NAMAZ, FİKİRDE KIVAM, HAREKETTE KIYAMDIR

NAMAZ, FİKİRDE KIVAM, HAREKETTE KIYAMDIR

Seksen yaşında bir ihtiyar sabah kalkar, abdest alır titreyen ayaklarıyla camiye gider, kardeşleriyle safta durur. Bir nine yaz gecelerinde gözlerinden uyku akarken de yatsı ezanını bekler, kılar ve gece namazı için istirahate çekilir. Yatağından kalkmaktan aciz bir ihtiyar ezan sesini bekler, başucundaki kiremite teyemmüm edip namaza durur. Neden bir delikanlı sınava gidecek ya da uçağa yetişecek bir adam ciddiyetle akşamdan -namaz için- saatini kurar, sabah namazına kalkmak için yatar? Karanlığın üzerini bir yorgan gibi örttüğü şehirde bir genç kız fecre doğru kalkar, “Her namaz kılacağınızda güzelce giyinin.”1  ayetine iktida edip feracesini üzerine alır, evin bir köşesinde kıyama durur. Nedir fecir vakti şehirleri, köyleri ayağa kaldıran ruh? Niçin namaz kılar insan? Neden ezan sesini duyunca camiye koşar. Müminler neden Allah Teala’nın huzurunda saf saf olurlar? Niçin rukülerimiz, neden secdelerimiz var?

Namaz, Bedende Kıyam, Ruhta Kıvamdır

Kıyam, dirilişi, “Âlemlerin Rabbi için insanların kıyam edişini”2  anlatır. Namaz bedende kıyam, ruhta kıvamdır. Mahşeri, hesabı çağrıştırır. Ahiret’i yaşanılan anın içine taşır. Yeryüzündeki duruşların, oluşların, oturuşların, bakışların kim için ve neden olduğunun muhasebesidir namaz. Burada Allah için kıyamda duranlar, mahşer günü hesaba da, kıyama da muktedir olacaklar: “O gün insanlar -başka bir şey için değil- alemlerin rabbi için kalkarlar.”3  İnsanın Allah Teala’nın huzurunda iki duruşu var; Biri namazda diğeri mahşerde. Burada huzura duranlar, Ahiretteki huzurda hesaba muvaffak olacaklar. Bu yüzden her rekatta Fatiha okur ve “Bizi sırat-ı Mustakîm’de sabit kıl!”4  diye yalvarırız.

Namaz, Semavî Bir Kalkandır

Namaz, fuhşiyata karşı semavî bir kalkandır. Gözü de, gönlü de korur; “Namaz hayasızlıktan ve münkerden meneder.”5

Namaz, hatırlayıştır. Dünyanın bize unutturduklarını hatırlamak, toparlanmaktır. Hafıza-i beşer nisyan ile malûldür. İnsanın acıyı unutmaması, Allah’ı ise unutması azaptır. Bu yüzden İslam, acıyı unutmaya, Allah’ı ise hep hatırda tutmaya çağırır. Bunun için günde beş defa huzura çıkar müminler, bunun için dergahlarda “Allah” der dervişler.

Huzur-u İlahi’de duranlar, hayasızlıktan ve münkerden kurtulur, huzura kavuşur; “Allah Azze ve Celle’nin sizi anması, sizin onu anmanızdan daha mühimdir.”6 İbni Abbas (r.anhuma) bu ayeti tefsir ederken şöyle buyurur: “Allah Teala’nın sizi rahmeti ile hatırlaması, sizin O’nu itaatle yad etmenizden daha önemlidir.”. Allah Azze ve Celle rahmetiyle hatırlarsa, sekînet, huzur, güven, cesaret ihsan eder. Mümin yürekler dağlar gibi azametli, su gibi aziz olur. Semadan sekînet ve sabır yağar.7

Namazın ruhunda iki rükün var: Biri Allah’ı hatırda tutmak, diğeri ise her an kıyamet kopacak ve “kıyam” olacakmış gibi hazır olda durmak. Seksen yaşında bir ihtiyarın titreyen ayaklarıyla camiye gitmesi, delikanlıların, çocukların sabah namazı buluşmalarında yer ve gökleri inletecek bir eda ile, “Ya Rabbi! Alemde bütün herkes yataklarına mahkum olsa da biz kıyamdayız, kıyamda kalacak, Allah-u Ekber demeye devam edeceğiz.” demeleri hep o kıyam ruhunun tezahürdür. Kışta, yazda, güzde, baharda, yağmurda, karda kul, Allah ile olursa, Allah da en zor zamanlarda onunla olacak ve  yüreğine sekinet ve sabır yağdıracaktır.8

Geriye Dönüş Zafer, Hudeybiye Fetihtir

Namaz, hayatta sukunet, ruhta sekînettir. Bağdat’ta, Şam’da, Gazze’de tükenmez bir sabır, yenilmez bir iradeyle zaferi beklemektir. Namaz, ihsandır; “Sanki Allah’ı görür gibi ona ibadet etmektir.”. Namaz, Peygamber rüyasında Kabe’yi görmek, Hudeybiye’de durdurulunca, ihsan makamındaki bir ruhla Kabe’yi tavaf etmek, dönüş yolunda nazil olan Fetih Sure’siyle hem “sekînet”e, hem de Fetih müjdesine nail olmaktır.

Hudeybiye musalahasından dönen sahabede hüzün vardı. Fakat namaz ve Kur’an-ı Kerîm yüreklerinde bir sekînet alanı açtı. Umre için yola çıkanlara Allah Fethi müjdeledi. Namazla en zor zamanlarda yüreklerine sekînet indi, vakar yağdı.

Allah’la olana yenilgi yoktur. Bu yüzden büyük bir plan dairesinde geriye dönüş, zafer; Hudeybiye Fetih’tir.

Bütün mesele, her meselenin başı, Allah’ı zikretmek9,  O’nunla olmaktır: (وَلَذِكْرُ‭ ‬اللَّهِ‭ ‬أَكْبَرُ ). Elbette O’nu anmak en büyük ibadettir. Onu ananlar için sürgün hicret, nikmet nimettir.

Namaz Cennet’e Gireceklerin

Dünyasını Cennet’e Çevirir

Namazda sekînet, sekînette ise saadet vardır. Sekînet, Cennet’e gireceklerin dünyasını da Cennet’e çevirir:‭ ‬وَيُدْخِلُهُمُ‭ ‬الْجَنَّةَ‭ ‬عَرَّفَهَا‭ ‬لَهُمْ/Onları -dünyada- kendilerine tanıttığı/tattırdığı Cennet’e sokacaktır.10

Müslüman Cennet’i yüreğinde taşır. Bu yüzden İbrahim olur, ateşte yanmaz; Yunus olur balığın karnında soluksuz kalmaz; Musa olur suda boğulmaz.

Namaz kılana, Cennet’i yüreğinde yaşayana yalnızlık yoktur. Onu yakmak için düşmanlarının günlerce odun topladığı Hz. İbrahim madde planında yalnızdı. Hasımları öfkelerini eylemleri gibi ifadelerine de dökmüş hep bir ağızdan, “Onu yakın ve ilahlarınıza yardım edin;11حَرِّقُوهُ‭ ‬وَانْصُرُٓوا‭ ‬اٰلِهَتَكُمْ”. diyordu. Bütün bunlara rağmen Cennet’i yüreğinde yaşayan Hz. İbrahim’de metanet, onlarda ise telaş vardı.

Cennet’i yüreklerinde yaşayan İbrahimler yine kuşatma altında. BM, ABD, Rusya ilâ ahir hepsi aynı safta toplanıp İslam şehirlerine askeri yığınak yapmış ya ateş açıyor ya da ateş için son hazırlıklarını yapıyorlar. Arkalarına aldıkları dünya ise Nemrut’un adamları gibi, “Yakın Müslümanları!” diye katiller lehine tezahürâtta bulunuyor.

Allah’la Olana Yenilgi Yok

Nemrut’un çocukları bizi yakmak için odun topluyor, Hudeybiye’de müşrikler yolumuzu kesti, dönüyoruz, heryerde kurşun sesleri ve şehit haberleri… Karadan, havadan vuruyor, denizden filolar gönderiyorlar. Her yanımız eşkiya… Bağdat’ı, Şam’ı, Gazze’yi, Mısır’ı, Arakan’ı hasılı Allah-u Ekber diyenlerin şehirlerini yakıyorlar. Lakin siz namazdasınız, Allah’ın huzurundasınız. İbrahim oldunuz ve diyorsunuz ki, “Size de Allah’tan başka taptıklarınıza da yuh olsun.”12. Allah’la olana yenilgi de yok, yalnızlık da. Ve yine semadan vakar yağıyor, sabır geliyor müstakim yüreklere. İradenizde en küçük bir sarsılma yok, Hz. İbrahim gibi putlara karşı koyacak ve birgün ateşleri yaracaksınız. İbrahim’ler İslam’ın sancağını da, yurdunu da çiğnetmeyecek, ölseler de ruhlarıyla mevzileri terketmeyecekler.

İmzalanan bütün anlaşmalar müslümanların aleyhine. Lakin Allah var, gam yok.  Hudeybiye’den dönen sahabe gibi ufukta zuhur eden “Fetih Suresi”ni okuyoruz, ruhlarımız namaz kıyamında; semadan yağan sekîneti selamlıyor. Yüreğimiz Cennet olduktan sonra sokaklarımızı Cehennem’e çevirmişler ne gam, ne keder!

Namaz, Bir Ahittir

Namaz, kulun Allah’tan başka kimsenin önünde eğilmeyeceğine dair bir söz veriştir. Bu yüzden ihsan makamında namaz kılanlar sultanların önünde secde etmeye zorlandıklarında İmam-ı Rabbani gibi, “Allah’tan başka kimsenin önünde eğilmeyen bu baş bundan sonra da kimsenin önünde eğilmeyecektir.” derler.

Namaz, Allah Yolunu Açar

Namaz, şehvetin, şöhretin kapattığı Allah yolunu açar. Namazla kul Rabbi’ne sıla yapar. Bu yüzden bin müsteşarla istişare eden bir sultandan daha sağlıklı kararlar verir namaz kılan. Kalp, namazla fuyûzâtı-ı Rabbanî’ye mazhar olur: Kelli felli babalar, bir küfür yobazı, “28 Şubat bin yıl devam edecek.” deyince apar-topar çocuklarının kayıtlarını İmam-Hatip okullarından naklederken; Allah’a tevekkül eden bir anne ise yavrusunu onların evlatlarını kaçırdığı okula teslim eder. Bu yüzden insanlar Tufan’da dağlara doğru kaçarken mümin, Nuh’un gemisine doğru yönelir.

Annede Teslimiyet, Çocukta Sekînet

Hz. Musa’nın annesi Allah yolunu namazla açan büyük kadınlardandı. Firavun’un emriyle Mısır’da erkek çocuklar boğazlanırken, Hz. Musa’nın annesi oğlunu dağa kaçırmadı, kalbine gelen ilhama uyarak onu nehre bıraktı. O gün, annede teslimiyet, sandukanın içindeki çocukta “sekînet” vardı.

Namaz: Yalnızlığa İlaç

Namaz, yalnızlığa ilaçtır. Saraya gidip, Kralın karşısında, sen de bizim gibi insansın, ilah olamazsın, “Bizim Rabbimiz, semaların ve arzın Rabbidir. O’ndan başkasına ilâh olarak asla dua etmeyiz.”13 diyen Ashab-ı Kehf’in yanında kimse yoktu. Bir avuç genç, bir uygarlığa namazda yüreklerine yağan “sekînet”le meydan okudu.

Namaz, yürekleri Allah’a bağlar. Yere çömelir, göğe yükselir mümin namazda. İftitah tekbiriyle masivadan maveraya urûc eder.

“Nerede Çarşafım!”

Namaz, surette halk, sirette ise Hak ile beraber olmaktır. Hak ile beraber olanın bütün dünya karşısında olsa ne önemi var. Bunun içindir ki, Suriye’de yıkılan bir evin enkazından çıkarılan, vücudu kan revan içerisinde olan bir kadın etrafındakilere,  “Çarşafım nerede?” diye sorar. Allah bir yüreğe sekînet verirse, kırılan elin/ayağın acısı, yüzden akan kanın ızdırabı unutulur. İhsan makamında namaz kılan bir kadın Rabbi’nin azametini düşünür, acılar gözünde küçülür ve tesettür emrini hatırlayarak, “Rica ediyorum, erkekler üzerime tutmasın! Nerede benim çarşafım?” diye sorar.

“Eğilmeyeceğiz!”

“Kıyam”, her geceden sonra doğan fecri hatırlatır. Fecri bilir, fecri bekler müminler. Bu yüzden geceden de, yarasalardan da ürkmezler. Suriye’de yıkılmış, kubbesi yere serilmiş, minaresi dağılmış bir caminin enkazı önünde şehadet parmağını semaya kaldıran bir pîr-i fânî şöyle der: “Ey Kafirler! Ey Zalimler! 1400 yıldır Ebu Bekir’ler, Bilal’ler, Ammar’lar, Yasir’ler nasıl Ebu Cehil’lerin önünde eğilmediyse, içerisinde onlarca yıldır secde ettiğim şu mabedin huzurunda ilan ediyorum ki, bütün Kur’an-ı Kerim’leri yaksanız, bütün camileri yıksanız, bütün imamları şehit etseniz de Allah-u Teala’nın önünde eğilen başlarımız, O’na rukü eden bedenlerimiz asla sizin önünüzde eğilmeyecektir.”

Namaz, Çocukları Büyütür, Hamza Yapar

Namaz, çocukların küçücük bedenlerinde Hz. Hamza yüreğini büyütür. Kudüs sokaklarında, Mescid-i Aksa’nın avlusunda ellerindeki taşlarla Siyonist askerlerin üzerine yürürken, “Ey Yahudi! Hayberi Unutma! Muhammed’in ordusu yakında dönecek!” diye meydan okurlar.

Anadolu’da, Alem-i İslam’ın farklı noktalarında günde beş defa namaz safında birleşen çocuklar bir fecir vakti Hudeybiye’den Hayber’e gider gibi camilerden, medreselerden, imam hatiplerden zuhur edip Kudüs’e doğru akacaklar, Kudüs’ün kapısına vurulan kilidi kıracaklar.

Cami karargâh, Kudüs İslam’ın ilk kıblesi, müminler ise Allah’ın askerleridir. Milyonlar tek bir imamın ardında kıyama durduğu gün namaz müminleri de, Kudüs’ü de özgürleştirecektir.

Niçin Müminler Aynı Kıvamda Değil?

Madem namaz sekînete, sekînet de, saadete sebep, o halde niçin bütün müminler aynı kıvamda değil? Niçin namaz kılan bütün kadınlarda enkazdan çıkarılırken çarşafını soran kadınının hassasiyeti, erkeklerde yıkılan caminin önünde küfre meydan okuyan pir-î fânî’nin izzeti yok?!

Her şeyin bir bedeli var. Sekinetin bedeli ise Huşu’dur. Ancak Huşu’su olanlar sekînete muhatap olurlar. Huşu da camiye ya da namaza kırık dökük bir yürekle gitmekle olur. Gururla, kibirle, makam, mevki takıntısıyla camiye gidenler, namazda işini, aşını düşünenlerin Huşu’dan nasibi olmaz.

Huşu Yolu

Müslüman camiye girerken her şeyi dışarda bırakacak, Allah-u Ekber derken dünyayı ayakları altına alacak, “subhaneke”yi okurken bütün bir mahlukatla tesbih ettiğini hatırlayacak, Fatiha’yı bu gün bir tefsirden, yarın  başka bir tefsirden okuyacak, her namaza yeni bir heyecanla duracak; okuduğu sureleri zaman zaman değiştirecek, yeni sureler ezberleyecek, onların tefsiri için bazen Kurtubi’ye, bazen Razi’ye bakacak ilâ ahir; Kuran-ı Hakim’in tamamını bir tefsirden okuma imkanı yoksa en azından namazda ne söylüyor bunu öğrenmeye çalışacak; secdeye, ruküya gidiyor “subhane rabbiyel a’la, subhane rabbiyel azim”14  diyor, dağların tesbihini dinliyor; ağaçlar, kuşlar, denizin dibinde balıklar onlara kulak veriyor, o halde tazime devam ediyor. Büyük bütüne katılıyor; Artık bir an önce secdeden kalkayım diye düşünmüyor. İşte huşu yolu….

Namazda Huşu

Sahabî, Allah Rasulü’nün namazdaki huşusunu anlatırken şöyle diyor, “Peygamber-i Ekber’i namaz kılarken gördüm; Ağlamaktan göğsünden kaynayan tencere fokurtusuna benzeyen tarzda sesler geliyordu.”. Hz. Ebu Bekir’in huşusuna dair ailesi şunları söylüyor: “Fatiha’ya başlayınca ağlamasından O’nun sesini duyamaz/ne dediğini anlayamazdık.” Namaz kıldırırken Hz. Ömer’in iniltileri de en arka saftan duyulurdu. Hz. Osman da çok ağlardı mihrapta.

Namazı Peygamber-i Ekber’den öğrenen sahabe, kıvamı için bedel ödedi. Huşuyu verdi sekineti aldı; Allah onların sinesine semadan sekînet yağdırdı. Her biri tek başına bir ordu , yalnız başına bir ümmet oldu.

Süfyan-ı Sevri’nin namazdaki halini anlatanlar diyor ki; “Allah-u Ekber der namaza başlardı. Onu seyredenler bu adam yüzü çok değişti; Şimdi ölecek derlerdi. Bir akşam ezanından sonra farzı kıldı sünnet namaza başladı secdeye gitti, secde de o kadar uzun kaldı ki müezzin yatsı ezanı okumaya başlayınca kendine geldi. Abdest alırken Zeynulabidîn’in yüzü değişirdi. Niçin böyle oldun diye sorduklarında, “Kimin huzuruna çıkacağımı biliyor musunuz?” demişti.

Huşu, Allah’la kurulan muhkem bir rabıtadır. Bunun içindir ki, Devlet Başkanı Ömer bin Abdulaziz yatsı namazını kıldırırken; “Alev alev yanan bir ateşe karşı sizi uyardım. O ateşe ancak gerçeği yalan sayıp sırt çeviren isyankar kişi girer.”15  mealindeki ayetleri okudu, ağladı, o ağladı, mescid inledi. Ağlamaktan sureyi tamamlayamadı.

Hülâsâ

Huşu, dünyada Cennet’e dönen bir yüreğe, Ahiret’te ise Cennet’e girmeye vesiledir. Kudema, “Onları -dünyada- kendilerine tanıttığı Cennet’e sokacaktır.”16  mealindeki ayeti tefsir ederken şöyle der: “Allah Azze ve Celle O cenneti müminlerin yüreğine koyar sonra o yüreğe semadan sekinet yağar.” Bu yüzden bir mümin gecekonduda daralmaz da, namazı olmayan zengin sarayda, yatta, katta daralır. Genç kızlar Şam’da, Bağdat’ta ayakta durur; akranları Paris’te, Newyork’ta yeşil reçete kullanır. Bu yüzden -zaman zaman- her nevî dünyevi şeye sahip olan kadın ya da erkeğin intihar haberiyle sarsılır kamuoyu. Allah Azze ve Celle yüreklere sekînet indirirse kız çocukları Sümeyye olur, erkekler de Ammar… Soğan, ekmek yiyip hamdeden fakirler, yavrusunun tabutu başında(‭ ‬إنا‭ ‬لله‭ ‬و‭ ‬إنا‭ ‬إليه‭ ‬راجعون ) ayetini okuyup, “veren de sen, alan da sen”, diyen anneler Cennet’i yüreklerinde taşıyan müminlerdir. Namazları sekînet; sürgünleri hicret,   ölümleri şehadettir onların.

Müminler namazda “huşu”yu verip, “sekînet”i alırlarsa, yüreklerindeki Cennet genişleyecek ve -İslam şehirlerinden başlayarak- beynamazların Cehennem’e çevirdiği dünyayı yeniden Cennetvari yeşerteceklerdir.

Dipnotlar:

1  A’raf: 31.

2  Mutaffifîn: 6.

3  Mutaffifîn, 83, 6.

4  Fatiha: 6.

5  Ankebut, 29, 45.

6  Ankebût: 45.

7  Fetih:  4.

8  Fetih:  18.

9  Ankebût: 45.

10  Muhammed: 6.

11  Enbiya: 68.

12  Enbiya. 67.

13  Kehf: 14.

14  İsra: 44.

15  Leyl: 14-6.

16  Muhammed: 6.

17 Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiğinde, “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak ki O’na döneceğiz.” derler. Bakara: 156.