FAİZİN YA DA EMEKSİZ KAZANCIN TARİHİ

Üretmek ve tüketmek üzerine kurulan insan hayatının iktisadî boyutu insan kadar kadîmdir. Hz. Adem’e eşyayı/esmayı öğreten1 Allah Azze ve Celle, neyin helal, neyin haram olduğunu bildirmiştir.

Allah Azze ve Celle bütün zamanlarda alım satımı helal, faizi ise haram kılmıştır.2 Karşılıklı rıza ve ödenen bir bedelle bir şeyin mülkiyetinin bir şahıstan diğerine intikaline ticaret3; Mali fonları belli bir süre kullanmanın karşılığı olarak ödenen fazlalığa4 ise faiz denir. Ticarette, tüccar zaman, iş gücü ve beyin gücü harcayarak, faizde ise sermaye sahibi, hiçbir şekilde risk almadan, karşı taraf zarar etse de kâr elde eder. Bu yüzden faiz ilahî bütün dinlerde haramdır. Güç ve sermaye sahiplerinin tazyikiyle bir takım fasid te’villere saparak bazı din adamları harama helal dese de, Dinler Tarihi metinlerinde çok sayıda Haham ve Rahibin faizin haram olduğuna dair ibaresi vardır. Filozofların ve rahiplerin hakkında çokça konuştuğu faiz hakkındaki ilahi hükmü son defa Allah Rasulü ﷺ bildirmiştir.

I. İLKÇAĞDA FAİZ


Eski Yunan’dan Eflatun (M. ö. 427-347) ve Aristo (M.ö. 384-322) başta olmak üzere pek çok filozof ve devlet adamı faizin ne olduğu veya ne olmadığı konusu üzerinde durmuş ve insan hayatındaki tesiri üzerine fikir beyan etmiştir. Sermayenin safında yer alanlar faize yol açmış, alın terinin kutsallığına inananlar ise faize karşı çıkmıştır.

Sermayenin Safı ve Alın terinin Kutsallığı
Eflatun faizi ahlaka aykırı bularak reddetmiş ve faizin yasaklanmasını talep etmiştir. Ona göre, ideal bir toplumda fertler maddi çıkar düşüncesinden uzak yaşamalı, yokluğa olduğu gibi, aşırı bolluğa karşı da önlem alınmalı, para, bizzat servet değil, servet elde etmenin aracı olmalıdır. Bu yüzden bencilliğe ve gelir dağılımında adaletsizliğe yol açan faiz yasaklanmalıdır.5
Faizle zengin olmanın eşyanın tabiatına aykırı olduğunu savunan Aristo, -bir mübadele aracı olan- paranın servet vasıtası olarak kullanılamayacağını söyledi. Kısır bir metal olan paradan kazanç elde etmeyi gayri tabii ve adalete aykırı bulduğunun altını çizdi. Parayı yumurta vermeyen kısır bir tavuğa benzeten ve “para yavrulamaz” diyen Aristo’ya göre para, bu hususiyeti cihetiyle bir insandan, bir bitkiden veya bir hayvandan çok daha farklı bir şeydir.6
Yunan filozofları parayı sadece mübadele aracı olarak kabul ettiklerinden dolayı kiralanması sonucu ortaya çıkan geliri de reddetmişlerdir. Bir başka doktrininde Aristo, paranın yatırım aracı olarak parayı çekemeyeceğini söylemiştir.7 Faizin geniş kitleleri, parayı elinde bulunduran azınlık için haksız bir kazanç kapısı haline getirdiğini görenler faize de, para ticaretine de karşı çıktı.

Bir Peygamber’e muhatap olamadığından rıhtıma kadar gelen lakin kurtuluş gemisine ayağını koyamayan Romalı iki devlet adamı filozof; Marcus Tullius Cicero (M. ö. 106-43) ve L. Annaeus Senaca da (M. ö. 3- M. s. 65) faizi merkeze alan iktisadi bir nazariyeyi tenkid etmiştir.8 Çünkü insanlığın “selameti” için acı çeken bütün muzdaripler faize dayalı bir finansmanı reddetmiştir.

Kansız ve Silahsız Sömürü sistemi: Faiz
Roma’nın ilk dönemlerinde de faiz almak yasaktı. Zamanla tüccar sınıfının imtiyazlar kazanmasıyla bu yasak esnetilmiş, ancak faizle alakalı belli tahditler yasada kalmıştır.9 Allah’a inanmayan bir sistem, kendisi gibi lâ dini olan bir sermaye ile ittifak kurunca, en yanlışa en doğru diye bakar, kansız ve silahsız sömürü sistemi olan faizin sonuna kadar önünü açar.

Faiz, Sümer, Bâbil, Asur gibi Mısır’da da zenginler adına fakirleri sömürmüştür. Lâ dini sistemlerin bir kısmı faizi tamamıyla yasaklamasalar da bütünüyle önünü açmamış; borçlular lehine olacak bazı düzenlemeler yapmış faiz oranlarına farklı düzeylerde sınırlamalar getirmiştir. Nitekim Mısır’ın Firavunlar tarafından idare edildiği zamanlarda faizin anaparayı aşması yasaklanmış, borcunu ödeyemeyen kişinin alacaklısının kölesi olduğu Eski Yunan ve Roma’da ise borçlunun sorumluluğu malı ve zimmetiyle, faiz % 12 ile sınırlandırılmış, Jüstinyen ticarette bu oranı korurken asiller için % 4 sınırını getirmiştir.

 

II. ORTA ÇAĞDA FAİZ


Orta çağ Avrupasında dini ve siyasi hayat gibi iktisadî yaşam da Kilise’nin esaslarına, onun teolojisine göre teşekkül etmişti. Kilise’nin buyruğu tartışılmaz, emrine itiraz edilmezdi. Faiz başta olmak üzere ticaret, kâr, mülkiyet, fiyat ve para gibi pek çok iktisadî mevzu Kilise hukukuna göre tanzim edilmişti. Bir meselenin ya da bir davanın neticeye bağlanması, helal ya da haram olması din adamlarının hükmüne göre belirlenmekteydi.

A. Eski Ahit’te Faiz
B. Yahudilik’te yasak olan faiz Hristiyanlık’ta da yasaktı fakat Haçlı seferlerine sermaye temin etmek, Kilise’nin servetini artırmak, sanayi devrimiyle zuhur eden finansman açığını gidermek gibi hususiyetlerden dolayı Kilise faizin önünü açtı. Bizzat Kilise tarafından faiz lehinde teoriler geliştirildi. “Faiz kapitalin kirasıdır.” denilerek haksız kazanca helal kavramlarla cevaz arandı.
Eski Ahit’ten Kitâb-ı Mukaddes, faizin yasak olduğunu ve ondan uzak durulması gerektiği söyler: “Kardeşinize para, yiyecek ya da faiz getiren başka bir şey ödünç olarak verdiğinizde ondan faiz almayacaksınız.” 10
“Ya Rab! Diyarına kim konuk olabilir, kutsal dağına kim oturabilir? Kusursuz yaşam süren, adil davranan, yürekten gerçeği söyleyen, parasını faize vermez, suçsuza karşı rüşvet almaz, böyle yaşayan asla sarsılmayacak.”11
“Faiz ve tefecilikle malını artıran kişi o parayı yığarken fakirlere kim yardım edecek?”12
“Kalbimle, kendimle istişare ettim büyükleri ve valileri azarladım ve onlara dedim ki: ‘Sizin her biriniz kardeşinden rüşvet alıyor ve onlar aleyhinde büyük bir grup oluşturdum.’”13
“Faiz karşılığında vermedi. Murabaha ile de almadı. Zulümden uzak durdu, iki insan arasında gerçek adaletle hükmetti. Emellerim doğrultusunda yürüdü. Hak ile amel edebilme adına hükümlerimi yerine getirdi. İşte o dindardır. Uzun hayat yaşasın. Yehova böyle buyurdu.” 14
“Senin yolunda kan dökmek için rüşvet aldılar. Faiz aldın, murabaha yaptın, zorbalıkla komşularından haksız kazanç elde ettin ve beni unuttun. Rab Yehova’nın sözü.”15
Musevîlik ve Hıristiyanlık gibi semavî dinler asılları itibariyle faizin her çeşidini yasaklamıştı. Lakin Kutsal Kitapların, bizzat onları korumakla mesul olan din adamları tarafından tahrip edilmesi ve dünyevi saikler belli noktalarda faizin önünü açtı. Bunun bir tezâhürü olarak Yahudiler faiz yasağını kendi aralarında uygulamış, sair milletlerden faiz almada bir beis görmemişlerdir. Nitekim, Easton’un İncil Sözlüğü, Musa Kanunu’nu özetlerken faizle alakalı şu cümleleri sarf eder; “Musa Kanunu’na göre eğer İsrail Oğullarından birisi borç alacaksa, istediği miktar ona verilmeli, yabancılardan faiz istenmesine rağmen ondan faiz istenmemelidir.16

B. Yeni Ahit’te Faiz
Maalesef ki, Yeni Ahit’te, Eski Ahit’te olduğu gibi sarih bir şekilde faizin haram olduğunu bildiren bir ibare yoktur. Din ve Ahlak Ansiklopedisi’ne göre Yeni Ahit’te, “Faize yönelik Hristiyanların vicdanlarını yönlendirecek doğrudan bir talimat yer almamaktadır.”. Ancak, Yeni Ahitte Hz. İsa’ya atfedilen öğretilerin bazı kısımlarında faize karşı açık uygulamalar söz konusudur. Bu kısımlardan birinde, Hz. İsa şöyle demektedir:

“Geri alacağınızı umduğunuz kişilere ödünç verirseniz, bu size ne övgü kazandırır? Günahkârlar bile verdiklerini geri almak koşuluyla günahkârlara ödünç verirler. Ama siz düşmanlarınızı sevin, iyilik yapın, hiçbir karşılık beklemeden ödünç verin. Alacağınız ödül büyük olacak, Yüceler Yücesi’nin oğulları olacaksınız. Çünkü O, nankör ve kötü kişilere karşı iyi yüreklidir.”17 Hristiyan din adamları, anaparayı dahi geri almamayı telkin eden, “karşılık beklemeden ödünç vermek” şeklindeki ibareden faiz almanın evleviyetle caiz olmadığını anlamıştır.

İlk kilise konseyleri Eski ve Yeni Ahit’i esas alarak faizi yasaklamıştı. Bu yasak sadece ruhban sınıfına değil tüm Hristiyanlara şamildi. St. Thomas Aquinas gibi bazı Hristiyan pederleri (ruhani liderleri) faiz hususunda detaylı incelemeler yapmış ve Roma İmparatoru Gratian ve Üçüncü Lateran Konseyi (1179) adına ortaya konan kanuna göre, açıkça tefecilik yapan kişilerin cemaat toplantılarına iştirak edemeyeceği ve öldüklerinde Hristiyan adetlerine göre gömülmeyeceği belirtilmişti.

19. Yüzyıla kadar Katolikler faize karşı olduklarını açıkça deklare etmişlerdir. 16. Yüzyılda Protestanların lideri Martin Luther de tefeciliği kınamış ancak insanların zayıflıklarını bahane ederek müsamaha göstermiştir. John Calvin Hristiyan liderler arasında faize karşı daha yumuşak bir bakış gösteren ilk liderlerdendir. Devam eden dönemlerde Medeni Hukuk yavaşça Kilise Hukukundan ayrılmış ve zaman içerisinde Batı’da faiz de kurumsallaşmıştır. 18

Yahudiler kendi aralarında, Hristiyanlar ise -orta çağda- umumi manada faize karşı çıkmış, faizcilere karşı da direnmişlerdir. Ne var ki her iki din mensubunda geleneksel hale gelen dini esasları tahrif etme alışkanlığı, dünyayı dine uydurma noktasında zorlandıklarında, dini dünyaya uyarlama şeklinde tecelli etmiş ve faizin yasak olduğunu insanlara bildirmekle sorumlu olanlar, bizzat faizin önünü açmışlardır. Bu noktada Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır, “Onlar, Allah’ı bırakıp, din adamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i Rab edindiler. Gerçekte ise onlara sadece tek olan Allah’a kulluk etmeleri emredilmişti. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O, yüceler yücesidir; onların ortak koştuklarından münezzehtir.”19.

Kilise Kendi Kuyusunu Kazdı
Sanayi Devrimi ve beraberinde gelen büyük sermaye ihtiyacı, ek sermaye talebini ortaya çıkarmış, aynı ihtiyaç yatırım yapma arzusu içiresinde olan Kilise için de söz konusu olunca servet sahiplerinden faiziyle geri ödenmek üzere borç alındı. Kilise’nin, Haçlı Seferleri için gerekli olan bütçeye sahip olmaması da faiz yasağını çiğnemesinde etkili olmuştur. Milletinden faizle ödünç para toplayan Kilise, belli bir zaman sonra dev bütçesiyle faizle borç veren kuruma dönüştü. Faize karşı çıkan Kilise, faiz müessesine dönüşünce İncil’deki ilgili ibareleri bu tür faaliyetlerin önünü açacak şekilde yorumladı; Faizi meşrulaştırarak kapitalizmin doğuşuna zemin hazırladı, kendi mezarını kazdı.

C. Saint Thomas
Hıristiyanlığın faize alternatif olacak bir nizam vaat etmekten aciz olması, orta çağdaki faiz yasağının delinmesine ve zamanla merkezinde faiz olan bir ekonomi modelinin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu noktada Hristiyanlığın faize bakış açısını değiştiren Aristo’nun fikirleriyle Hristiyanlığı terkip ve tevhid eden Saint Thomas’tır (1225-1274).

Thomas, faizi hem doğal hukuk, hem de Hristiyanlık ahlakı zaviyesinden değerlendirip, hangi durumlarda meşru, hangi durumlarda ise gayr-i meşru olduğunu belirterek faiz yasağını belli bir oranda hafifletmiş, Calvin gibi faizi meşru addeden Hristiyan din adamlarının da yolunu açmıştır.

Saint Thomas’a göre, ödünç verilen bir borç için faiz almak, olmayan bir malı satmak gibi olduğundan caiz değildir. Ancak Thomas bu noktada bir şeyi tüketmekle, kullanmayı birbirinden ayırt ederek, kullanmak için verilen bir borçtan bedel alınabileceğini söylemiştir. Buna göre buğday gibi bir tüketim maddesini ödünç veren kişi, buğdayı geri alırken ondan kullanım ücreti alması caiz değildir. Lakin herhangi bir tüketimin söz konusu olmadığı evin ya da aletin kiralanması halinde bedel almak caizdir. Faiz-kira ayırımında önemli kriterler belirleyen Saint Thomas, iktisadî şartların değişmesine paralel olarak faizin meşruiyet yolunu aralamış, iyiliğin ödüllendirilmesi çerçevesinde borçlunun alacaklısına şükran borcu niteliğinde bir fazlalık vermesinin meşru olduğunu söylemiştir. Bu hükmünü ise, ödünç veren kişinin bir müddet kullanamadığı parasından mütevellit zararının telafi edilmesi gibi bir gerekçeyle açıklamaya çalışmıştır. Önceleri faize karşı olan Saint Thomas’ın bu yaklaşımı daha sonra bazı akademisyenlerin tüketim ve üretim faizi şeklindeki ikili tasnifine zemin hazırlamış, üretim kredisinin meşru addedilmesine sebep olmuştur. Bu noktada tüketim ödüncü ribâ denilerek reddedildi, ticarî ödünç ise “faiz” denilerek kabul edildi. Bu tasnifi yapanlara göre, üretim için alınan borçların üretken olması yani faize tabi olması meşrudur. Nitekim üretim için alınan bir borçtan faiz alınabileceğini söyleyen meşhur reformcusu Jean Calvin (1509-1564) de üretimle tüketimi birbirinden tefrik ederek, gürüşlerini ribâ’nın faizden farklı olduğu kabulü üzerine bina etti. Martin Luther’in aksine Calvin, faizin günah olmadığını, servet peşinde koşmanın ise meşru olduğunu savunarak biriktirilen paraların faiz karşılığında iktisadi faaliyetlere yönlendirilmesini ve ağır sanayinin, ticaretin ve büyük mali teşebbüslerin çoğalmasının ancak bu şekilde mümkün olacağını söylemiştir. Batı’da Calvin’den sonra ribâ ile faiz birbirinden farklı görülmüş ve nihayet 1789 Fransız İhtilâli sonrasında kanunun belirlediği sınırlar çerçevesinde faizli işlemlere resmen izin verilmiştir.20
Orta çağ sonlarına kadar faize mevzu olan borçlanmalar, genellikle tüketim amaçlı olur ve ihtiyaç sahipleri aldıkları borçları ve borçlardan mütevellit faizleri ya bütün mülkiyetlerini ellerinden çıkararak öder ya da hukukî kişiliklerini kaybeder, alacaklıların birer esiri gibi yaşarlardı. Hasadın iyi olmadığı yıllarda derebeylerden faizli borç alan çiftçiler de, borçlarını ödeyemez, zamanla kendi toprakları üzerinde işçi olurlardı. 21

 

III. Liberalizm


Yeni dönemde Kilise’nin faizin günah olmadığı yönündeki telkinleri, Orta çağ ekonomik yapısının hızlı bir şekilde dönüşmesi, sanayi devrimiyle üretimin artması ve ona bağlı olarak sermaye talebinin oluşması, on sekizinci yüzyıl Avrupasında önce liberalizmin sonra da liberalizmin ta’dil ve tashihinden kapitalizmin doğmasına yol açtı.
Liberalizm, fert, cemiyet ve devlet ilişkilerinde ferdin özgürlüğünü, ferde karşı devletin yetkilerinin tahdidini ve devletin ekonomik hayata müdahalesinin doğru olmadığı görüşünü savunan felsefî, siyasî ve iktisadî fikir akımıdır. Liberalizmin temelinde ferdin çıkarını esas alan, “Bırakınız yapsınlar.” anlayışı vardır.
Sömürgecilik ve dış ticaret yoluyla elde edilen sermaye birikimi, tarımın ticarileşmesi, kağıt paranın ortaya çıkması, bankacılık sisteminin gelişmesi, sanayi tesislerinin kurulması, Kapitalizmin zihni temellerini oluşturan Liberalizm’e güç verdi.
İktisadî hayatta tam serbestliği esas alan Liberalizm, Sanayi devrimiyle ortaya çıkan sermayedarların daha da güçlenmesine, işçi sınıfının ise çok kötü şartlarda yaşamasına yol açtı. Bu sosyal felaket bir yönüyle Sosyalizm, diğer yönüyle de Kapitalizm’in doğuşuna zemin hazırladı. Sosyalizm, liberalizmi bütünüyle ortadan kaldırmayı hedeflerken, Kapitalizm, Onun, “bırakın yapsınlar” ifadesini, arz talep dengesini esas alan bir bağlamında değerlendirip devletçe kontrol edilen bir zemine oturttu.22

 

IV. Kapitalizm


Üretim araçlarının özel mülkiyete ve kâr amacıyla işletilmesine dayanan kapitalizm, liberalizmin devletin müdahalesine açık halidir. Kapitalizmde mülkiyet mutlak anlamda tek kişiye aittir. Kişi kendi başına malı ele geçirdikten sonra, başkasının gölgesini de ondan uzak tutmak ister. Bunun, ‘başkaları cehennemdir” görüşünden en küçük bir farkı yok.23 Batılı ülkelerde insanların cemiyet içinde, cemiyete rağmen birey olarak yaşamasının, yabancılaşmasının ve yalnızlaşmasının arkasında bu zihniyet vardır.
Kapitalizm daha çok üretebilmek çin fertten daha çok tüketmesini ister. Bu yüzden medya tüketimi cazip hale getiren reklamlarla doludur. Çünkü Kapitalizmde tüketim arttıkça üretim de artar. Ekonomi üretim ve tüketim arasındaki dengeye bağlıdır. Büyük şirketlerin bünyesindeki reklam birimleri, tüketimi artırabilmek için yıl boyu çalışır. Oysa aşırı tüketim enflasyona –paranın değer kaybetmesine- neden olur. Bu durumda ülke ekonomisini yöneten siyasi irade paranın değerinin azalmaması için faizi arttırır. Yani haram olan israf başka bir haramı (faizi) dolaylı yoldan besler. Kapitalist ekonomiler aşırı tüketim, enflasyona, enflasyon da faiz artışına sebep olur. Bundan dolayıdır ki, kapitalist ekonomilerin tarihine baktığımızda 10 yılda bir krize girdiklerini görürüz.24
Bu gün orta ve düşük gelirli ailelerdeki önemli problemlerden biri, yüksek gelir sahibi aileler gibi istedikleri düzeyde tüketimde bulunamamalarıdır. Bundan dolayı kapitalist sistemlerde yolsuzluk, hırsızlık, dolandırıcılık, gasp ve zengin mahallelerinde özel mala zarar verilmesi gibi birçok toplumsal sorun ortaya çıkmaktadır.
Kapitalizm kendine sürekli yeni pazar arar. Hatta yeni pazarlar için savaş çıkarır. Pazar arayışları/sömürgecilik kavgası yüzünden sadece I. ve II. Dünya savaşlarında toplam 74.5 milyon insan öldü.25 Bu, “Sınırları, mallar aşmazsa ordular aşar.” diyen Kapitalist bir zihniyet için tabii bir durumdur.
Kapitalizm, hayatı ekonomiye, insanı da üretime bağlar. Kapitalizmde insan, tüketimi artırması cihetiyle değerlidir. Kapitalist, kendisiyle aynı malı üreteni rakip, tüketeni ise daha çok mal satın aldığı oranda değerli görür. Oyunların ve çizgi filmlerin bir hedefi de çocukları tahrik ederek tüketimi terviç etmektir. Özellikle çizgi filmlerde piyasaya sürülmeye hazır bir ürün sürekli öne çıkarılır. Daha sonra da çocuklar babalarına çizgi filmdeki karakteri satın alması için baskı yapar. Hadisenin bu yönünü idrak edemeyen bazı babalar birçok psikolojik sıkıntıya girer ve bu durum aile içi huzursuzluğu tetikler. Kapitalizm, daha çok kazanabilmek için yalnızca toplumsal hayatı değil, evlerin içini de olumsuz manada etkiler.

Kapitalist devletler, pazar ülkelerine üretilen malı tüketebilecek seviyede ve yalnız kendilerinden mal alma şartıyla kredi verir lakin büyüyüp kendileri gibi üretici olmalarına müsaade etmez. Örneğin Amerika Türkiye’ye Marshall Yardımları çerçevesinde -tarım ve madenciliği kalkındırma amacıyla- 72 milyon dolar kredi verdi. Anlaşmaya göre Türkiye tarım ve madencilik için verilen krediye karşılık ihtiyaç duyduğu tüm araçları ABD’den almayı taahhüt etti. Böylelikle ABD hem mallarını ihraç edecek bir Pazar buldu, hem Türkiye’nin üretimine engel olarak muhtemel bir rakibinin ortaya çıkmasını engelledi, hem de faiziyle beraber kredisini tahsil etmiş oldu.26
Liberalizm gibi komünizm de faizi meşru kazanç olarak kabul eder ve ekonomi nazariyelerini faiz düzeni üzerine bina eder.
Batı’da XV. ve XVI. yüzyılda zuhur eden ve XVIII. yüzyılın ikinci yarısından sonra ciddi manada intişar eden faiz teorileri, usulde faizi kabul etmekle birlikte, detayda ihtilaf içerisindedirler. Günümüzde ise iktisatçılar faizin meşru olup-olmadığını değil, hangi oranda alınması gerektiği üzerine tartışmaktadır. Bunun temelinde ise, iktisatçıların, faizi her çeşidiyle yasaklayan İslam Ekonomi sistemini gereği gibi bilmemesi ve bu yüzden kapitalizmden başka çarelerinin olmadığına inanmaları vardır.

Batı ile Doğu, gelişmiş ülkelerle, geri kalmış ülkeler arasındaki sermaye dağılımındaki adaletsizliğin baş nedeni, üretimi değersizleştirip paradan para kazanmayı temin eden faizdir. Faiz sisteminden dolayı sadece 1 haftada doğudan batıya 2.2 milyar para çıkışı yaşandı.27 Bir yılda 52 hafta olduğu düşünülürse yılda 114 milyar dolar doğudan batıya para geçişi yaşanıyor.

Servetin sınırlı sayıda insanın elinde toplandığı toplumlarda faiz, azınlığın çoğunluğu sömürü vasıtası olmuştur. Sermaye hayatın sadece bir yüzünde durmamış, insanlara aşıladığı tüketim hırsıyla bedendeki ruh gibi onunla iç içe olmuştur.

 

V. İslam


İslâm ekonomisinde temel üretim faktörleri arasında sermaye yer almaz. Üretim faktörü olarak görülmeyen bir şey için faiz gibi bir karşılık beklemek veya sermaye geliriyle yaşayan bir zümrenin oluşması İslâm ekonomik sisteminde söz konusu değildir. Bu nedenle İslâm’da faizin, bir para politikası aracı olarak kullanımı yasaklanmıştır. 28
Kur’an-ı Kerim kesin bir şekilde yasakladığı faizle meşgul olmayı Allah ve Rasulüyle ﷺ savaşmak bağlamında zikretmiştir. 29

Kur’an- Kerîm faizin her çeşidinin gayr-ı meşru olduğunu belirtmiştir; “Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin; Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.”30 mealindeki ayetten hareketle anlaşılmaktadır ki, Allah Teala, ara dönemlerde gerçekleşen faizlerin anaparaya eklenmesiyle elde edilen birleşik faizi 31 de yasakladı. Bu noktada “basit faiz caizdir.” şeklinde bir iddiada bulunmak açıkça ayetin manasını tahrif etmeye cüret etmektir. Zira ayette geçen “kat kat artırılmış faiz”, “Faiz yemeyin” şeklindeki yasağı kayıt altına almak için değil, Cahiliyye Araplarının, katlamalı faiz geleneğini yermek içindir.32 “Eğer tevbe edip (faizden vazgeçerseniz), sermayeniz sizindir; Böylece (borçlulardan anaparadan daha fazla alarak) zulmetmemiş ve (verdiğinizden daha azını alarak da) zulme uğramamış olursunuz.33 mealindeki ayet de hiçbir şekilde anaparadan fazla bir para almanın caiz olmadığını belirtmektedir.
Dünya çapında İslam Devletlerinin hakim olduğu asırlar, faizli muamelelerin asgari düzeyde olduğu zamanlardır. Bu günse faiz o derece geniş bir çapa ulaşmıştır ki, bütün insanlar, Batılı beyaz adam için çalışsa da yine borçtan kurtulamaz. Bugün dünyadaki toplam borç 217 TRİLYON dolardır.34 Dünyanın en büyük ve en zengin ekonomisi olan ABD ekonomisinin yaklaşık 19 trilyon dolar olduğu düşünülürse borç rakamı bunun 11.5 katı demektir ki bu muazzam büyük bir rakamdır. 35
Tarihin akışına bakıldığında ne acılar, ne ızdıraplar, ne ekonomik krizler, ne de istilalar sürekli olmuştur. Dünya ekonomisi daha uzun zaman faizci bir sistemin tasarrufunda kalamaz. Kapitalist devletlerin pazarı konumundaki ülkelerde, siyasi olduğu kadar iktisadî manada da bir uyanış var. Artık herkes sömürüldüğünün farkında. İnsanlığın bundan sonraki ortak projesi ise dünyanın nasıl faizden kurtarılacağı şeklinde olmalıdır.

İslam kapitalizmdeki aşırı tüketimin hızını “İsraf” silahıyla keser; daralan üretime ise infak, zekat, sadaka gibi kavramlarla can verir, üretimin önündeki engelleri kaldırır. Kapitalizm, daha rahat sömürebilmek için böldüğü, olmalarına da, ölmelerine de müsaade etmediği ülkelerin uyanışına engel olamayacaktır.
Faizci sistem tarih boyu en büyük darbeyi İslam’dan yedi. Müslümanlar, insanlığa, İslam İktisad Nizamını tatbik edecek donanım, şuur ve iradeye sahip olduklarını anlattıklarında faize dayalı sistemin sonu başlayacaktır.


Dipnotlar:

1 Bakara, 31.
2 Bakara, 275.
3 Bkz Takî Osmanî, Esbâbu’l-Ezmati’l-Maliyye ve ‘Ilâcuhâ, Dımeşk, 2015, 2045, 60.
4 Halil Seyidoğlu, Ekonomik Terimler, İstanbul, 2002, 187.
5 Erol Zeytinoğlu, İslam’da ve Sair Sistemlerde Faiz, Tatışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, Para Faiz ve İslam, İSAV, 92.
6 Zetinoğlu, a.g.m, 92.
7 islamreligion.com/articles/542/interest-and-its-role-in-economy-and-life-part-3/
8 Her iki filozofun fikriyâtının umumi manada tahlili için bkz. Macirt Gökberk, Felsefe Tarihi, R.K., İstanbul, 2000, 106-112.
9 Bkz. islamreligion.com/articles/542/interest-and-its-role-in-economy-and-life-part-3/
10 Tesniye, 19:23
11 Mezmurlar: 5, 1,2,5:15.
12 Özdeyişler, 8:28.
13 Nehemya,5:7
14 Hezekiel, 9,8:18
15 Hezekiel, 12:22
16 Mısır’dan Çıkış, 22:25; Tesniye, 23:19,20; Levililer, 25:35-38.
17 Luka 6: 34-35.
18 islamreligion.com/articles/542/interest-and-its-role-in-economy-and-life-part-3/
19 Tevbe 31
20 DİA, Faiz.
21 Zeytinoğlu, a.g.m., 95.
22 Heyet, Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, İstanbul, 1990, II, 441-444.
23 Sezai Karakoç, İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü, İstanbul, 2003, 29.
24 2008 yılındaki son ekonomik kriz üzerinden 10 yıl geçti, Dünya yeni bir krize doğru gidiyor.(2018)
25 https://onedio.com/haber/kanli-bir-tarih-ii-dunya-savasi-ile-ilgili-15-onemli-bilgi-657284
26 https://www.dunyabulteni.net/tarih-dosyasi/abd-nin-turkiye-ye-etkisi-ve-marshall-plani-h115088.html
27 https://www.dunya.com/finans/haberler/gelismekte-olan-ulkelerden-fon-cikislari-15-yilin-zirvesinde-haberi-419579
28 Ahmet Tabakoğlu, İslâm’da Para Politikası Hakkında Bir Deneme, Para Faiz ve İslâm, Tartışmalı İlmi Top- lantılar Dizisi 4, İlmi Neşriyat s. 88.
29 Bakara, 275-279.
30 Âl-i İmrân. 130.
31 Birleşik faiz: Kişiden alınan faizleri anaparaya ekleyip bir daha faiz almak(Faizin üstünden ikinci bir faiz)
32 Ebussûd, Muhammed b. Muhammed, İrşâd-u Akli’s-Selîm, Beyrut, 1999, II, 32.
33 Bkz. Bakara, 279; Anlamı Nesefîdeki izahat esas alınarak verilmiştir: Ebû’l-Berekât Abdullah b. Ahmed ed-Nesefî, Medâriku’t-Tanzîl, Beyrut, 2008, I, 226.
34 http://www.usiad.net/index.php?option=com_content&view=article&id=1459:duenyada-toplam-borc-217-trilyon-dolar&catid=52:haberler&Itemid=71
35 https://egezegen.com/ekonomi/dunyanin-en-buyuk-ekonomileri-siralamasi/