PARA NEDİR, NE DEĞİLDİR?

PARA NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Çağdaş Bilim Tarihi “habbe”yi kubbe, “kubbe”yi de habbe yaptığından insanların önemli bir bölümü, eşyadaki terkib ve telifleriyle hayatı kolaylaştıran Peygamberler’in madde planındaki rolünü idrak edemez. Çocuklar, Allah Azze ve Celle’nin suda yaratmış olduğu bir hususiyet olan suyun kaldırma kuvvetine dair konuşan Sicilyalı Arşimet’i (M.Ö. 287 – M.Ö. 212) bilir lakin Allah’tan bir ilimle[1]  ilk gemiyi inşa eden Hz. Nuh’un büyük icadından habersiz yaşar.

Peygamberler insanları emeğe dayalı bir hayatı yaşamaya davet etti, icatlarıyla da üretimin yolunu açtı. Bu noktada Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır; “Hiç kimse kendi eliyle kazandığından daha hayırlı bir şey yememiştir. Allah’ın peygamberi Dâvûd Aleyhisselâm da kendi bileğinin gücüyle çalışıp kazandığından yerdi.” [2]

Abdullah b. Abbas (radiyallahu anhuma) peygamberlerin iktisadi hayattaki konumları ile alakalı şöyle demektedir: “Hz. Âdem çiftçi, Nuh marangoz, İdris terzi, Davud demirci, Musa çoban, İbrahim çiftçi, Salih (aleyhimusselam) tüccardı. Hz. İsa yarına bir şey saklamayacak şekilde yaşar, Hz. Mustafa’da (sallallahu aleyhi ve sellem) Ecyad’ta ailesinin koyunlarını beklerdi.” [3]

Büyük sahabiler de piyasanın oluşmasında aktif olarak yer almış, bizzat çalışmışlardır. Hz. Ebu Bekir kumaş, Ömer deri, Osman da (radiyallahu anhum) gıda maddeleri satardı. Hz. Ali (radiyallahu anh) ise yevmiyelik çalışırdı.[4]

Üretim ve ticaretin nasıl olması gerektiği, pratikteki sorunların nasıl aşılacağı hususu ayet ve hadisler ışığında mevcut uygulamalardan da istifade edilerek fakihler tarafından dikkatle incelenmiş, füru ve fetva kitapları yanında kaleme alınan müstakil eserlerde de konu mufassal bir şekilde izah edilmiştir.

Üretime dayalı bir ekonomi modeli ortaya koyan İslam, Kapitalizm gibi temeli faize dayanan ekonomik modelleri reddeder. İslam’da sermaye, emeğe dayanırsa meşrudur. Paradan para kazanmak yasaktır. Potansiyel anlamda bir faiz iklimi oluşturacağından dolayı paranın para olarak biriktirilmesi de tavsiye edilmez.

Komunizm özel sermayeye hayat hakkı tanımayarak, emekten doğan sermayeye haksızlık eder, insanı üretmeye teşvik eden mülkiyet hakkını gasp ederek de çalışanla yatanı, üretenle tüketeni aynı kefeye koyar. Kapitalizm ise emekten doğan sermayeyi emeğe hakim kılarak alın terine dayalı üretimin önünü keser. İslam ise emeğin birikmiş hali olan sermayeye ancak emekten doğup çoğalması şartıyla meşruiyet atfederek insanları üretime davet eder. İslam’da sermaye emeğin rakibi değil, sonucudur.

Parayı müstakil olarak ticareti yapılabilen bir mal kabul ettiğimizde üretime dayalı sermayenin oluşması engellenmekte ve zenginliğin küçük bir azınlığın elinde toplanmasının önü açılmaktadır.  Bu makalede paranın ne olup ne olmadığı incelenecek, niçin İslam Hukuku’nun parayı bir mübadele aracı olarak görüp, müstakil anlamda ticaretini yapmayı yasakladığının cevabı aranacaktır.

 

  1. Paranın Tarifi

Para kelimesi, Türkçe’ye “parça, gümüş parçası” anlamındaki Farsça “pâre”den geçmiştir. Bir toplumda değişim ve ödeme aracı olarak kullanılan, genel kabul gören, kendi dışındaki tüm ekonomik varlıkların değerini ölçmeye yarayan,[5]  devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı olan kâğıttan veya metalden ödeme aracına para denir.[6]  ABD’li ekonomist Prof Dr. John K. Galbraith’in tarifine göre, “insanların para olarak kullanmak üzere kabul edeceği her şey” paradır.

Bir şey para olabilmesi için ödeme aracı olarak kullanılabilmeli ve insanlar tarafından kabul görmelidir. Toplum tarafından kabul görmeyen, ödeme aracı olarak kullanılmayan bir nesne para olma özelliğine sahip değildir. Buna göre altın, gümüş gibi yaratılış itibariyle para sayılan madenlerin yanı sıra para olarak kullanılan değerli kağıtlar, elektronik ortamda bir karta yüklenmiş değerler de para olarak kabul edilir.

Tarihi süreç içerisinde farklı suret ve şekillere sahip olması cihetiyle paraya muşahhas ve değişmez bir tarif yapmak güçtür. Bu yüzden paranın bütün zaman ve mekanlarda üzerinde fikir birliği edilen bir tanımı yoktur. Çünkü para, statik değil, dinamik bir  yapıya sahiptir. Yüzyıl önce para olarak kabul edilmeyen unsurlar, bu gün değişim aracı addedilmekte ve para olarak kullanılmaktadır. Teknolojik gelişmelere bağlı olarak gelecek yıllarda farklı unsurların -bitcoin ve diğer kripto paraların- para kapsamına gireceği ya da çıkacağı ihtimal dahilindedir. [7]

Paraya dair yapılan bütün tanımlarda ilk göze çarpan husus onun değişim aracı olmasıdır. Parayı fiziksel bir değişim aracı olarak görenler, muhasebe sistemi içinde kaydedilen değerleri değil, yalnız fiilen kullanılan parayı kabul etmektedirler. Buna göre bankaların meydana getirdiği kaydî paralar, para değildir.

 

  1. Paranın Özellikleri

Bir şey para olarak kabul edilebilmesi için, genel kabul görmeli, dayanıklı, bölünebilir, homojen, standart olmalı ve taklid edilebilmelidir.[8]  Taşınabilirlik özelliği, paranın hem taşıması kolay hem de farklı ödeme noktalarına transfer edilebilmesini mümkün kılan bir kullanım kolaylığıdır. Dayanıklılık özelliği, para olarak kullanılan bir malın fiziksel olarak dayanıklı olma zorunluluğundan kaynaklanır. Çünkü dayanıksız maddelerden yapılmış bir ödeme aracı çok sayıda alış veriş işleminde kullanılamaz. Bölünebilirlik, paranın her türlü satın alma işlemini yürütecek şekilde bölünebilmesi gereğinden doğan bir özelliktir. Homojenlik, para olarak kullanılan ödeme araçlarının homojen olması demektir. Taklit edilememe özelliği ise, para olarak kullanılan ödeme araçlarının herkes tarafından tanınabilir nitelikte olmasını gerektirir. Aksi taktirde, sahte ödeme araçları yaygınlaşır. [9]

 

III. Paranın Fonksiyonları

Bir ödeme aracı olan paranın; aynı zamanda mübadele aracı, hesap birimi ve değer saklama aracı olma fonksiyonlarına da sahip olması gerekir. Paranın mübadele aracı olma fonksiyonu, mal ve hizmetlerin sağlıklı bir şekilde değişimi için zaruret arz eder. Paranın hesap birimi olma fonksiyonu, mal ve hizmetlerin fiyatlandırılmasında ölçünün bir para birimi olmasını ifade eder. Para bu çerçevede ödeme aracı görevi gören, malların mallarla fiyatının belirlenmesinde kullanılan bir değerdir.[10]

Hesap birimi olma rolünün paraya yüklenmesi alış verişte büyük bir tasarrufa yol açar. İnsanların mallarını mal yerine parayla değiştirmesi ve bu parayı hemen harcamayarak ellerinde tutmalarının tabi bir sonucu olarak paranın değer saklama fonksiyonu ortaya çıkmıştır. Paranın bu şekilde tutulması bir satın alma gücü depolaması demektir.[11]  Lakin paranın değer saklama fonksiyonunu koruyabilmesi için kendisinin değer yitirmemesi gerekir.

 

  1. Para Çeşitleri

Değişim aracı olarak kullanılabilmenin yanında, mal olarak da bir kıymete sahip olan değere, “mal para” denir. Paranın rolünü üstlenen bazı mallar da belli durumlarda para olarak kullanılabilir. Bunun en iyi örneği altın paralardır. Nitekim altın, madenlerin para olarak kullanıldığı dönemlerde değişim aracı olarak işlem görmüştür. Altın ve gümüş paralar, paranın tüm fonksiyonlarını yerine getiren ve takastaki zorlukları ortadan kaldıran ilk araçtır.[12]

Temsili paralar: Kıymetli madenlere çevrilebilen paralara temsili para denir. Başlangıçta yüzde yüz altına çevrilebilme özelliğine sahip olan temsili paralar, zamanla yerini kağıt paraya bırakmıştır. Temsili paralar kendi arasında altı grupta toplanır.:

  1. Altın ve gümüş sertifikaları: Altın ve gümüşün para olarak kullanıldığı dönemlerde taşıma ve saklama zorluğunu ortadan kaldırmak için bu paralar bankerlere emanet edilerek karşılığında sertifikalar alınırdı. Bu belgelerin temsil ettikleri paranın yerine kaim olacak şekilde mübadele aracı olarak kullanılmasıyla ilk temsili para ortaya çıktı. Sertifikaların en önemli özelliği ise, bu belgeleri veren kurumun kasasında % 100 karşılığının bulunmasıdır.

 

  1. Banknot: Altın ve gümüş sertifikaları veren bankalar, kendilerine emanet edilen altın ve gümüşün büyük bir kısmının geri istenmediğini fark edince kendilerinden borç isteyenlere, borç para yerine sertifika vermeye başladı. Bu şekilde % 100 değerli maden karşılığı olmayan, ancak istenildiği zaman altına veya gümüşe çevrilebilme garantisi olan sertifikalar devreye girdi. Bu sertifikalara, “banka notu” anlamına gelen “banknot” denildi. İlk dönemlerde her banka banknot çıkarabiliyordu. Ancak, yaşanan olumsuzlukları önlemek için, banknot çıkartma yetkisi sadece  Merkez Bankalarına verildi.

 

  1. Kağıt Para: Bu gün para denildiğinde akla ilk olarak “kağıt para” gelmektedir. Karşılığı olmayan, basıldığı ülke tarafından hem kabulü, hem de ülke içerisinde kullanımı zorunlu olan değerdir. Merkez bankaları banknotların altına çevrilmesi yerine kağıt para ile değiştirilmesi sistemini getirdi.  Günümüzde her ülkenin parasını o ülkenin merkez bankası basarak piyasaya sunmaktadır.

 

  1. Madeni para: Küçük ve küsuratlı ödeme ve tahsilatların daha rahat yapılabilmesi için bir miktar kağıt para karşılığına gelen tutarda madeni para basılmıştı. Madeni paranın kıymeti, üzerinde yazan değerin elli katıdır. Ülkemizde bozuk paraları Hazine, kâğıt paraları ise Merkez Bankası basmaktadır.

 

  1. Kaydî Para: Ödeme işlemlerinde kullanılan banka mevduatıdır. Hesaptan hesaba para yatırmak, takas usulünden faydalanmak suretiyle gerçekleştirilen ödeme şekillerinden oluşmaktadır. Kişiler paralarını vadesiz mevduat hesaplarına yatırarak, ödemelerini çekle, kredi kartıyla yapar. Kaydi para kullanımı, nakit para taşımak ve nakit ödemekten daha kolaydır.

 

  1. Para yerine geçenler: Bankacılık hizmetlerinin gelişmesi ile banka hesabında para olmadan da, alış-veriş yapılabilmektedir. Örneğin “plastik para” da denilen “kredi kartları” bu ödeme araçlarından bazılarıdır. [13]

 

  1. Paranın Tarihi

İnsan, hayatta kalabilmesi için insana muhtaçtır. Fırıncı, marangoza, marangoz, kasaba, kasap, ustaya muhtaçtır. İnsanlar muhtaç oldukları malı ya da iş gücünü satın alabilmek için tarih boyu çeşitli yöntem ve araçlar kullanmıştır. İktisat tarihçileri, ilk devirlerde insanların trampa usulü ile alışveriş yaptıklarını, belirli evrelerden geçtikten sonra parayı keşfettiğini ifade etmektedir.[14]

Paranın tarihsel dönüşümü sürecinde insanlar sürekli bir arayış içerisinde olmuş, ürünlerin değerini belirlemek için para makamında belli mallar kullanmışlardır. Değer ölçütü olan bu mallar para gibi saklanabilen kıymetler olmadığından çeşitli zorluklar çekilmiştir. Dönem dönem kahve, canlı hayvan, hububat, midye, istiridye kabuğu ve pirinç gibi mallar da para olarak kullanılmıştır.[15]  Söz konusu malların aynı kalitede olmaması, nakledilememe ve saklanamama problemi gibi hususiyetlerden dolayı madeni para kullanılmaya başlanmıştır. Bu noktada önce bronz, ardından demir ve bakır paralardan istifade edilmiştir. Daha kullanışlı ve değerli olması hasebiyle değişim aracı olarak altın ve gümüşte karar kılınmıştır. Önceleri tartılarak kullanılan madeni paralar, aldatılma riski gibi problemlerden dolayı sikke olarak basılmıştır.[16]

Tarihteki ilk madeni para basımının M.Ö 7. yüzyılda Anadolu’da Lidyalılar tarafından yapıldığı bilinmektedir. Tarihteki ilk madeni para olma özelliği taşıyan Lidya parası, darp suretiyle basılmıştır.[17]  İlk kağıt para aslında senet olarak ortaya çıktı. Sonrasında bu senetler kağıt paralara dönüştü. Kayıtlara göre Milattan Sonra 6. yüzyılda Çin’de ilk olarak basılan bu paralar 1279 yılına kadar geçerliliğini korudu. [18]

İslam’ın ilk yıllarında piyasada değişim aracı olarak madeni para vardı; Arap yarımadasında da  Kur’an-ı Kerim’de zikri geçen dinar ile dirhem[19] kullanılmaktaydı. Allah Rasulü ve Hz. Ebu Bekir döneminde para noktasında herhangi bir çalışma yapılmamış, küçük değişiklikler yapılarak üzerinden gayr-i İslami şekiller silinen bu paraların kullanımı ilk defa Abdulmelik b. Mervan tarafından para basılıncaya kadar devam etmiştir. [20]

İslâmiyet’ten önce kullanılan dinar ve dirhem, Abdulmelik zamanına kadar ortak değer ölçüsü, değişim, tasarruf ve borç ödeme aracı olmak üzere dört temel fonksiyonu icra etmekteydi.[21]  Ana hatlarıyla trampadan(malların takasıyla) başlayıp, mal para, kağıt para ve son olarak banka parası(kaydi para) şeklinde devam eden değişimin ilk aşamalarının Arap Yarımadasında da hariçteki gibi bir seyir izlediği açıktır. [22]

 

Genel kabule göre ilk Osmanlı parası 1326 yılında Orhan Bey adına kestirilen akçedir. İlk paralar ise  Bursa ve Edirne’de darbedildi. Dünyanın ilk büyük darphanesi, Fatih Sultan Mehmet tarafından, İstanbul-Simkeşhane bölgesinde kuruldu.[23]   XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kuruş denilen yabancı iri gümüş sikkeler de Osmanlı piyasalarına girdi. Tanzimat döneminden Avrupa bankalarının Osmanlı Devleti’nde şubeler açıp (1880) işlem yapmalarına kadar Galata bankerleri, Avrupa’daki sermaye çevrelerinden edindikleri düşük faizli ve uzun vadeli kredileri devlete kısa vadeli ve yüksek faizli avanslara dönüştürerek büyük kazançlar elde etti. Osmanlı’nın Galata bankeleriyle başlayan faizle borçlanma süreci Avrupalı devletlerin kurduğu komisyon –Duyun-ı Umumiye- aracılığıyla Osmanlı’nın kaynaklarına el koyma ile sonuçlanmıştır .İlk olarak 1840’ta basılan Osmanlı kâğıt parası  kāime, 5 Aralık 1927’de Türkiye Cumhuriyet’in ilk kâğıt parası piyasaya sürülünce altı ay içinde piyasadan çekildi. [24]

Bugün piyasada para denilince ilk olarak akla gelen kağıt para, asırlarca değişim aracı olarak kullanılan dinarın ve dirhemin yerine kaim olmuştur.

Kağıt paranın icadından önce, -daha önce de ifade edildiği gibi- taşıma riskinden dolayı madeni paralar büyük bankerlere emanet edilir karşılığında ise isme, daha sonra ise hamiline yazılı sertifikalar alınırdı. Bu sertifikaların,  zamanla temsil ettikleri paranın yerine kullanılmaya başlanmasıyla ilk temsili paralar ortaya çıktı. Söz konusu sertifikaları veren bankalar, emanet edilen altın ve gümüşlerin büyük bir kısmının geri istenmediğini görünce, borç isteyenlere para yerine sertifika verdi. Böylece karşılığı olmayan, ancak istenildiği zaman altına ve gümüşe çevrilebilme garantisi olan sertifikalar kullanılmaya başlandı.  Temsili paranın ilk örneği tam olarak karşılığı bulunan altın sertifikalarıdır. XVII. yy’dan sonra karşılığı olmayan banknotlar da kullanıldı. Fakat bankerlerin istismarları neticesinde ancak bir kaç bankanın banknotları tedavülde kalabildi. [25]

Mevcut şekliyle kağıt para, ilk olarak XX. yy’da kullanıldı. I. Dünya savaşı sırasında altın rezervleri, ihtiyacı karşılama noktasında yetersiz kalınca, para talebini karşılayabilmek için piyasaya banknotlar sürüldü. Halk elindeki banknotları altın sikkeye çevirmek için bankalara müracaat edince, talepleri karşılamada yetersiz kalan müesseseler, geçici bir süre kağıt paraların altına çevrilebilme özelliğini askıya alıp, yerine kağıt para sistemini ikame etti. Savaştan sonra tekrar altın para sistemine dönüldü lakin 1929 yılındaki Büyük Krizden sonra daimi olarak kağıt para sistemi kullanıldı. 1968 yılında yaşanan dolar krizi ile doların altına dönüşmesi kayda bağlandı lakin 1971 yılında Amerika’nın Vietnam savaşı nedeniyle harcamalarını karşılayamaması sonucu kağıt paranın altınla ilişkisi tamamen kesildi.[26]  Bundan sonra karşılıksız para basımı dönemi başladı. Önceki dönemde  her bir doların Amerikan  merkez bankasına altın olarak karşılığı konurdu. Karşılıksız basım, paranın altın karşılığı olmaması sadece bir kağıt parçası olarak kalması demektir.

Bu gün uluslararası ödemelerdeki bazı tasarruflar dışında kağıt paranın altınla bir ilişkisi kalmamıştır. İçinde pek çok risk barındıran bu durum para arzına geniş bir esneklik getirmiştir. Bankacılık sektörünün büyümesine bağlı olarak banka parası/ kaydi para yaygınlaşmakta, kağıt paradan sonra elektronik para da bir sistem olarak gelişmektedir.

Paranın temel fonksiyonlarını yerine getiren her şey para hükmündedir. Bu noktada temel kriter ise paranın hangi maddeden yapıldığı, şeklinin ve adının ne olduğu değil, icra ettiği fonksiyondur.

Önceleri Şer’i para olarak altın ve gümüş kabul edildiğinden ve yaşadıkları devirde piyasada bugünkü şekliyle kağıt para olmadığından geçen asra kadar fakihlerin önemli bir bölümü kağıt parayı, para olarak kabul etmemiş ve onunla zekat vermenin caiz olmadığını belirtmiştir.[27]  Hind Ulemasının çoğunluğu da bu yönde görüş belirtmiş ve kağıt paraya zekatın terettüp etmeyeceği, onunla zekat verilemeyeceği ve kağıt parayla  altın ve gümüş satın alınamayacağı yönünde fetva vermiştir.[28]

Muasır fakihlerle, önceki asırlarda yaşayan fukaha arasındaki bu ihtilaf lafzidir, dolayısıyla altından ve gümüşten imal edilen paranın yerine kaim olan bugünkü para yaşadıkları dönemde olmadığından mühürlü kağıtların para kabul edilemeyeceğini söyleyen fukaha da isabet etmiş; zamanımızda para denilince ilk olarak akla kağıt paranın gelmesi ve devletlerin para birimini koruma altına alması zaviyesinden bakıldığında kağıt parayı, her nevi malda ve hizmette değişim aracı olarak kabul eden muasır fukaha da isabet etmiştir. Fukaha arasındaki bu ihtilaf delile ve burhana değil, zamana bağlıdır. Örfe dayanan bu hüküm, örfün değişmesiyle değişmiştir.[29]

 

  1. Paranın Keyfiyeti

Çağdaş iktisatçılar da paranın alışverişte bir araç ve eşyanın kıymetini belirlemede bir ölçü olduğu noktasında hemfikirdir. Fakat paranın keyfiyetine dair yaşadığı döneme kadar en bütüncül değerlendirmenin sahibi olan İmam Gazzalî (v. 505/1111) mevzuyla alakalı  şunları söylemektedir; “Allah Teâlâ’nın dinarı ve dirhemi yaratması bize bir lütfudur. Çünkü insanların geçimi bununla kolaylaşır. Hakikatte taş/maden olan bu iki nesnenin kendilerinde bir fayda yoktur. Lakin insan yiyecek, giyecek ve diğer ihtiyaçlarını karşılaması için paraya muhtaçtır. İnsan bazen ihtiyaç duyduğu şeylere sahip olamadığı gibi bazen de ihtiyaç duymadığı şeylere sahip olabilir. Başkasına ihtiyaç duymadığını verip ondan ihtiyaç duyduğu şeyi alması her zaman mümkün olmaz ve ticaret tıkanır. Bu birbirinden farklı olan nesneler, adil bir şekilde kıymetlerini gösterecek eşit bir ölçüye ihtiyaç duyar.  Bu yüzden Azze ve Celle nesnelerin kıymetini göstermek ve ticareti kolaylaştırmak üzere dinar ve dirhemi yaratmıştır. Mallar arasındaki adalet dinar ve dirhemle sağlanır. Çünkü bunlar asıl gaye değildir. Eğer bunlar gaye olsaydı bu gayenin özellikleri gaye sahibini parayı tercih etmeye, gaye sahibi olmayanı da parayı tercih etmemeye sevk ederdi. Böylece işler karışırdı. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki Allah Teâlâ parayı/dinarı ve dirhemi insanların elinde dolaşması ve malların arasında hâkim olması için yaratmıştır.

Dinar ve dirhemin yaratılmasındaki diğer bir hikmet ise, bunlarla diğer eşyaları elde etmektir. Çünkü dinar ve dirhem haddizatında değerli olmakla birlikte kendileri -yukarıda da ifade edildiği gibi- bizzat gaye değildir. Her kim paraya sahip olmuşsa diğer eşyalara da sahip olmuştur. Bu bir kumaşa sahip olmak gibi değildir. Çünkü kumaşa malik olan sadece kumaşa sahip olmuştur. Mesela kumaş sahibi bir lokantada yemek yemek istese, yemeğin ücreti olarak lokantacı kumaşı kabul etmez. Çünkü lokantacı -belki de- binek gibi başka bir şeye ihtiyaç duymaktadır. Dolayısıyla görünüşte hiçbir şey olmayan fakat manada her şeymiş gibi bir keyfiyete sahip olan bir şeye ihtiyaç hasıl olmuştur. Bu şeyin diğer şeylere nispeti eşit olabilir. Çünkü o şeyin belli bir formu yoktur. Tıpkı rengi olmayan fakat kendisine farklı renkler tutulduğunda o renkleri yansıtan bir ayna gibi… İşte para da aynı şekilde kendisi amaç değil, fakat her amaca ulaşmaya vesiledir.

Kim parayı onun yaratılış gayesine aykırı bir şekilde kullanırsa Allah Teâlâ’ya nankörlük etmiş olur. Yani kim parayı hazine gibi toprağa gömerse paranın var oluş hikmetlerini bozmuş ve ona zulmetmiş olur. Bu kişi tıpkı Müslümanların hâkimini hapse atıp onlar hakkında hüküm vermesine engel olan kişi gibidir. Parayla faiz muamelesinde bulunan kişi de aynı şekilde Allah Teâlâ’ya nankörlük etmiş addedilir. Çünkü parayı yaratılış hikmetlerine zıt olarak kullanmanın zulüm olduğunu söyledik. Elinde para olup da parayla para alıp satan kişi, yaptığı işlemlerde parayı asıl amaç edinmiş olur ve bu, parayı toprağa gömmek gibi kabul edilir. Bu da hâkimi yahut başkasına evrak ulaştıran postacıyı hapsetmek mesabesindedir. Hâkimi veya postacıyı hapsetmek nasıl zulümse parayı da hapsetmek zulümdür.”[30]

İmam Gazzâlî’den sonra gelen bütün iktisatçılar da paranın değer bildiren bir ölçü ve alışveriş için bir alet mesabesinde olduğunu söylemiş, fakat mevzuyu belli bir mantık örgüsü bağlamında Onun gibi tahlil edememiştir. Günümüz iktisat uzmanları paranın mübadele aracı olduğuna inanmakla beraber, onu bir ticaret eşyası ve mal gibi de görmektedirler.

 

VII. PARA ve MAL ARASINDAKİ FARKLAR  

Elde edilmesi ve normal olarak kendisinden yararlanılması mümkün olan her şeye[31]   ya da  insan tabiatının meylettiği, ihtiyaç için elde biriktirilebilen unsurlara mal[32]  denir.  Buna göre malda şu iki özellik olmalıdır:

  1. Elde edilip biriktirmeye elverişli olması.
  2. Kendisinden yararlanmanın mümkün ve caiz olması.

Bu durumda insanların elde edip, istifade ettiği ev, arazi ve araba; fiili olarak elde edilmeyen lakin sahip olunması imkan dairesinde olan sudaki balık, havadaki kuş, çöldeki hayvan, henüz topraktan çıkarılmamış maden de mal kabul edilir. Fiilen istifade edilen fakat elde edilmeyen güneş ve ay ışığı, bil fiil elde edilse de normal bir şekilde kendisinden istifade edilemeyen bir damla su ya da bir pirinç tanesi, kendiliğinden ölen hayvanın eti ve iç yağı gibi Şari’nin faydalanmayı yasakladığı şeylere insanlar sahip olsa, onlardan istifade etse de mal kabul edilmezler.[33]

İnsanların bizzat istifade edebilmek gayesiyle alıp sattıkları malla, doğrudan kendisinden istifade edilmeyen, ancak bir mübadele aracı olarak kullanılan para arasındaki farklar noktasında şunlar söylenebilir:

  1. Paranın bizzat kendisinde insana yönelik bir fayda yoktur. Nitekim para herhangi bir insanî ihtiyacı karşılamak için ekmek ve su gibi direkt olarak değil, ancak birtakım eşyayı veya hizmetleri elde etmek için kullanılır. Bu noktada Hasan-ı Basrî Hazretleri (v. 110/728) şöyle demektedir: “Ne kadar kötü arkadaştır dinar ve dirhem. Senden ayrılmadıkça sana fayda sağlamaz.”[34] Paranın mal olmadığına, kendisinden doğrudan istifade edilemeyeceğine işaret eden Hasan-ı Basri, onun ancak bir şey satın almak için elden çıkarılmasıyla, insanlığa bir faysa sağlayacağını belirtmektedir. Mal ise, hakiki manada menfaat içerir. Zira insan her hangi bir malı hangi gaye için satın aldıysa o gaye  çerçevesinde ondan doğrudan ya da dolaylı yoldan istifade eder.

Kullanılış amacı bakımından para ile ticari mallar arasındaki en önemli fark, ticari malların aksine  para,  doğrudan  doğruya  bir ihtiyacı karşılamak için değil; ihtiyacı karşılayacak mal ve hizmetleri elde etmek için kullanılır.

  1. Mallar farklı muhteva, şekil ve özelliklerde üretilmektedir. Lakin para ne tür olursa olsun bir malın değeri için ölçü kabul edilen bir mübadele aracıdır. Bu yüzden aynı miktarı gösteren tüm para banknotları %100 eşittir. Yıpranmış, eski baskı bir 100 TL ile yeni basılmış bir 100 TL’nin değerleri aynıdır.
  2. Alım ve satım muayyen bir mal üzerinden gerçekleşir. Mesela A şahsı eliyle göstererek belirlediği bir arabayı satın aldığı ve satıcıda sattığında, alıcı göstermiş olduğu o arabayı hak etmiş olur. Burada satıcı bu arabanın dışında bir araba verme hakkına sahip değildir ve müşteriyi bu hususta zorlayamaz. Satıcının ısrar ettiği araba müşterinin belirlediği arabanın türünde ve kalitesinde olsa da bu durum değişmez. Bunu para üzerinden işletecek olursak şöyle diyebiliriz; A şahsı sağ cebinden çıkarıp gösterdiği 100 TL karşılığında bir elbise alacak olsa, bu kişiye muhakkak o gösterdiği 100 TL’yi vermesi gerekmez. Bilakis sol cebinden çıkaracağı farklı bir 100 TL’yi elbisenin ücreti olarak ödeyebilir. Hatta bu 100 TL’nin bütün ve bozuk olmasının da bir sakıncası yoktur.

Tüm bu noktalardan sarf-ı nazar ederek dahi aklen ve mantıken paranın mal olabilmesinin mümkün olmadığı görülmektedir. Çünkü iktisadî açıdan mallar ikiye ayrılır:

  1. Tüketim malları
  2. Üretim malları [35]

Para bu iki kısımdan hiç birine girmez. Çünkü paranın hakiki ve doğal yollardan kullanımı mümkün olmadığı gibi direkt yollardan da olmaz.

Paranın kendisi insanların ihtiyaçları için doğrudan çare olamaz. Aynı şekilde paranın kendisi herhangi bir şey üretemediğinden üretken mallardan da sayılmaz. Paranın üretken mal olduğunu söyleyenler ise bu iddialarını ispat edecek delillerden mahrumdurlar. Günümüz iktisat uzmanlarından Ludwig Von Mises paranın üretken mal olduğunu söyleyenlerin delillerini tartıştıktan sonra şunları söyler:

“İktisatçıların büyük kısmının parayı üretken mal olarak kabul ettikleri doğrudur. Bununla beraber fikirlerini ispat edebilmek için tutundukları hiçbir delil doğru ve yerinde değildir. Şunu bilmek gerekir ki herhangi bir fikrin ispat edilmesi o fikri destekleyen ve teyit eden kişilerin çokluğunda değil, bilakis bu fikrin aklî ve mantıkî izahlarında gizlidir. Bu sahanın tüm uzmanlarına saygı duymakla birlikte, savunmuş oldukları görüşleri ispat edemediklerini açıkça söylemek durumundayım.” [36]

Yukarıdaki itiraftan da anlaşılıyor ki; para, mal değildir. Bunun mantıkî sonucu ise onun sadece mübadele vasıtası olarak kullanılmasıdır. Para, ticarette kullanılan eşyalardan biri değildir. Bu yüzden aynı cins parayla değiştirildiğinde ondan kâr elde etmek kesinlikle haramdır. Ancak para ve ticaret eşyası karşılıklı olarak değiştirilirse kâr temin etmek caizdir.

Birçok iktisatçı paranın mübadele aleti olduğunu kabul etmesine rağmen bunun aklî ve mantıkî neticesine ulaşmayı başaramamıştır. Bilakis parayı, her gün daha fazla para kazanma aleti olarak görmüştür.

Görünen o ki paranın mübadele aracı olduğu fikrini bir iktisadî örgü bağlamında ilk olarak ele alan kişi İmam Gazzâlî’dir. O sadece bu fikrin öncüsü olarak kalmadı; bilakis bunu mantıkî sonuca da ulaştırdı.

Gazzali’nin de ifade ettiği gibi paradan para kazanan ya da faizle borç para veren, paranın varoluş gayesine muhalefet etmektedir. Para amaç değil, araçtır. Parayı amaç kabul eden iktisadi bir yapıda üretim olmaz, işsizlik artar. Çünkü sermaye sahipleri yatırım yapıp risk almaktansa faizle borç vererek risksiz para kazanma yolunu tercih eder. Para ticareti İmam-ı Gazzali’nin de ifade ettiği gibi parayı bir gömü mesabesine dönüştürür.[37]  Bu durumda insanlar ondan istifade edemez. Hadisenin bu yönü, faizin haram olmasının pek çok hikmetinden biri olarak kabul edilir. Çünkü faizli muameleler ister tüketim kredilerinde[38], isterse de ticari kredilerde[39] olsun para ticareti bağlamında değerlendirilmektedir.

 

VIII. Para Ticaretinin Hükmü

Paranın parayla değişimini konu edinen muameleye “sarf akdi” denir. Sarf, bir alışveriş çeşidi olmasına rağmen kabzın peşin olması cihetiyle, Fıkıh kitaplarında “Bey/Alış-Veriş”ten ayrı, müstakil bir başlık altında incelenmiştir.[40]  Buna göre sarf akdinde şu hususlara riayet edilmelidir;

  1. Para ticaretinde taraflar akit meclisinden ayrılmadan önce bedelleri alırlar.

2.İslam Hukukunda para ile para kazanmak caiz değildir. Lakin paranın ticarette bir araç gibi kullanılması caizdir. [41]

  1. İstisnaî sebeplerden dolayı parayla para değiştirilecek veya borç para alınacaksa, aynı gruptan olan paralar miktar olarak birbirine denk olmalı ve ne kadar borç verildiyse geriye o kadar para alınmalıdır. Borca ilave, faiz olur.[42]

İslam’ın paradan para kazanmayı yasaklamasını, Faizci Bankacılık sisteminin önünde mani olarak gören sermaye sahipleri, faizi Müslümanlar arasında meşrulaştırmak için ticârî muamelelerdeki faizle, tefecilikteki faizin birbirinden farklı olduğunu iddia etti. Başka bir grup da çıkıp ikinci bölümdeki faizden kaçmanın gerektiğini, birinci kısımdaki faizin ise helal ve temiz olduğunu savundu.

Faiz yasağının kavram kargaşasıyla meşru gibi gösterilmesine  bağlı olarak tefecilik faizine dayalı mâlî muamelelerin önü daha da açıldı. Böylece parasını faizden uzak tutan Müslümanların önemli bir bölümünün tasarrufu faizci sermayenin tekeline girmiş oldu.

 

  1. Hayali Para

Kâğıt paralar bankalara yatırıldığında kısmî rezerv sistemi[43]  ortaya çıktı. Sistem şöyle çalışmaktadır:  Örneğin 10 liranız var ve bu 10 lirayı bir bankaya yatırdınız. Yatırdığınız hesap türü de vadesiz(faizsiz) mevduat hesabı olsun. Banka bu 10 liranın %10’unu(1TL’sini) kasasında tutmak şartıyla 9 lirasını bir başkasına kredi olarak verebilir. Bankanın hesabında sizin her an çekebileceğiniz 10 liranızla birlikte, ondan hareketle üretilip kredi olarak bir başka şahsa verilen 9 lira daha var. Böylece dolaşımdaki yekün para 19 lira oldu… Bu şekilde  hakikatte hiç olmayan hayali para(9 lira) oluşturulmuş oldu. Paranın fiziki olarak var olması mühim değildir. Senaryoyu biraz daha genişletelim ve diyelim ki siz bankadaki 10 liranızı çekmek istediniz ve bankanın kasasında 10 lira yok. Banka, merkez bankasından 10 lira kredi alır ve size paranızı iade eder. Böylelikle fiziksel olmayan paralar da banknota dönüşmüş olur. Bu noktada para kısmi rezerv bankacılığı denen mantığa göre basılıyor veya ihdas ediliyor. Böylece hayalî paranın hacmi hakiki paranın kat kat üstüne çıkabilir. Buna bağlı olarak XX. asrın sonlarına doğru ekonomistlerin dahi anlayamayacağı bir karışıklıkta ve gelişigüzel türev kullanımlarına sebep olan finansal mühendisliğin matematiksel bölümü zuhur etti. Sonra da bu karmaşık anlaşmalar kısa zamanda tüm sınırları aşınca hayalî paralar da inanılmayacak derecede arttı. Öyle ki bu hayali paranın miktarı, tüm dünya ülkelerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının 12 katına ulaştı.

Meseleyi şu şekilde muşahhas hale getirebiliriz; Günümüz ekonomi sisteminde paranın piyasaya girişi iki merhalede olur; Birinci merhalede, Merkez Bankası parayı basıp borç olarak faiziyle piyasaya arzeder; Faiziyle birlikte verdiğinden daha fazlasını geri alır. Böylece bankadan kredi alanlar sürekli bir borç sisteminin içine girmiş olur. İkinci merhalede ise bankalar sahip oldukları paradan çok daha fazlasını insanlara kredi olarak vererek onları borçlandırır. Buna göre 100 liraya sahip olan bir banka 1500 liralık kredi vererek 1400 tl hayali para üretmiş olur. Mesela bir merkez bankası piyasaya 100 milyar lira para verirken, bankalar 1 trilyon 500 milyar lira kredi dağıtmaktadır. Bu durumda banka 1 trilyon 400 milyar lirayı nereden bulmaktadır? Bankalar finansal aracı kurumlar olarak işlem yapmaktan ziyade hayali para üreten ve bunun üzerinden  borç veren kurumlar olarak çalışmaktadır.[44]

Meseleyi aşağıdaki rakamlarla daha anlaşılır hale getirebiliriz: 2008 yılında türevlerin kıymeti 741,1 trilyon dolardı. Bu esnada tüm dünya ülkelerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası[45]  sadece 60,6 trilyon dolardı[46].  Yani türevlerin[47]  değeri tüm dünya ülkelerinin hakiki üretimlerinin kat be kat üzerindeydi. Şu 15 rakamlı sayıyı düşünelim: 741.100.000.000.000. Bu miktar 1996 yılında 64 trilyon dolardı. O yıl Richard Thomson şöyle bir yorumda bulunmuştu:

“Bu korkunç miktarı ancak şöyle düşünürsen hayal edebilirsin. Dolar banknotları üst üste konulacak olsa dünyadan güneşe 6 defa, aya ise 25900 defa ulaşılır.[48]

Peki, bir de şimdi bu miktarın 2008 yılında 741 trilyona ulaşmış olduğunu düşünelim. Acaba bu miktardaki dolar banknotları üst üste koyulsa kaç defa güneşe ve aya ulaşılır?

Borca dayalı nakdî kâğıtlar şeklinde ortaya çıkan paraların bu miktar karşısında hiçbir kıymeti kalmadı. Bilakis bugün, kağıt para dünyadaki nakitlerin arzına nispetle çok az bir miktara tekabul etmektedir.  Bunların dışındaki paraların ise bilgisayarda yazılı rakamlar olması dışında yeryüzünde hiçbir mevcudiyeti ve hariçte hiçbir karşılığı yoktur. Gerçek şu ki; bunların hepsi hakiki iktisatla alakası olmayan karmaşık anlaşmaların oluşturduğu hayali işlemlerdir. Bu hâl İmam Gazzâlî Hazretlerinin dokuz asır önce paranın ticaret için kullanılmaması gerektiğini vurgulaması ile bize haber verdiği durumun tâ kendisidir. İmam Gazzâlî Hazretleri bu meselenin çaresini ifade noktasında, esnaflarda paranın bir mal ve ticaret eşyası gibi kullanılmasının ürkütücü ve tehlikeli sonuçlarını zikretmiştir.

Alman Ekonomist Prof. Dr. Richard A. Werner’in Almanya’da 31 Aralık 2013 tarihinde 24 saat boyunca bir banka kayıtlarını takip ederek yaptığı araştırma hayali paranın hangi boyutlara ulaştığını resmetmektedir: Richard A. Werner sistemden 200,000 avroluk bir kredi çektiğine dair gerçek bir kayıt oluşturur. Sistem kendisine 200,000 avroluk kredi açar ve muhasebe kayıtlarını ona göre düzenler. Ancak bu süre zarfında, sisteme 200,000 avroluk bir para girmemiştir! Bu da göstermektedir ki, banka herhangi bir kaynak girişi olmadan da 200,000 avro kredi verebilmiş yani para, hayali para doğurmuştur.[49]

 

Hulâsa

Sermayeyi elinde tutan küçük bir azınlığın çoğunluğu sömürü vasıtası olan hayali para sistemi, üretimi yavaşlatıp, işsizliği artırarak aslında uzun vadede Kapitalist sistemin kurucularını da tehdit etmektedir. İmam Gazzalî Hazretleri’nin asırlarca önce kaleme aldığı şu satırlar, İslam’ın faizden para kazanmayı niçin yasakladığını ifade ve izah noktasında, insanlığın kurtuluş için nereden ve nasıl başlaması gerektiğini de ifade ediyor: “Faizin haram olmasının sebebi, onun insanları kazanç yollarından alıkoymasıdır. Çünkü bir lirası olan bir şahıs faiz vasıtasıyla -peşin ya da vadeli- bir lira daha kazanma imkânı bulursa maişet temini çok daha kolay olur. Artık bu şahıs sanayicilik, ticaret ve diğer para kazanma yollarının zorluğuna katlanmaya hiç yanaşmaz. Para sahipleri fabrika kurmaz ve ticaret yapmazsa işsizlik had safhaya ulaşır; insanların menfaatleri kesintiye uğrar. Çünkü herkesçe malumdur ki insanların yaşamlarının sorunsuz devamı için mesleklere, ticarete, sanayiye ve imara ihtiyaç vardır.”

Bütün zamanların problemlerine nuzûl zamanındaki kuşatıcılıkla çare üreten Kur’an-ı Kerim’e talebe olan İmam-ı Gazzalî, zamanın ve mekanın kendine emanet edildiğine inanan bir mümin mesuliyetiyle bugünü gözle görür gibi mevcut iktisat sistemine karşı bizi uyarır ve yol gösterir.

Artık bugün ekonomistlerin mühim bir bölümü de faiz sarmalındaki ekonomik sistemi İmam-ı Gazzâlî’nin uyarılarına benzer cümlelerle tenkit etmektedir. Nitekim bir grup ekonomist, 1930 yılındaki krizde hadisenin bu boyutunu başlıca sebepler arasında saymıştır. Mesela Hampton[50]  Ticaret Odası’nın oluşturduğu Ekonomik Kriz Yönetim Komitesi, sorunun sebeplerini araştırıp tahlil ettikten sonra şöyle demiştir: “Paranın dağıtım ve mübadele âleti olması gibi hakiki vazifelerini ifâ edebilmesini garanti altına alabilmek için paranın bir ticaret eşyası gibi kullanımının durdurulması gerekir.”[51]

Ne var ki sermayenin gücü bu uyarılanın ciddiyetle ele alınmasına engel olmaktadır. Hayali paranın  işlem hacmi büyüdükçe, gelir dağılımındaki adaletsizlik de büyümektedir.  Paranın bir mübadele aracı olarak kabul edilmesine, paradan para kazanmak kadar itibar edilmemesi 2007 krizine yol açmıştı. Kapitalizm adeta sekarât-ı mevtten tekrar hayata dönmüştü. Öyle görünüyor ki mevcut iktisadi yapı, tekrar etmesi muhtemel olan iktisadi bir krizin altından kalkamayacaktır.

Gelir dağılımındaki uçurumun ve sermayenin küçük bir azınlığın elinde toplanmasının baş sebebi faizdir. Birleşmiş Milletler raporlarına göre Dünya’daki servetin %45’i nüfusun %1’ine aittir. [52] Hayali para ise mevcut paranın faiziyle tatmin olmayan azınlığın keşfettiği sömürü sitemidir. Bundan kurtulmak için farklı maddelerden istifade edilerek farklı şekil ve suretlerde yapılan para tekrar aynı işlevine sahip olmalı ve hayali para sistemine son verilmelidir.

 

[1] Bkz. Hûd, 37.

[2] Buhârî, Büyû’, 15; Enbiyâ, 37.

[3] Hâkim, Müstedrek, II, 596.

[4] Ahmed, Müsned, I, 135.

[5] Halid Seyidoğlu, Ekonomik Terimler Sözlüğü, 486.

[6] http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_karistirilan&view=karistirilan&kategori1=krs_akan&kelimez=95.

[7] Paranın özelliklerine sahip olmadığından dolayı Bitcoin mevcut haliyle para olarak addedilmez ve kullanımı caiz değildir.

[8] https://ekonomihukuk.com/para-banka/paranin-gelisimi-fonksiyonlari-ozellikleri/

[9] Bkz. Orhan, O. Z. & S. Erdoğan, Para Politikası, Avcı Ofset, İstanbul, 2002, s 5-6; Nurettin  Öztürk, ELEKTRONİK PARA, DİĞer PARA TÜRLERiyLE KARŞILAŞTIRILMASI VE OLASI ETKİLERİ,

SÜ Sosyal Ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, s. 210 vd.

[10] Ertuğrul, A. Para Teorisi, Ajans-Türk Matbaacılık, Ankara, 1994, s. 4.

[11] Paya, M. Para Teorisi ve Para Politikası, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2002, s. 16.

[12] Ahmed Cami’, en-Nazariyyâtu’l-İktisadiyye, Kahire, 1976, II, 29.

[13] Bkz. http://www.muhasebedersleri.com/ekonomi/para.html

[14] DİA, Para; Vildan Serin, Para Politikası, İstanbul, 1982, 25; Feridun Ergin, Para Siyaseti, İstanbul , 1996,  s. 22.

[15] R. Gonnard, Muhtasar Para Ekonomisi, Üniversite Kitabevi, İstanbul, 1939, 46; Ahmed Hasen, el-Evraku’n-Nakdiyye fi’l-İktisadi’l-İslamı Kıymetüha ve Ahkamüha, Dimeşk 2002,102.

[16] Ahmed Hasen, a.g.e., 107, 114

[17] Bkz. http://www.darphane.gov.tr/tr/content.php?parent_id=179&content_id=179

[18] Bkz: https://www.paradurumu.com/gelsin-paralar/paranin-tarihi-ve-bugunu-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-haberi-3901#page_2

[19] Yusuf Suresi, 20; Al-i İmran Suresi, 75.

[20] Erol Zeytinoğlu, İslam’da ve Diğer Sistemlerde Faiz, Para Faiz ve İslam, Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi 4, İlmi Neşriyat, İsav Yayınları, İstanbul, 1987, s. 93-96; Mehmet Erkal, İslam’ın

İlk Devirlerinde Para ve Zekat Nisabının Hesaplanması, M.Ü. F.D, İstanbul, 1985, sy. 3, 79-88; Bilal Aybakan, “Nakit”, DİA, 32/324.

[21] Beşir Gözübenli, Para Kavramına İslâmî Yaklaşım Üzerine Bazı Düşünceler, Para Faiz ve İslâm, Tartışmalı İlmî Toplantılar Dizisi 4, İslâmî İlimler Araştırma Vakfı Yay., İlmi Neşriyat,

  1. 72.

[22] Mikail Altan, Faizsiz Bankacılığın Temelleri, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy. 16, 2010, 126.

[23]  Bkz. http://www.darphane.gov.tr/tr/content.php?parent_id=179&content_id=179

[24] Bkz. Ahmet Akgündüz, Osmanlı Tarih ve Hukuk Istılahları Kâmûsu, İstanbul, 2018, 988-9; DİA, Para.

[25] Ahmed Hasen, a. g.e., 117-119.

[26] Ahmed Hasen, a.g.e., 119.

[27] Yusuf Karadavî, Fıkhu’z-Zekât, Muessesetu’r-Risale, I, 271; Ali el-Karadağî, Buhus fi’l-İktisadi’l-İslamî, Beyrut, 2010, V, 50-54.

[28] Eşref Ali et-Tanevî, İmdâdu’l-Fettâh, III, 2-3;  Takî Osmanî’nin, Dâru’l-Kalem’den neşredilen Buhûs fî Kadâya Fıkhıyye Muasıra’sından naklen.

[29] Bkz. el-Karadağî, a.g.e., 50-54.

[30] Muhammed Hamid el-Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmiddîn, Beyrut, 1997, IV, 843

[31] Abdulkerim Zeydan, el-Medhâl li-Dirâseti’ş-Şeriati’l-İslamiyye, Müessesetu’r-Risale, Beyrut, 1999, 183.

[32] İbn Abidîn, Reddu’l-Muhtâr ala’d-Durri’l-Muhtar, I, 3.

[33]  Zeydan, a.g.e., 184.

[34] Zehebî, Siyer-u A’lâmi’n-Nübelâ, Beyrut, ty., IV, 576.

[35] Bir mal doğrudan insan ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılırsa tüketim malı, üretim amacıyla kullanılırsa üretim malı olur. Örneğin ev, araba, koltuk tüketim malı; fabrikaya

alınan makine üretim malıdır.

[36] Ludwig Von Mises: “The theory of Money and Credit” Liberty Classics Indianapolis, 1980, PP. 95 and 102.

[37] Gazzâlî, İhyâ, IV, 843.

[38] Hane halkının yüksek değerli tüketim mallarını faiz karşılığı finanse eden kredilerdir.

[39] Tacirlerin finansmanı için faiz karşılığı verilen kredilerdir.

[40] Abdu’l-Ganî el-Meydanî, el-Lübâb, Dâru’l-Beşâiri’l-İslamiyye, Beyrut, 2010, III, 121 vd.

[41] Takî Osmanî, Esbâbu’l-Ezmeti’l-Maliyye ve ’Ilacuhâ, Dâru’l-Kalem, Dımeşk, 2015, 40-1.

[42] Bkz. Fıkıh Kitapları, Sarf Maddesi.

[43] Bankaların, müşterilerinin mevduatlarının sadece belli miktarını rezervlerde tutup, geri kalanının, kredi ve diğer şekillerde yatırımcılara ve piyasa sürmesi esasına dayanan ban

kacılık sistemidir.

[44] Richard A. Werner’in Makalesinden tasarrufta bulunarak özetlenmiştir: https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1057521915001477?via%3Dihub#!

[45] Bir ülke sınırları içerisinde belli bir zaman içinde, üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin para birimi cinsinden değerini ifade eder.

[46] Kaynak: Dünya Bankası, Dünya Kalkınma Göstergeleri

[47] Türev ürünleri: Nitelikleri itibariyle değeri bir başka varlığa (döviz, hazine bonosu, devlet tahvili, endeksler, faiz, emtia, kredi değerliliği vb.) dayalı olan finansal araçlardır. Ör.

Forward, future, swap

[48] Takî Osmanî, Esbâbu’l-Ezma, 43-44.

[49] Richard A. Werned, a.g.m.; http://www.metegundogan.com/borca-dayali-para-sistemi-bdps-bir-makale-ve-guncel-notlar/

[50] Amerika’nın Virginia Eyaletindeki bir şehir.

[51] Ekonomik Kriz Yönetim Komitesi Raporu, Southhampton Ticaret Odası, 1993, Bölüm 3, Paragraf 2.

[52] Bkz. https://www.youtube.com/watch?v=TxvG4zOOAfA