut, ty., III, 81.

[17] Bkz. İbn Kayyım el-Cevziyye, İ’lamu’l-Muvakkıîn, Beyrut, ty. II, 154.

[18] Bakara, 275.

[19] Birleşik faiz: Kişiden alınan faizleri anaparaya ekleyip bir daha faiz almak(Faizin üstünden ikinci bir faiz almak)

Sonraki Yazı