SECDEDE DOĞAN KIYAM

Ateistin mesleği inkârdır. Gördüğüne değil papağan gibi ezberlediğine inanır, onu tekrar eder. Bu yüzden her şeyin varlığına şehadet ettiği Allah Azze ve Celle’yi inkâr cüretinde bulunur. Bunlar büyüyemez, büyüse de insanlığı uzun süre tehdit edecek bir güce erişemez. Hakikat için asıl tehlike arz eden ise diliyle kabul edip ameliyle inkar eden taifedir. Bunlar “Allahu Ekber” der, camiye gider, bazen içeri girer, arada oruç da tutar lakin ne namazdaki ne de oruçtaki teslimiyetten nasipleri vardır. Tesettürü eski zamanlardan kalma ilkel bir örtünme şekli, İslam Nizamı’nı ise tarihte kalan bir yönetim şekli olarak görür. Tehlikenin büyüklüğüne işaret eden Kur’an-ı Kerim, “Hesap ve ceza gününü (sözüyle onaylayan, haliyle) yalanlayan adamı gördün mü?”[1] der. Bir delikanlı camiye gider, namaz kılar, İslami Hareket içerisinde mücadele eder. Diliyle binlerce defa Allahu Ekber der, Kur’an-ı Hakim’in ayetlerini okur, “Muhakkak ki namazım, diğer ibadetlerim,  hayatım da ölümüm de alemlerin rabbi olan Allah içindir.”[2] der. Bu ikrar ile hayatını Rabbi’nin talimatlarına göre tanzim edeceğine dair söz verdiğini ilan eder. Namaz bu ilanı kıyam, rüku, secde ve ka’de hâllerinde tasdiktir. Allah’tan ﷻ başka kimsenin olmadığı mekanlarda, İblis’in ruhunu günahla yıkama çağrılarına namazla, namazda verdiği sözlerle direnir. Namaz Hakk’a teslimiyet, küfre karşı koyma iradesidir. Şehvet arenalarına dönen ekranlar ise onu Allah’ın ﷻ nizamını yalanlamaya çağırır. Hem namaz kılan hem de gözlerini fuhşiyata, kulaklarını şarkılara feda eden gençler sanki şöyle derler: “Ya Rabbi! Namaza evet, oruca evet deriz lakin dinin özel hayatımıza karışmasın!” Bu, dille söylenen Allahu Ekber’i hayatla reddediştir. Sokakta, internette gözü harama kayan bir genç namazda verdiği ahitlere ihanet etmiş olur.

Seccadede Verilen Söze Müessesede İhanet

“Sizden bekar olanları evlendirin.”[3]  ayetine muhatap olan servet sahibi müminler, namazda “Allahu Ekber” diyerek ilahî bütün talimatları olduğu gibi bu talimatı da kabul ettiklerini itiraf ederler. Müessesesinde, mahallesinde yahut sokağındaki gençlerin evlenmesiyle alakadar olmayanlar ise diliyle getirdikleri tekbire hayatın içinde yer bulamayan insanlardır. Bu yüzdendir ki Kur’an-ı Kerim asırlar önce, “Dünyada Allah’ın talimatlarını, Ahiret’te de hesabı yalanlayan adamı gördün mü?”[4]  buyurdu.

Bir Ömür Eza

Müslümanların alakadar olmadıklarından dolayı evlenemeyen gençler, “Evlenmeye güçleri yetmeyenler, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar.”[5]  ayetine uyup, bahanelere sığınmadan dümdüz ayakta durmalı, harama kaymamalı, bir anlık bir iffetsizliği bir ömür ezaya denk kabul etmeli.

Billboardların, ekranların, sokakların ürettiği ahlaksızlığın günaha çağırdığı gençler, en büyük günahları işleyen, iman ettikten sonra da hiç bir neslin korunamadığı kadar haramdan kaçan sahabeye bakmalı; her nevi günahı işleyip tevbe ettikten sonra taşlara bakmaktan dahi haya eden Peygamber öğrencilerini düşünmeli, onların edebine varis olmalı ve onların açtığı koridordan Cennet’e yürümeli.

Şehvetin bir yanardağ gibi patladığı bu zamanda ancak Allah Rasûlü’ne ﷺ aidiyeti olan gençler ayakta durabilir. Ancak onlar reddedilmesi gereken bütün sistemleri ve tuzakları boşa çıkarabilir.

Bir insan için yol kadar yol arkadaşları da mühimdir. Şehvetlerine mahkum olanlar iffet ve izzet yolundan rahatsız olur, kadın gibi erkeğe de sürekli tuzaklar kurar. Hastalığı tanımayanlar ya da önemsemeyenler bir gün hastalandıklarını anlarlar lakin içindeki duygular tedaviye mani olabilir.

Dilde Tekbir, Hâlde İnkâr

Kur’an-ı Kerim bu ümmetin bütün fertlerinin mârufu emir, münkerden nehye memur olduklarını haber verir. Arkadaşları darılır ya da kendine “yobaz” der diye büyük günahlar işlenirken susan, yakınlarının şehvet çukurlarına, oradan da Cehennem’e savrulmasına sessiz kalan her Müslüman diliyle söylediği tekbiri haliyle inkâr etmiş olur.

Erkeklerle Senli  Benli Konuşmalar

Allah’ın namaz emrine uyan lakin tesettür buyruğuna riayet etmeyen, erkelerle senli-benli konuşan, onların “Sana bu kıyafet ne kadar da yakışmış.” ifadelerinden onur duyan, eşinden daha sıcak muhabbetleri nâmahremle yapan bir muallime, bir doktor, bir hemşire  “Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın.”[6]  ayetini namazda okusa, Allahu Ekber diyerek tasdik etse de hâl diliyle, “Ey Kur’an! Bu ayetlerin devri geçti.” demektedir.

Mâziye Ait Bir Buyruk

Alışverişte ya da mektepte üç kelimeyle ifade edilebilecek bir mevzuyu erkeklerle daha fazla konuşmak adına beş, on kelimeyle dile getiren, işve yapan kadınlar her ne kadar namaz kılsalar, Allah Azze ve Celle’nin, “Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın.”[7]  ayetini kıyamda okusalar da, halleriyle  onun maziye ait bir buyruk olduğunu söylemiş olurlar.

İşte Başka, Evde Başka

Sabah namazına kalkan, evrad-u ezkarını yapan fakat işe giderken uzun süre aynanın karşısında kıyafetiyle meşgul olan; işte en iyi, evde eşinin yanında ise en eski kıyafetlerini giyerek örtünmesi gereken erkeklerin önünde en güzel, en güzel görünmesi gereken eşinin yanında ise dağınık bir hâlde duran kadın her ne kadar namaz kılsa, namazda, “Evlerinizde vakarlı bir şekilde durun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın.”[8]  ayetini okusa da hâliyle onun hükümsüz olduğunu ilan eder.

Kur’an-ı Kerim, “Diliyle Allahu Ekber diyen lakin hayatıyla onu itibarsızlaştıran adamı/kadını gördün mü?” diyerek, müminleri ma’rufu emretmeye, münkere karşı durmaya davet eder. Ailesine, eşine sahip çıkmakla mükellef olan babaları vazifeye çağırır. Farz namazları imamın arkasında kılan lakin en yakınlarının İslamsız hayatlarına karşı tek bir cümlesi olmayan müminlere, omuz omuza namaz kıldığın insanlara da İslam’ı anlatmakla memur olduğunu hatırlatır.

Kızına Bir Defa “Tesettür Var” Demeyen Babalar

Her sabah namaz kılan bir babanın evinden tesettürsüz bir hâlde çıkıp işe ya da okula giden bir kıza tek bir defa, “Yavrum! Rabbim sana örtünmeyi emrediyor!” demeyen aile reisleri, her ne kadar namazda Allah Azze ve Celle’nin, “Ey Allah’ın bütün buyruklarını kabul ederek Mümin olan kulları! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”[9] ayetini okusa da, hâlleriyle bunun önemsiz olduğunu söyler.

İslam Kardeşliği mi İslamsız Töre mi?!

Namaz kılan lakin kendi soyundan, boyundan diye Allah’a ﷻ ve Rasûlü’ne düşman olanlarla aynı safta duran, İslamsız töresini Allah’ın talimatlarına tercih edenler her ne kadar kıyama dursa, namazda Müminlerin ancak kardeş olduğunu[10] haber veren ayet-i kerimeyi okusa da hâlleriyle onu tanımadıklarını ilan etmiş olurlar.

Allah Rasûlü, ﷻ İslam’da insanların ırklarına göre değil imanlarına göre kıymetlendirileceğini, beyaz kadınların çocuklarının siyah kadınların çocuklarından üstün olmadığını ilan etti. Bilal b. Rebah ya da Selman-ı Farisi ırkından dolayı ikinci sınıf sahabi muamelesi görmedi. İslam yüreklere öyle yerleşti ki tabiûn ve onları takip eden kuşaklarda yer alan ulemanın önemli bir bölümü kölelerin çocuklarıydı. Araplar onların önünde diz çöktü. İlmi onlardan aldı. Namazda “Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.”[11]  ayetini okuyan, rükuya giderken aldığı tekbirle bu hakikati bütün varlığıyla tasdik ettiğini ilan eden bir mümin  Allah ve Rasûl düşmanlarının yanında ya da arkasında yürürse diliyle okuduğu ayeti, hayat tarzıyla reddetmiş olur.

Kur’an-ı Kerim Mevsimlik mi Ömürlük mü?!

Surette Müslüman, yaşantıda gayr-i İslami bir hayat yaşayanlar merhametten nasipsiz olur. Bu nasipsizliğin insan vicdanını en fazla tahrip eden hâli ise yetim istismarıdır. Kur’an-ı Kerim bu noktada şöyle buyurur: “Yetimi itip kakan asıl odur.”[12]   Yani İslam’ı reddeden ya da diliyle ikrar edip ameliyle karşı çıkandır.

Namaz kılmayan dolayısıyla da Rabbiyle sıladan mahrum olanlar, haram çukurunun kenarında yaşar; birinden çıkar, diğerine yuvarlanır. Bir gün yetimi aşağılar, bir gün fukaranın malını iç eder. Bir şehirdeki bütün fakirlere bakacak kadar servete sahip olan kaç kişi onlarla aynı mahallede yaşamaktan ya da biriyle aynı masada yemek yemekten rahatsızlık duymaz?!

İslam’ın bütün devrimleri devirmesinin ve yine devirecek olmasının en büyük müjdecisi, poz verme ya da oy alma kaygısı olmadan en zenginle en fakiri, Abdurrahman b. Avf’la Ebû Zerr’i aynı safta toplaması ve insanların bunu tekrar yapacak yegane nizamın o olduğuna inanmasıdır.

Ölünce tabutuyla geleceği holding merkezine, yaşarken “Bu binaya Allah’ın ﷻ fakir ve Şeriatçı kulları giremez!” diyen adam, başkasının mülkünde oyun oynayan, kendini oyunun havasını kaptırıp gerçek anlamda hükümdar olduğunu sanan ve ancak öldüğünde uyanacak bir zavallıdır. Namaz onun için de bir uyanma çağrısıdır. Namazı suretleriyle kılanlar, “O hâlde sakın yetimi ezme, isteyeni de sakın boş çevirme!”[13]  ayetini dilleriyle okusa, mevlid programları tertip etse de, hâlleriyle, “Ey Kur’an senin ahkâmın ancak Ramazanda ya da en yakınlarımızın öldüğünde geçerlidir. Sen ömürlük değil, mevsimlik bir kitapsın.” der.

Yılın İyilik Ödülü

Namazsız hayatlar, menfaatleri için dünyayı ateşe vermekten sıkılmaz. Çünkü onlar sadece kendileri için yaşarlar. Hâlleri yetimlerin arsalarını istimlak eden, ona göre bir şehir planı hazırlayan, sonra da birleştirilen arsaları üzerinde muhteşem siteler kuran, ardından da dostları tarafından “yılın iyilik ödülü”ne layık görülen millet düşmanı gibidir.

Birisini dağa çıkaran bir eşkiya bir kişiyi öldürür, arsa hırsızları bir şehrin yetimlerinin hakkını çalar. Tarihin eşi ve benzerini görmediği, beynamazlar güruhunun taklid mercii olan hırsızlar topluluğu Batı ise Afrika’yı, Asya’yı istimlak eden küresel soyguncudur. Londra’yı, Paris’i, Newyork’u yetimlerin alın terleri ile onların mallarıyla kurdular.

Yol Kesiciden Merhamet Beklenmez

Eşkiya dağlarda pusu kurar lakin Batı havadan, karadan şehirlere ölüm kusar. Namaz kılan bir müslüman bu katillere özenir; yemesinde, içmesinde onları taklid ederse bedeniyle kıldığı namazı hayat tarzıyla inkar etmiş olur.

1959’da Avrupa Konseyi’ne bağlı olarak kurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) adalet beklemek yol kesiciden merhamet ya da namus yobazlarından iffetli hareket beklemek kadar boş bir hayaldir. Müminler söz ve hareket planında dini yalanlanlayanlardan uzaklaşırsa iradelerine güç gelecek ve bütün mazlumlara haklarını iade edecek dünya mahkemelerini kuracaklardır. Hem namaz kılan hem de küffarla dostluğa devam edenler dilleriyle namazda okudukları, “Ey iman şerefine muhatap olanlar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar yalnızca birbirlerinin dostlarıdır. Ve kim  onları dost edinirse kesinlikle onlardan olur.”[14] ayetini hâlleriyle reddetmiş olurlar. Namaz kılmayanda merhamet aramak kredi verdiği insanları iflas ettirdikten sonra onlara bakıp ne büyük adam olduğunu düşünen tefecide merhamet aramak gibidir.

Namaz kılanların Kıyamet şuuru, hesap bilinci; onların ise kiliseleri, papaları, kardinalleri var. Lakin çocuklar denizlerde boğulurken, açlıktan ölürken ne Papa’dan ne etrafında toplananlardan dünya çapında bir tepki geldi. Vatikan, “yoksulu doyurmaya teşvik etmez”[15], koridorlarında böyle bir hakikat yankılanmaz.  Kendi memurlarından ibaret olan BM’ye bir defa insan onuruna saygı gösterin demez. Çünkü onlar insan onurunun baş düşmanlarıdır.

Secdeden Gelen Kıyam

Muhacir çocukları, namaz kılan müminlerin ve bu toprakların merhametinin bir tecellisidir. Pek çoğunu babaları, “Türkiye Osmanlı’nın bakiyesidir. Orada müminler yetimi incitmez, kadına kem gözle bakmaz, aç-açık bırakmaz.” deyip de buraya gönderdi. Kaç bin Müslüman “Allah Teâlâ  onları yokluk ve hicret, bizi de varlık ve vatanımızda ikametle imtihan ediyor.” diyerek onlara sessiz sedasız infakta bulunmaktadır. Müslüman bilir ki günler insanlar arasında döner durur. Belayı def etmenin yolu ise Allah Azze ve Celle’nin emirlerine iktida etmektir.  Yoksulluğa direnen lakin dilenmeyen bir muhacir kızı kış gününde kaldırımlarda kalem satarken uyuyup kaldığı bir anda bütün kalemlerini satın alıp onu kalem satmaktan müstağni kılmak, sağdan soldan kadın derneklerine ya da kadına dair sempozyumlar düzenleyenlere değil ancak namaz kılanlara nasip olur. Öyle de olmalıdır. Namaz kılan lakin mazlumların bu topraklardaki varlığından rahatsız olanlara Kur’anı Kerim diyor ki: “Namazı suretleriyle kılıp, hakikatinden mahrum olanların vay haline!”[16]  Suretleriyle namaz kılan lakin halleriyle “infak ayetlerini” reddedenlere veyl olsun!

Namazı sureti gibi hakikatiyle de kılan müminler bilirler ki, onların tek dayanağı Mevla Teâlâdır. Dilleriyle olduğu gibi hâlleriyle de Allahu Ekber dediklerinde secdeden kıyama kalkar gibi  zulmün karşısında kıyam ederler.


[1]  Mâ’ûn, 107/1: (ﺍَﺭَﺍَﻳْﺖَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻳُﻜَﺬِّﺏُ ﺑِﺎﻟﺪِّﻳﻦِ)

[2]  En’âm,  6/162: (ﻗُﻞْ ﺍِﻥَّ ﺻَﻠﺎَﺗِﻰ ﻭَﻧُﺴُﻜِﻰ ﻭَﻣَﺤْﻴَﺎﻯَ ﻭَﻣَﻤَﺎﺗِﻰ ﻟِﻠّٰﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ)

[3] Nûr, 24/32: (وَاَنْكِحُوا الْاَيَامٰى مِنْكُمْ وَالصَّالِحٖينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَاِمَائِكُمْ اِنْ يَكُونُوا فُقَرَاءَ يُغْنِهِمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ)

[4] Mâ’ûn, 107/1: (ﺍَﺭَﺍَﻳْﺖَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻳُﻜَﺬِّﺏُ ﺑِﺎﻟﺪِّﻳﻦِ)

[5] Nûr, 24/33: (وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذٖينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتّٰى يُغْنِيَهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ)

[6]  Ahzâb, 33/33: (وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُولٰى)  

[7] Ahzâb, 33/32: (يَا نِسَاءَ النَّبِىِّ لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَاءِ اِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذٖى فٖى قَلْبِهِ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلًا مَعْرُوفًا)

[8] Ahzâb, 33/33: (وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُولٰى)  

[9]  Tahrîm, 56/6: (يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا قُوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْلٖيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلٰئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّٰهَ مَا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ)

[10] Hucurât, 49/10: (اِنّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ)

[11] Hucurât, 49/13: (اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰیكُمْ)

[12] Mâ’ûn, 107/2: (فَذٰلِكَ الَّذٖى يَدُعُّ الْيَتٖيمَ)

[13] Duha, 93 /9-10: (فَاَمَّا الْيَتٖيمَ فَلَا تَقْهَرْ وَاَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ)

[14] Mâide, 5/51: (يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارٰى اَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاِنَّهُ مِنْهُمْ)

[15] Fecr, 89/18: (وَلَا تَحَاضُّونَ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْكٖينِ)

[16]  Bkz. Mâûn, 107/4:  (فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّٖينَ)

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir