Bayram hutbesi Süleymaniye’de İhtişam, Dârulacezede Merhamet

Kardeşlerim!

Gün doğar, yeryüzünü kaplayan karanlık örtü zail olur; zulmet gider, nur gelir, gözler güneşin ziyasıyla çiçeği, çimeni görür. Oruç da güneş gibi bir nurdur; Varlığımızı örten karanlık noktaları aydınlatır.

İnsan oruçla tasaffi eder. Tasaffi ettikçe ruh özgürleşir. En uzak gurbetler oruçla en yakın vuslata döner.

Her iftar, müebbed fecrin biraz daha gün doğumuna yaklaşmasıdır. Bayram sabahı bütünüyle kör noktalar kaybolur ve bayram ruhumuz için bir gün doğumu olur. Bu yüzden her müstakim mümin var oluşu için bir ramazan bekler.

Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’de Recep ayı girdiğinde, Ramazan menziline erebilmek için, اللهم بارك لنا في رجب وشعبان وبلغنا رمضان“Allahım! Receb ve Şaban’ı bizim hakkımızda mübarek kıl, bizleri Ramazan-ı şerife de ulaştır” diye yalvarırdı.[ref]Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat, IV, 189; Beyhakî, Şuabu’l-Îman, III, 375.[/ref] Bu erişin şükrünü ifa edebilmek için kadim zamanlardan beri minarelere, “Hoş geldin ya şehre ramazan!” mahyaları asılırdı.

Ramazan en sevgiliye doğru bir seyir halidir; o bir seyr u sulûktür. Bayramsa O’na varıştır. Bu yüzden sâlik, bayramda seyir müddetinde yaşadıklarını geride bırakmanın hüznünü yaşar. Bu, mutlak hüzündür. Eğer sâlik seyr halinde yaşadığı sahur bereketini[ref]Müslim, Sıyâm, 9[/ref], iftar sofrasında bekleyişini, saf saf olup teravihle yönelişini, mukabelelerdeki arzını, her hasenatın yüzler sevapla kıymetlendirildiği mübarek anlardaki sair ibadetlerini belli semboller olarak anlayıp eda ettiyse bayram ramazandan ayrılış olur. Ruh tekrar gurbete düşer. Bu ise, içerisinde hüsran olan bir hüzündür.

Yanı sıra, bir de coğrafyamızın aç çocuklarına, ağlayan annelerine, seyr halinin nura gark olduğu “Kadir Gecesinde” Hıms’ta, Halep’te, Der’a’da, Arakan’da camilerde ve sokaklarda yaşanan Müslüman katliamına hüzünlendik.

Bayramın diğer yüzü ise seraba sürurdur. Çünkü o, hürriyetin en güzel muştularını söyler. Orucun küfre ve her nev’î öfkeye karşı kalkan[ref]Müslim, Sıyam 30.[/ref] olup koruduğu ruh onunla güvende olur. Zira ruh, Cennetin kapılarının sonuna kadar açıldığı, cehenneminkilerin kapandığı, şeytanların zincire vurulduğu bir ayın[ref]Müslim, Sıyâm, 1.[/ref] muhkem surları içindedir.

Bütün uzuvlarla tutulan bir ramazanın bayramı; Süleymaniye’de ihtişam, Dârulaceze’de merhamet, Arakan’da kardeşlik, Şam’da hassasiyet, Türkistan’dan Mağribe uzanan coğrafyada ümmet olmayı hissetmektir. Yani bayram, İslam’ın olmayı emrettiği her noktada onun tayin ettiği ölçüler dâhilinde inisiyatif almaktır.

Bayram sabahı yeryüzü, en doğudan batıya doğru güneş karşısında bir dekor gibi açılan namaz saflarına ve Müslüman sevincine tanıklık eder. Normal zamanlarda olmaması gerekenler de yer alır bu dekorda. Bayram sevincine kimlerin, ne surette şahit olacağı hususunda Umm-u Atiye (radiyallahu anha) Allah Resulü’nden nakillerde bulunmuştu. Buna göre fazla elbisesi olanlar olmayanlara verir ve ergenliğe yaklaşan genç kızlar, özel hallerindeki kadınlar, evlerine kapanmış olanlar da bayram namazı için musallaya çıkar. Bir farkla ki özel hallerinde olanlar namaz kılmadan safların en arkalarında durup bu en güzel hayra ve duaya şahit olurlar.[ref]Müslim, Salâtu’l-Îdeyn, 2.[/ref] Bayram sabahı bu büyük sevinç Doğu Türkistan’da başlar sırasıyla İslamabad, Kabil, Bağdat, Şam, Mekke ve İstanbul’da yaşanıp Saraybosna’dan ötelere ulaşır.

Bayram ‘sürurdur’ demiştik. Çünkü bayram sabahında camiler, farklı dil ve renkleri olduğu gibi âlimle cahili, hamalla iş adamını aynı safta tevhit eder. İnsan, uzun zamandır görmediği, ya da görmek istemediği ile aynı mekânı paylaşır. Sağında ya da solunda farklı sebeplerle kendine en uzak gördüğü insanlar vardır ve onlara, “es-selam-u aleyküm…” der. Evs’le Hazrec’i, Muhacir’le Ensar’ı, siyahla beyazı birleştiren ilahi irade, her bayram sabahı yeniden tecelli eder: “Sen yeryüzünde olan her şeyi infak etseydin, yine de onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah, onların aralarını bulup kaynaştırdı.”[ref]Tevbe (8): 63.[/ref]

Bayram sabahı camiler, Menaha’daki Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) musallâsına benzer. Erkekler, çocuklar ve en arkada kadınlar… Melekler de bu saflara tanık olmak için yeryüzüne iner. Gelir ve giderler… Aslında onlar Hz. Âdem daha yokken varlığımızın kirli noktalarına bakıp hilafetimize şöyle diyerek şerh düşmüşlerdi: “Bizler seni hamdinle tesbih ve takdis ederken yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılacaksın?”[ref]Bakara(2): 30.[/ref] Sonra Kur’an-ı Kerîm halkalarında, bayram namazı saflarında ruhlarımızın arınmış bölgelerine baktılar ve ilahi huzura varıp, yeryüzüne inip âdemoğlunu görmek, onunla aynı havayı soluklamak için izin istediler.[ref]Kadr (97): 4.[/ref] Hâdise insanın üzerindeki meniye önce necaset gözüyle bakıp tiksinmesi daha sonrada o ete ve kemiğe bürünüp çocuğu olunca onu canından bir parça kabul edip en sevgili görmesine benziyor.

Hz. İbrahim (aleyhisselam) kendisine gelen meleklere selamlaşmadan sonra kızartılmış bir buzağı takdim etmişti.[ref]Hûd (11): 69.[/ref] Bayram sabahı müminler de meleklere, içerisinde her nevi ibadetin yer aldığı ramazaniyelerini yanık bir yürek, münkesir bir gönülle en yüce huzura ulaştırmak üzere teslim ederler. Onlar bizim adımıza namazda, oruçta, sadakada, ahde vefada istikameti alıp götürürler. Yani yaşanan bir İslam’ın haberini taşırlar. İşte o zaman enfüste ve afakta bayram anlamına ulaşır ve müminler şu ayete muhatap olur: “Allah’ın lutfu ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler.”[ref]Yunus (10): 58.[/ref]